• 16.02.2014 00:00

 Bir toplumun olgunlaşması, kötü alışkanlıklarından arınması kolay değildir. Türkiye gibi, işlerin bir açıdan Bizans oyunlarıyla diğer açıdan Şark kurnazlığıyla yürüdüğü bir memlekette  hayatı düzene kavuşturmak sıradan bir iş olmasa gerek. Dolayısıyla hayata kalite kazandırmak istiyorsak ekstradan çalışıp çaba göstermemiz lazım.

Demokrasi ile idare edilen bir ülkede yaşıyorsanız oyunu kuralına göre oynamak durumundasınız, bu çalışma alanlarından biri de sivil toplum örgütleridir.  Dernekler, Vakıflar, Odalar ve Demokratik Kitle Örgütleri hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Kısacası her vatandaşın en az 3- 5 Sivil Toplum Örgütlerine üye olması gerekir ki,  bu kuruluşlar da halk adına huzur içinde çalışsınlar,  kamu adına hizmet etsinler, olup biten hadiselere katkı versinler    müdahil olsunlar.

Ne acıdır ki ülkemizde Derneklere üye sayımız 8-9 milyon civarındadır , ki bunlar arasında birden fazla derneğe üye olan vatandaşlarımız da var, yani derneklere üye olan vatandaşımızın sayısı 8 milyondan da azdır. Üstelik vatandaşlarımızın bir kısmı hala derneklere üye olmaktan çekinirken,  bir kısmı da üye olup da ne yapacağım düşüncesiyle mesafeli duruyor. Ayrıca devlet nezdinde de derneklerin ciddi bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Örneğin Yasama ve Denetleme Organı olan TBMM’inde sivil toplum örgütlerinin meclisle işbirliği içinde çalışması için bir çalışma ofisi bile yok. Halbuki gelişmiş dünya devletlerinde  STÖ’leri vazgeçilmez kuruluşlardır. Hem yasal olarak bir karşılığı, bir değeri var hem de devlet, derneklere üye oranında mali destek veriyor.

Malum derneklerin tüzükleri üyeleri tarafında oluşturulduğu için hayatın icabına göre değişik amaçlı kurulan dernekler kuruluyor. Mesela Anadolu insanı ve TBMM arasında düzenli iletişim sağlanamadığı için vekillerle sağlıklı bir iletişim kurup meclisi bilgilendirmek amacıyla, bir kentin farklı renkleri ve dinamikleri bir araya getirerek  Türkiye küçük Millet Meclisler(TKMM) oluşumları Özgür Düşünce Derneğinin bir çalışması olarak her ayın ilk hafta sonu 22 ilde vekil-müvekkil  buluşmasını sağlayarak gündemi değerlendirip rapor ediyor ve İstanbul’daki mutfağı aracılığıyla bir ortak payda hazırlayarak meclisi bilgilendiriyor.

TkMM oluşumları özerk olup 13 özelliğe sahip meclislerdir.Ancak bazen yerel konu ön plana çıkınca toplantı formatı değişebiliyor, Ocak, Şubat ve Mart ayları toplantısında yerel seçimler ağırlıklı gündem oluşturuyor.Bu nitelikli meclislerden habersiz olan kimi Belediye Başkan adayları bir türlü meclis programında bir araya gelmiyorlar, biri bu ay gelirken diğeri başka bir zaman dolayısıyla medeni dünyada olduğu gibi bunları yan yana getirmekte zorlanıyoruz. Şimdi önümüzde seçim öncesi bir Mart ayı kaldı umarım bu oturumda bir araya gelirler.

Malum TkMM’leri Sivil Toplum ve siyaset arasında bir köprü işlevini görüyorlar ve eninde sonunda bunu başaracağız, yoksa “Eski tas eski hamam” olursa hayatta aynen oluğu gibi paldır küldür gidecek. Buna da artık tahammülümüz kalmamıştır. Birileri seçildi diye kendini bu halktan üstün tutmaya hakkı yoktur. Bey-maraba dönemi kapanmıştır. Bu gün halkın huzuruna gelmekten çekinen siyasetçi yarı kim bilir hangi amaca hizmet edecek? Dolayısıyla bu konuda hem hassasız hem de çalışma potansiyeline sahibiz. Seçtiğimiz vekili de başkanı da takip etme ve denetim altında tutmaya muktediriz. Çünkü sivil toplum her geçen gün gelişiyor, hayatın lehine kamuya hizmet eder hale geliyor. 

Artık siyasetin arka bahçesi durumunda olan STÖ’leri modası geçti.Kimi dünya ülkeleri kavgasız gürültüsüz yaşamayı beceriyor da biz neden becermeyelim? Netice itibariyle STÖ, Basın, Siyaset kurumları bir ve beraber bu zeka ürünü olup Abdurrahman Dilipak ve Şanar Yurdataban’ın oluşturdukları TkMM’ne sahip çıkmak, geliştirmek, katkıda bulunmak boynumuzun borcudur.

Selam ve sevgilerimle