• 6.07.2014 00:00

 Birçok dünya ülkelerinde olduğu gibi bizde de vatandaşlığın iki temel sorumluluğu var; vergi vermek ve vatani görevini yerine getirmek. Ancak ne hikmetse  vatandaşlarımızın bir kısmı bu iki görevi de yerine getirmekte pek hevesli değil, hatta her fırsatı kullanarak bu sorumluluğu yerine getirmekten kaçıyorlar.

Bu sorunu tek yünlü olarak vatandaşa yüklemek doğru mu acaba? Bak sana, vatan haini vergisini vermiyor, askerliğini yapmıyor diye vatandaşı eleştirmek ne kadar hakkaniyetle ölçülür? Bu konuda devletin de payı yok mu?

Aklı selim çerçevesinde tarafsız bir gözle baktığımız zaman aslında bu ihmalde en büyük pay hantal devlet anlayışının olduğu aşikardır. Nasıl mı? Bir sefer, vatandaş uzun yıllar vergisinin harcanması gereken yere gitmediği kanaatini taşıyordu hâlâ bile tereddüt yaşıyor, hatta vergisiyle beslenen ve “Milletin göz bebeği” dediği ordusu vatandaş üstü bir eda ile terör estiriyor, yerine göre hükümete meclise gözdağı veriyordu. YAŞ toplantılarında Genel Kurmay Başkanının Başbakanla yan yana oturduğunu unutmadık. Hâlâ bile Genel Kurmay Milli savunma bakanlığına bağlanamamış.

Askerlik dediğin; rahat hazır ol, yat kalk, kimisi emir eri, kimisi garson, kimisi ayakkabı boyuyor. Yetmiyormuş gibi vatandaş asker ocağında hakaretle, korkuyla tedip ediliyordu. “Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete” oyunlarıyla vatandaşı askerden soğuturken, Her Türk asker doğar sloganıyla da Türkleri milliyetçilik oyunuyla aldatıyorlardı. Neyse ki o günler geride kaldı, Askerlik, mantığın durduğu yer olmaktan çıktı. Oğlum şu anda asker ve halinden memnundur. Umarım her askerin keyifle askerlikten bahsettiği günler de gelir.

Şükürler olsun ki bir çok subay içine sindirmediği halde askeri yapılanma baştan aşağı dizayn ediliyor. Vatandaşın kendini orada saygın ve güvende hissettiği bir kurum haline geliyor. Bu yeni zihniyete dayanamayan Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları aynı anda istifalarını vermediler mi? Neyse derdimiz büyüktür.

Ne var ki bu süreçte Milli Savunma Bakanımızın ifadesiyle 500 bini aşkın askerlik vazifelerini ertelemiş ya da kaçak durumda olan vatandaşlarımız var. Bu bir sorunu yaşayan vatandaşlarımız, hem yaş itibariyle askerlik çağını aşmış durumdalar, hem de kısa zamanda bunları silah altına almak ordu açısında da mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla sıra dışı bir sorun olarak ortada duruyor. Bu sorunun asıl çözümü ödenebilir bir miktarla(12.000-15.000TL gibi) bedelli askerliği bu vatandaşlarımıza yaptırmaktır.Ancak bedellilerin yapmakta olduğu bir aylık askerlik süresinde, bu vatandaşlarımıza  İnsan haklarını, Aile kavramı içinde bireyin yeri ve babalık eğitimi, İlk yardım ve Afet eğitimi verilmeli ve böyle önemli bir programın provasını yaptıktan sonra askerlik programının içine alarak askerliği nitelik açısından cazip hale getirilmesini sağlamak gerekir.

Bu münasebetle yarı okul haline gelen askerlik Anadolu insanı için bir cazibe merkezi hali gelir. Askerlik görevini yapan bir vatandaş hem vatandaşlık hak ve ödevleri konusunda daha duyarlı olur hem de “ iyi ki askerliğimi yaptım” diyerek övünebilir.

Eğer bir memlekette vatandaşlar askerlik görevini yerine getirmekten kaçıyorsa kendini ilk etapta sorgulaması gereken kurum ordudur. Askerler üzerinde anketler yaparak askerliğin nasıl daha cazip hale gelebileceğini bilmeli ve ona göre kendine çeki düzen vermelidir. Anlamlı bir ifadeyle yazımı renklendirmek istiyorum; ”Ayakkabının kalitesini ayakkabıyı yapana değil, giyene sormak lazım” demişler. Neden mi? Saraç diyor ki,

- Ben sana çok iyi ayakkabı yaptım.

Giyen de diyor ki,

-Yok arkadaş ayağıma dar geliyor, beni rahatsız ediyor.

 Bu durumda kime kulak vermek lazım gerisini siz düşünün.

Durum bu iken askerliği cazibe merkezi haline getirmek için her ne gerekiyorsa yapmak lazım. Askerliğini yapan vatandaşa bedelliden gelen paradan katkı vermek lazım. Ayda 100 Tl askere yansıtıp teskeresini alan her askerimize 500 Tl katkıda bulunulursa fena mı olur? Hele hele bedelli askerliyken gelen paranın nefer başı 5.000TL eğitim-öğretime aktarsak ve bunu deklere etsek tarihin en anlamlı kararını vermiş oluruz.

 Bunlar aklı selimin öngörüleri. Artık yetkili etkili insanlarımız gerisini düşünsün. Zaten ben askeri yapılanmayla ilgili 2006 yılında yazdığım bir makaleden dolayı 9 ay ceza aldım, neyse ki cezam şartlı ertelendi, üstelik zaman benim haklılığımı da ortaya koydu. Bir daha bu konuda yargılanmak istemiyorum.  Benden bu kadar.

Saygılarımla.