• 21.10.2014 00:00

 Ülkemizde öyle alışıla gelmiş yanlışlar var ki hangi birini ele alsam diye şaşı kaldım. Geçende “bize zihniyet değişikliği lazım” başlıklı bir yazımda yazının makul ebatına göre ancak yedi sorunu sığdırmıştım. Şimdi bir yedi daha ele alalım.Yedisi de bir başka yazıya inşallah.

1-Uyuşturucu mafyası: İnsanımızı helal kazanca alıştırmamız lazım, emek alın teri, üretime alışmamız lazım. Sadece bu mu yapılan işin insan hayatını nasıl da zindana çevirdiği, uyuşturucu kullananlarının nasıl da günden güne yok olduğu ve ailelerin biricik evlatlarının nasıl da çürüdüklerini bu yanlış kazanç yolunu seçen vatandaşlarımıza anlatmamız lazım. Şimdi soruyorum biri dese ki. “Ben sana bir 100 bin TL vereceğim ancak o anda ben hastalanmaya başlayıp kısa zamanda öleceğim, ebedi hayatta da senin yakana yapışacağım onu da bil” acaba hangi insan bu durumda o kişiden para alabilir. Halbuki hepimiz biliyoruz ki uyuşturucu kullanımı sonucu binlerce evlatlarımızın hayatı yaşanmaz hale geliyor.

2-Çek senet mafyası:Bu mafyanın bu düzeyde bir vaka olarak ortaya çıkması devletin adalet mekanizmasının gevşek işlemesi, ve mağdur kimselerin hakkına bir türlü ulaşamamasından kaynaklanıyor.Ancak bu  işten iyi kazanç olduğunu fark eden kırk haramiler ruhlu kimseler bunu bir rejon haline getirip toplumdaki varlığını teamülen kabul ettirdiler.O zaman adalet mekanizmamızın bu açığı kapatacak yasal düzenlemeyi yapıp bu alanda çalışana sayıları binlerle ifade edilen vatandaşlarımızı rehabilite etmemiz lazım.

3- Karakol komutanlarının rüşvet yaverleri: Bir zamanlar karakollarla dirsek teması olan kimseler memlekette general gölgeleri konumundaydı. Maalesef doğuda hala da yer yer rolünü korumaktadır.Bir anekdotla teyit edeyim. Kıdemli başçavuş rütbesiyle karakol komutanlığını yapan birinden bir suçlunun serbest bırakılması isteniyor, buna müsaade edilmeyince bu karakol kurdu bir binbaşıyı misafirliğine davet ediyor, bizzat karakol komutanı da bu defolu bu vatandaşın evinin etrafında nöbet tutturuluyor. Yani bir anlamda tedip ediliyor. Alsana kabahatin alası. Millet duysun da doğuda ne edepsizlikler oluyormuş bilsinler belki ibret alırlar.

4- Ağalar, Begler:Devlet uzun süre toprak ağalarının beglerin arkasında durmuş, yanlış bir yöntemle haklı susturma, öldürme yolunu tercih etmiştir.Bu zalim ve zorba kimselere verdikleri katkıyı halka verseydi şimdi hayatın rengi değişirdi. Yıllar boyu ağası, sahte şeyhi muhatap kabul etmiş, mebus olarak Ankara’ya götürmüş ancak bu kırk haramiler ceplerine çalışmış, memleket sorunlarını baş kente taşımamış ve 30 yıldır bunun cezasını çekiyoruz. Bu 10 bin dönümlük arazileri kim ne hakla bu adamlara tahsis etti, bu kabahati nasıl işledi? gel de anla, anlayan varsa söylesin.

5- Aşiret Sistemi:Aslında aşiret eskiden bir sosyal olguydu ve toplumsal açıdan bir değeri vardı. Zaman içinde defolu devletin rüzgarına paralel hale geldi ve bir yandan oy potansiyelleri olarak kullanılırken diğer yandan zulüm aracı haline geldi. Çünkü devlet aşiret reislerinin bir kısmını yanına aldı edepsizliğe alıştırdı, kendi adamlarına benzetti. Baş kokmaya başlayınca bu bozunma cesede de sirayet etti. Dolayısıyla eski aşireti geri getirmek artık zor ama aşiret üzerinde bir çalışma yaparak güzelliklerini yaşatmak iyi olur kanaatindeyim. Aşiretin cesareti, mertliği, din ve namus anlayışı hayata katkı verecek cinsten insani değerlerdir bunları canlandırmak toplumumuzun niteliğine değer katar. Ayıca aşiret mensubu kimse kendini güvende hisseder, üretkenliği ve mutluluğu artar.

6- İhale kurtları, Evet evet,  bu dert ağırdır bu ihale oyunları sivil, bürokrasi, siyaset üçgeni içinde işliyor “devletin malı denizdir yemeyen domuzdur” çarpık deyimi azıcık dillerden düştü fakat gizliden gizliye işliyor. Buna dikkat etmek lazım. Bu çarkın içine giren bir kimsenin şahsiyeti eriyor, kazanç uğruna değerlerini feda ediyor, daima dertlidir, dünyası sıkıntıda olduğu gibi ahreti de tepe taklak. İşte bu ihale oyunlarını ortadan kaldırmadan topluma huzur getiremezsiniz, uyanık kimselerin gözü orada adam vekil olmak için 200-300 milyarları denen harcıyor bir düşünelim? Bu kadar harcamayla bir vekil seçilmişse tek yapacağı şey ihaleden kar payının peşine düşecek gerisi teferruatta kalıyor.

7- Vatandaşlık kavramı:Bir bütün olarak vatandaşlığa değer verelim, hem anayasal düzeyde vatandaşı önemseyelim, hem de hepimizin asıl vasfı devletle olan ilişkimizde vatandaşlık olduğunu unutmayalım. Bir anekdotla izah edeyim. Özel eğitimle ilgili bir koordinasyon toplantısında söz alan emekli Orgeneral Necdet Timur, konuşmasına şöyle başladı, ”Bakıyorum bazı arkadaşlar hala o eski vasfımla beni tanıtıyorlar, halbuki ben emekliye ayrılırken şu andan itibaren generallikten Türkiye cumhuriyeti vatandaşlığına terfi ediyorum demiştim” işte vatandaşı böyle bilmek lazım, her devlet erkanı vatandaşa, “Buyurun efendim” diyebilmeli.

Kısacası “eski tas, eski hamam”la yeni Türkiye’yi inşa edemezsiniz. Bu kavramın içini doldurmakla yükümlüyüz.

Kanaatim bu siz ne dersiniz?