• 29.06.2014 00:00

 Geçmiş geleceğe ışık tutuğu gibi, tarihin akışı içinde üstlendikleri misyonla insanlık tarihine ismini altın harflerle yazdıran kimselerin de kişilerin hayatında yeri doldurulamaz bir değeri vardır.

Dolayısıyla bir aşiretin, bir topluluğun, hatta dünyanın sahiplendiği evrensel şahsiyetlerin daima insanlığa katkısı olmuş olmaya devam ediyor.Manevi nüfuzları, günümüzün caydırıcı dediğimiz yasalardan daha da etkili oluyor.

Diyeceksiniz ki kimden bahsediyorsunuz arkadaş bir az meseleyi somutlaştır da biz de anlayalım.Doğrusu bu sorunun cevabını vermek  kolay değil, çünkü bu mana aleminin erleri biri diğerinden saygın, hangisinden başlayayım acaba? karar vermekte zorlanıyorum.

Ancak bu Cumayı bir camide kıldım Mevlana Halitten bahsediyordu, ayrıca Mevlana Halidin makberini de bir ara ziyaret ettiğimden dolayı en iyisi bu bir pozitif ayrımcılık olsun deyip bu zattan bahsedeceğim.

Sene 2008 iki günlük bir Suriye gezisine katıldım, ancak gezimize Mevlana Halidin mekanından başladık.Rehberimiz şuurlu bir öğretmendi, Dedi ki bu zatı üç şekilde anıyoruz;

HalitiBağdadi: Bağdatta ilim tahsil ettiği için,

Haliti Nakşi: Nakşi tarikatında tasavvuf şeyhi olduğu için,

Haliti Kürdi: Bir Kürt kendi olan Süleymaniye’de doğduğu için,

Ne ilginçtir arkadaşlarımızın bu son ismine küçük harflerle de olsa itirazı oldu ancak Haci Hasan adlı rehberimiz geri adım atmadı, ses tonunu yükselterek şöyle dedi: ‘Ya arkadaşlar, Türkiye Türklerinin yüzünde şaşırdık kaldık, bakın ben de Türküm fakat Kürtlerle bir sorunum yok, adam Süleymaniye’de dünyaya gelmiş bir Kürt’tür, buna başka bir ad mı takalım yani?’ Arkadaşların sessiz kalmaları da beni mutlu etti bir anlamda ‘sükut ikrardandır’ gibi bir durum oluştu,

Mevlana Halidin Kürt olduğunu anne annemden duymuştum, çünkü babası Diyarbakır Hüsrev paşa camisinde 17 yıl ilim tahsil etmiş muttaki bir alimmiş, onun değerini fark eden o günün Maarif(Milli eğitim)müdürü kızını ona vermişti.Mevlana Halitin cübbesini Bediüzzamana gönderdiğini de ondan duymuştum duymuştum, Müceddidi asır olarak kabul edilen Mevlana Halit sanki lisani hal ile şöyle demişti: ‘Ey Said-i Kürdi, benin görevim bitti şimdi sıra sizde.’ Emaneti devralan Bediüzzaman iman hizmetleri çerçevesinde fazlasıyla görevini yerine getirdi ancak kimi nurcu kardeşler Ümmeti Muhammed ile Risaleyi Nur arasında maalesef bir perde oldular, neredeyse yedi fırkaya ayrılan Risaleyi Nur o kadar insan eli üzerinde katkı aldı ki, kimi müminler risalelere mesafeli durdu ve Risaleyi Nurun bereketinden mahrum kaldılar. Müminlerden istirhamım Nurcuların arasına girmeseniz de Risaleyi Nuru okuyun. Günümüzün şartlarında İmani açıdan müminler için müthiş bir destek veriyor.

Hoca efendi Mevlana Halidin büyüklüğünden bas ediyordu, elbetteki böyle yüce şahsiyetlerin yaşama tarzı, tekamül süreci dinlemeye değerdir. Ancak ben de bu zatın vasiyetnamesinde bir kesit sizinle paylaşacağım.

…………

Şöyle diyor bu müstesna şahsiyet,

*Eşlerinize zulüm etmeyin,

*Çocuklarınıza sahip çıkın,

*Malınızı doğru düzgün kullanın,

*Benden sonra da ağmayın.

Şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp bu vasiyetinden payımıza düşeni almaya çalışalım.Gerçekten herbirimiz bu mevzularda ne kadar sıkıntılı olduğumuzu fark edeceğiz. Ailemizle diyaloğumuz nasıldır? Çocuklarımıza karşı sorumluluğumuzu yerine getiriyor muyuz? Malımızı nereden nasıl elde ettiğimizi bir düşünelim, varolan malımızı nerelere harcadığımızı bir değerlendirelim. Komşum aç benim de iki evim varsa bunun doğru olup olmadığını kendimize bir soralım.

Aramızda bir yüce şahsiyet vefat ettiği zaman ağlayıp sızlayacağımız yerde onda bir şeyler modelleyelim değil mi?

Demek istediğim tarihi şahsiyetlerimizi unutmayalım, onlar gibi biz de arkamızda selam ve dua bırakalı ki, bizim de dua edenlerimiz olsun.

Bu duygular içinde Ramazanı şerifleriniz mübarek ola Allah’a emanet hayırlı iftarlar.