• 6.03.2014 00:00

 Sakın ola okul müdürlüğünü başka bir kurumun müdürlüğüyle kıyaslamayalım. Çünkü okuldaki aksaklıklar insanımızın geleceğime etki ediyor, başarısı da niteliğini olgunlaştırıyor.

Şimdiye kadar bir türlü düzenli bir tarzla okul müdürlüğü atamasını yapamadık. Eskiden devletin defolu yönetildiği yıllarda liyakat usulüne göre atama yapılıyordu ama o yıllarda liyakati uygulamak için şartlar elverişli değildi devlet   ideolojikti fişlemeler havada uçuşuyordu, okul aile birlikleri çok zayıf ve yetkisizdi, sivil toplum eğitim öğretime ilgisizdi.

Sonradan sınav usulü geldi ki bir facia dönemi iki kitap okuyan idareci oldu, havasından geçilmez. Tutturmuş benim hakım şöyle, benim hakkım böyle. Okul üzerinde bir ağırlığı yok informal yönetim tarzını hiç beceremediği gibi yönetmelik yönetmenlik diyerek çalışma ortamını zehir eden nice idareciler türedi. Üstelik başarı ve başarısızlıktan da kimse müdürü sorumlu tutamıyor, kağıt üzerinde işler yürüdükten sonra gerisi teferruat.

Müdürün biri dokuz öğretmenle çalışıyor dokuzu da ondan memnun değil ama kendisi diyor ki “ben haklıyım” alsana sınav ürünü bir müdür. Bir başka müdür diyor ki.”müdür dediğin saat 11’lerle okula gelir, rahatımı bozmayın” ,

Ben liyakat usulü ile atanan müdürlerdendim, bir gün bir öğretmenin öğretmenler kurulunda beni acımasızca eleştirdi ben dedim ki arkadaşlar ben müdürüm bu arkadaşınızla polemik yaşamam doğru değildir. Biriniz beni savunamaz mısınız bir öğretmen arkadaş kalktı beni eleştiren öğretmeni uyardı, haksız duruma getirdi. Ama ben Bakanlık müfettişlerinin soruşturmasına takıldım okulumda yaptığım en hayırlı çalışmamdan sorgulandım, bu durum karşısında hevesim kaçtı müdürlükten istifa ettim.

Sevgili dostlar müdürlük çok zor bir iştir. Tüm personelinin moral ve motivasyonunu yüksek tutacaksınız, öğrencilerinin sorunlarını takip edip çözeceksiniz, hatta velinize bile katkı yapmakla yükümlüsünüz. Yani bin öğrenciniz varsa bin aile ile irtibatlı bir başarınız söz konusudur. Dikkat ederseniz öyle sıradan bir iş değildir. Hele 10-15 yıl eğitim öğretime emek vermeyen öğretmenlerden müdür seçerseniz başarı elde etmeniz çok daha zorlaşıyor.

Peki yeni atama usul ne getiriyor ne götürüyor.

1-Müdürlüğün 4 yıl sonra değerlendirilerek tamam ya da devam fırsatını üst yönetime verdiği için çok yararlı bir yöntem.

2-Müdür okulla ilgili stratejisini ortaya koyarak idareye talip olacak, yani bu dört yılda ne yapar ne yapamaz başta ortaya koyacak.

3-20-30 yıllık idarecileri görevden almayı kolaylaştıracak, tabi bunlardan gerçekten işinin ehli olan kimselere yine görev verilecek ancak okula git-gel yapan idarecilere de müdürlük görevi verilmeyecek.

4-Yönetici atama komisyonunda ilde şubesi olan Sendikanın da temsilcisi olmalıdır.

Tek sakıncalı yönü acaba bu atama tarzına siyaset müdahale edebilir mi? İşte burada bir felaket duruyor. İşini iyi yapmayıp, yalan dolanla politika yapan defolu kimi siyasetçiler bu atama meselesine burnunu sokarlarsa vay halimize. Çünkü okul idaresi diğer idare tarzlarına benzemiyor. Buradaki başarısızlık ülkenin geleceğimizi ilgilendiriyor.

Anlatılıyor ki bir Lisede bir müdür yardımcısı yer değiştirmiş onun yerine atansın diye bir vekil milli eğitim müdürüne isim vermiş, yetmiyormuş gibi bir de sorumluluk alanını bile belirlemiş. İnşallah yanlıştır. eğer doğruysa bu vekile de, bunu kale alan milli eğitim müdürüne de, bu teklife eyvallah diyen okul müdürüne de teessüf etmemek elde değil.

Çünkü okul içi görev dağılımı sadece okul müdürünün tasarrufundadır. Bu hakkını başkasıyla paylaşan müdür kusura bakmasın müdürlük vasfını kaybetmiştir.

Siyasilere sesleniyorum milli eğitimin yakasından düşün, bakın şimdiye kadar bir türlü eğitim öğretimimizi düzeltmek için uygulamalarınızın bir katkısı olmadı. Bir Müdür ataması yapılınca da Diyarbakır eğitim öğretimini nereden nereye getirebilir tek ölçünüz bu  olsun. Ayrıca, “Bu öğretmeni buraya, bu idareciyi şuraya al” gibi eskiden kalma küçük işlerle uğraşmayın. Bakın bakayım üçüncü dünya ülkeleri dışında bu basit oportünist yaklaşımlar kaldı mı?

Hepimiz biriz, beraberiz, kardeşiz; her birimiz kabiliyetimiz ölçüsünde işbölümü usulü ile hayata katkı veriyoruz, ister hizmetli, ister genel müdür mesleği itibariyle değil insanlığıyla yanımızda yer almadıkça, değer bulmadıkça,  bu toplum iflah olmaz unutmayalım insani ve İslami değerleri ön planda olan kimse değerlidir.  Bu mantıkla yaşayıp hayata katkı vermek dileğiyle.  

Yani müdür görevlendirme tarzını düzenleyen bu yeni taslak  gayet medeni ölçülere uygundur, bizim de ne kadar medeni olduğumuza bir sınav olacak.Ancak bu atama tarzını oluşturacağı sorunları gidermek için de bir hazırlığımız olmalıdır. Müdürlükten öğretmenliğe dönmek durumunda olan eğitimcileri muhakkak iki aylık bir seminerden geçirmemiz lazım. Ama bu yetmiyor, en kısa zamanda öğretmenlik mesleğine de “Eğitim Çalışanı” adı altında özerk ve yarı sözleşmeli bir yasal konum kazandırarak bu mesleği 657 sayılı yasadan kurtarmak lazımdır.

Öğretmenlik vasfını kayıp etmiş duruma gelen yöneticileri yönetim kademesinde değerlendirmek gerekir, hizmeti epey ilerlemişse 30 yıllık idarecileri emekliliğe ikna etmek gerekir diye düşünüyorum.

Ne yaparsak yapalım eğitim öğretimin sorunları bitmez. Eğitim öğretim gündemimizden düşmüşse vay halimize.

Bakın ben 9 eylül 2013’te Norveç’teydin yerel seçimler oldu iki parti yarışıyordu bu partiler seçim kampanyasını eğitime endeksli yapıyorlardı. Her iki partide eğitim öğretimi ben daha iyi bir konuma getiririm diye vatandaşı ikna etmeye çalışıyorlardı. İşte dünya bu şekilde eğitim öğretime ilgi gösteriyor.