• 27.10.2014 00:00

 Adı üzerinde çocuk işte yüce Allah dahi yanlışlarını günah hanesine yazılmama ruhsatını vermiş. Kainatın yaratanı bile çocuklara bu ruhsatı veriyorsa biz de insani münasebetlerimizde onlara ayrıcalıklı davranmakla yükümlüyüz.

Acaba çocuklarımıza karşı sorumluluklarımızı yerine getirebiliyor muyuz? Devlet olarak, öğretmen olarak, anne baba olarak kısaca bunu tarafsız bir gözle değerlendirelim.

Devlet, çocukların daha iyi yetişmeleri için çaba halinde olacak mümkün olan tüm fırsatları hizmetlerine sunacak/sunmalıdır.  Baksanıza 2 bin civarında çocuklarımız cezaevinde hangi yasayla oralarda tutmuşsak tutalım devlet vatandaş kavramı açısında sıkıntılı bir durum oluşturmaktadır. Bunlar yarın öbür gün ceza evinden çıksalar bile devletine dargın olacak, çünkü onların sadece özgürlükleri kısıtlanmıyor aynı zamanda defolu cezaevi yönetimi yüzünden, onun bunun tesirinde zulüm ve psikolojik tesir altında yaşıyorlar.

Geçen sene Kamu Harcamaları İzleme Platformu(KAHİP)’in raporuna göre çocuklarımıza bütçeden ayırdığımız pay %1.64 Çocuklarımızın nüfusumuzun içindeki yüzdelik oranına bakıldığı zaman bu oranı en az ikiye katlamamız gerektiği ortaya çıkıyor ki bu çocuklarımıza sosyal etkinlik, Etüt salonu,  park bahçe olacaktı.

Öğretmen, özellikle sınıf öğretmeni gerçekten çocuğun geleceğini şekillendiriyor. İnanır mısınız öyle kalitesiz öğretmenler var ki? Okul müdürlerinin bir kısmı ellerini açıp dua ediyorlar “ah şu öğretmen emekliye ayrılsa diye” , kendini yenileyemiyor, öğrenci eğitimi adına faal bir çalışması yok, defolu vatandaş yetiştirip toplumun başına bela ediyor. Ayrıca kimi öğretmenler ders dışı zamanını kalitesiz geçirerek öğrencilerini de kendine benzetiyor, bu çocuk yaşta onları politik heveslerine kurban veriyor.

Öğretmen, edep, marifet, hikmet adına insanı insan yapan onurlu bir şahsiyete kavuşması için ne yapıyor? Ah ah bunu soran kaç anne ve kaç baba var?

Bir anekdot paylaşayım; Ben 9-10 yaşlarındaydım bir arkadaşım el arabasından bir elma çaldı, yedik hoşumuza gitti, ben başka bir arabadan bir kayısıya elimi uzattım o arada beni gören bir vatandaş bana seslendi; yapma yavrum, sahibi olmasa da Allah görür, ayrıca hırsızlık arsızlık böyle başlar diyerek beni uyardı, bana bir ders oldu o gün bu gündür hırsızlık yaptığımı hatırlamıyorum.

Anne babalar bir kısmı çocuğuna gerektiği gibi ilgi göstermeyi bırak zamanında eve geldi mi, gelmedi mi?, okulda öğretmeni ona ne öğretiyor? Umurunda bile değil.

İşte görüyorsunuz her üç paydaşta da ciddi bir hizmet aksaması ve sorumluluğunu yerine getirmeme gibi bir durum açık ve ortadadır.

Şimdi  bakıyorum “hop kalkıp hop oturarak” taş atan çocukları suçluyoruz ya,

Halbuki, çocuğa hiç sıkıntı vermeden,

Kimin çocuğu olduğu, hangi öğretmenin elinde şekillendiği ve onun gerisinde kim olduğunu arayıp soruştursak ve onlarla uğraşsak çok daha iyi ve verimli sonuçları etme etmemize imkan vermez mi?

Hey dünya hey hangi birimiz samimiyiz ki?

Hem bu hilelerle ne zamana kadar kendimizi aldatacağız?

Her şeyden önce çocuklarımızın yarının emin gençleri, merhametli anne babaları ve insanlığa dua eden pir-i fanileri olacak olmalı.

Selam ve saygılarımla, “anlayana sivri sinek saz,  anlamayana davul zurna az” demişler, biz genele bakalım.

Daha mutlu günlere hep beraber.