• 4.07.2014 00:00

 Ülkemiz yeni bir hava, yeni bir dil yakalıyor. Adaylığı belli olan her üç cumhurbaşkanı adayları da sanki bu sürece barışçıl bir katkı yapacaklar gibi bir umut uyandırdılar.

Selahattin Demirtaş etnik hassasiyete dayalı bir siyasi cenahtan gelme, ancak hoşgörü ve barışçıl temeller üzerinde bir kampanya atmosferinde ülkenin sorunlarını sahiplenen bir profil ortaya koyarak Anadolu insanı arasında oluşan kırgınlığı tamir edebilir.

Ekmeleddin İhsanoğlu CHP’nin ve MHP’in tabanlarını bir birine yaklaştırarak, ayrıca CHP’nin ülkenin değerleriyle barışmasına bir vesile olacağı açısından gelecek bakımından huzur ve güven için, CHP tabanında var olan sanal kaygılar için iyi bir vasıta olacağı kanaatim hasıl oldu.

Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylığının açıklandığı gün kürsüde yaptığı birleştirici ve  temkinli, hassasiyetlere karşı duyarlı, kucaklayıcı ve bütünleştirici konuşması da beklenenin ötesinde bir duruş, bir cumhurbaşkanı profilini ortaya koyması normalleşen Türkiye’de artık taşların yerine oturacağına bir kanıttı.

Her cümlesi altı çizilmesi gereken anlamlı ifadeler olmasına rağmen özellikle bu bir hatime değil bir fatihadır demesi ve fatihanın bir anlamda mealini okuyarak konuşmasını bitirmesi de çok manidar, çok dikkat çekiciydi.

Fatihada ne var;

1-Besmele var

2-Eşitlik var,

3-Esirgemek ve bağışlamak var,

4-Ahret inancına vurgu var,

5-Allaha kulluk ve ondan yardım dilemek var,

6-Doğru yolda kalma talebi ve kararlılığı var,

7-Allah’ın gazabından kaçınmak ve nimetlerine talip olma var.

Şu yedi değere bakıyorum, birden bir, on binden bir, belki yüz binden bir sinsi din düşmanları kimselere dışında bu değerler Anadolu insanının içselleştiği değerlerdir.

Kimi ilim erbabının ifadesiyle,fatihanın ilk veya ikinci ayeti olan “Hamd Alemlerin sahibi olan Allah’a mahsustur” ifadesi eşitlikçi, barışçıl ve hayatı yaşanır hale getiren önemli bir düsturdur.

Sağımızdan solumuzdan başlayarak dünyaya baktığımız zaman insanlık bu düsturdan uzaklaştıkça sorun yaşıyor. Biz kavramı varken ben sen kavgası, etnik farklılıklar, mezhep farklılıkları, din farklılıkları  vs. İnsanlık ayırım yaşadıkça erozyona uğruyor ve her gecen gün kan kayıp ediyor.

Bağışlamayı esirgemeyi kibir ve nemelazımcılıkla öteliyoruz hayatın tadı kaçıyor, hem kendimiz kin ve husumetle köreliyoruz hem de kardeşçe yaşamamız gerek yanı başımızdaki insanın meziyetlerinden, aklından, muhabbetinden mahrum kalıyoruz.

Ahret inancını bir anlık unutulmuş gibi yaşayarak her mevzuyu üç günlük dünya şartlarına göre değerlendiriyoruz.

Yüce Allah’a olan itimadımızın eksikli dünyada zaman zaman eğilip, bükülmemize, dik durmamız gerek yerde taviz vermemize sebep oluyor.

Duadan mahrum kalıp, nefsani duygularımıza zaman zaman esir düşerek yanlış yapmamıza fırsat oluşturuyoruz.

Tarihin saygın şahsiyetlerini model almayıp, yanlış rollere girebiliyoruz maazallah.

Hangi birini anlatayım Fatihasız bir hayat hezimettir her açıdan defoludur, iyi ki toplumun bize kazandırdığı bir kültürel değerimiz var ki özünü fatihadan alıyor, farkına varmadan aslında fatihayı yaşatıyoruz.

Ne mutlu fatihayı yaşatanlara, insanca gibi yaşayıp, adam gibi ölenlere. Arkasında hoş bir seda bırakarak, selam ve dua ile yad edilenlere. Gerisi kal-u kildir, sevgili dostlar.

Selam ve dua ile