• 6.12.2014 00:00

 Ah ah…meğerse ne değerlerimiz varmış!..

Yarım asırdır, ciddi bir Kur'an'i bilgiden, evrensel bir Peygamberi yaşantıdan, dünya ve ahretimizi mamur edecek bir İslami anlayıştan mahrum kalmışız meğer.

Gözümüzü açar açmaz, korku, endişe bize zerk edilmiş, yok efendim Kürtler bu memleketi böldü bölecek, vay efendim dinciler fırsat bulursa insanlarımızı asıp kesecekmiş gibi uyduruk düşünceler gündemde tutuldu.

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi bile bu memleketin insanına fazla görüldü, derken sağı solu belli olmayan niteliksiz birer vatandaş kitlesi olarak "Denizden çıkmış balık misali" ne yapacağımızı bilemez vaziyete geldik.

Öyle ki Din Dersinde bile örnek aile fotoğrafını kitaba alırken örtülü bir anneyi bile neşretmekten çekindik.

Ben bu yazımda Türkiye Kürdistan'ında dünyaya gelmiş olup, Anadolu’da meyvesini veren, ülkemizin mozayığına bir manevi harç katan ve İslam dünyasının arayıp bulamadığı bir değerden Bediuzaman'ın eserleri Risale-i Nur Külliyatından bahsedeceğim.

Risale-i nur İmani meselelere ciddi bir açıklık getirip, mü'min insanların insi ve cinni şeytanlardan gelen bin bir türlü vesveseyi bertaraf ederek, mü'min olmanın ayrıcalığını ortaya koyarken; ayrıca insanları birbirine sevdirmenin kapısını aralıyor.

Uzun süre Nurcular üzerinden bu milleti Risalelerden soğuttular; tıpkı bir din düşmanının kimi hacı, sofi su-i misaliyle İslam dinine saldırdığı gibi. Yok efendin nurcular böyle, nurcular şöyle ...

Kimse kimseye sormuyor; "arkadaş sen 130 risaleden hangisi ya da hangilerini okudun da Risale ile ilgili olumsuz değerlendirmelerde bulunuyorsun" diye,

Ben bir kaç yıldır Risale dinliyorum, derslere katılıyorum ama pasif bir okuyucuyum. Fakat Risale-i Nurların değerini anlamış bir kardeşinizim.

Mesneviyi Nuriye’yi okuduğunuz zaman imani meselelerde ciddi bir manevi katkı alıyorsunuz öyle ki, şeytanlar kaçacak delik arıyor, çünkü imana saldırmak adına sorduğu her sorunun cevabını orada buluyorsunuz.

Münazarat’ı okuyorsunuz yüz yıl öncesinde Kürt soruna işaret ettiği gibi, barışçıl bir yolla çözümünü ortaya koymuştur.

Hutbeyi Şamiye'ye bakıldığı zaman İslam dünyasının sorunlarını tespit etmiş ve her sorunun nasıl çözüleceğini de açık seçik yol/yöntem ortaya koymuştur.

Hanımlara, hastalara, gençlere ve yaşlılara hizmetten ve hitaben öyle manidar risaleler yazmış ki, huzur ve mutluluğa kaynaklık ediyor.

Hele bir İşaret-ül İcaz eseri var ki, Bakara suresinin 33 ayetini tefsir etmiş ve tefsir usulüne yeni bir metot kazandırmış ki insanı hayrette bırakıyor. Bu tefsiri okuyunca, "mealcı" diye bilinen bir kesim zavallı insanlara yazığım geliyor.

Hele İlahiyat fakültelerinin durumuna üzülmemek elde değil, nasıl böyle eserler hala bu ilahi ilimlerin okutulduğu fakültelerde okunmuyor. Aslında Risaleyi Nur dersini "vakıf" kardeşlerden dinelmek lazım, yani bu kitapların da uzmanları var, inanın bazılarına profesör demek yetersiz kalıyor.

Diyorum ki, bu kadar Kıymetli bir eser olan Risaleyi Nur Külliyatımız var, acaba neden bu Külliyatın Fakültesi yok, hala defacto olarak okunuyor, yazık değil mi? Bu eserleri başta vatandaşlarımıza sonrada İslam dünyasına ve daha da İnsanlık alemine neden ulaştırma yolunu açamıyoruz? Bunun vebalının altında nasıl çıkabiliriz ki?

Ben, medrese tahsilini görmüş, yılların eğitimcisiyim, az çok dünya klasiklerini ve günümüz dünyasının gidişatını bilen bir vatandaş olarak Risale-i Nur'a hayran kaldım. Eminim okuyan her mümin okumasında manevi bir gıda alacak, insanlık bir daha şahsiyetine kavuşmak için bir fırsat yakalayacak.

Sevgili dostlar rahatsızlık verdiysem, sürç-i lisan ettiysem af ola, fakat kazandığım manevi mutluluğu sizinle paylaşmaktan bir kat daha mutlu oldum bunu da bilesiniz.

Barış, huzur, refah ve zenginlik içinde yaşamamızı sürdürmek dileğiyle..

Hepinize saygılarımı sunarım.