• 20.08.2015 00:00

 Eğitim öğretim böyle bir şeydir ki, iyi bir müfredatla iyi öğretmenlerin eli üzerinde insan yetiştirirsiniz; dünyayı inşa eder, insanlığa değer katarsınız, defolu bir müfredat ile niteliksiz öğretmenlerin ve idarecilerin eşliğinde sözüm ona talim terbiye yaparsınız yetiştirdiğiniz nesil başınıza bela olur, bizimki o mesele…

Sevgili dostlarım ben kritik bir süreçte Diyarbakır’ın riskli bir bölgesinde üç yıl okul müdürlüğü yaptım. Öyle riskli bir bölge ki ikindi sonrası emniyet o günlerde orayla irtibatını kesiyor, sorunlar çıktığı zaman okul polisini içeriye alıyorduk, aman sana bir şey olmasın bir sorunun üstesinde geliriz diyorduk. Şimdi ben bu durumu masa üstü haber yapan, göbeği şişkin yazar çizer kesimine nasıl anlatabilirim ki? yaşamak lazım başka türlü anlaşılması mümkün değildir.

Öğrencilerime gösterdiğim ilgi, selam ve dua aramızda muhabbetin, samimiyetin oluşmasına sebep oldu, çok güzel başarılara imza attık, sadece ilk alttı ayda bir kız öğrencime yeterince ulaşamadım, dağa gitti, aynı süre içinde şehrimizin güzide bir semtinde eğitim öğretim veren bir liseden 40’ın üstünde genç dağa çıktı, işte insani yaklaşımın oluşturduğu iki fark eğitim, eğitim, eğitim diyorum. Tabi benim öğrencileri de Kürt haklarını savunanlardandır ama kalem ile kelam ile tabi…

Bir gün stresli bir atmosferde okul aile birliği toplantısı sonucu seçilen Aile Birliği başkanı, “ben Kürtçe konuşma yapacağım” dedi, ben saniye kaybetmeden “hay hay, zaten devletin de Hükümetin de yaklaşımı o yöndedir” dedim, eğer konuşamasın desem, bir gürültü ve tantanadan sonra ben kötü adam, o da ucuz bir kahraman olacaktı. İşte mesele bu kadar basit, bu gün Kürtçenin dünya tarafından kabul görülen bir dil olduğunu düşürsek o gün nasıl da doğru bir karar verdiğim ortaya çıkıyor.

Kimi yetersiz öğretmen dağa gönderdiği öğrenci sayısıyla iftihar ediyor, çünkü kendisi öğretmen vasfını taşımıyor, kendini bu şekilde ön plana çıkarıyor.

Sadece bu kadarına baktığımız zaman dahi PKK’nin başı, ideolojisi yabancı olmasına rağmen gövdesi bize ait olduğunu unutmayalım. Okullardan başlamak üzere askeri ve emniyet alanında yaptığımız yanlış ve gayri insani uygulamalar PKK örgütünü besledikçe besledi ve bu gün zapt etmekte zorlanıyoruz.

Bir gün bir subay eşi bana bir soru yöneltti, “niye bu sorun bu kadar büyüdü zülüm zulüm diyorsunuz mümkünse somut örneklerle izah eder misiniz?” Ben yaşadığım sorunlardan iki tanesini paylaştım, kendisi bir heyecana kapıldı ve “ne olur yeter, başka da anlatma gerek kalmadı” dedi. İş muhasebeye kalırsa devlet bir sıfır peşinen mağlup ve hesabın altıda ezilir o zaman muhasebe ile bu barış gelmez, müzakereye gelince Kürd’ün hakkını kim ne hakla onunla müzakere ediyor verin bir A4 kağıdı isteklerini yazsınlar, parlamento yasal bir güvenceye bağlasın ve günbegün sorunlarımız azalacak ve firene basılan bir vasıta gibi bir süre sonra durur, mesele budur.

Hala buna şerh koyanlar var, gazeteci bir yere kadar barış diyor, tv.programlarında hakkı dillendirdiğiniz zaman sesiniz kesiliyor,TRT-KÜRDİ hariç, Av.Muhammed Akar’ın yönetiminde “Bölgenin gündemi” programında hakkı sansürsüz dile getiriyoruz şükürler olsun, onu da Türk vatandaşlarımız konuşmalarımızdan anlamıyorlar.

Örgüt tarafından bu kadar saldırıların olmasına rağmen ülke içinde devletin nefsi müdafaa ile yetinmesi de barış tarafı olduğuna işaret ediyor, yani benim haberdar olduğum kadarıyla hala ülke içinde operasyon izni yok, bu gün yarın birilerinin aklı başına gelir diye bir umut var.

Yönetim mekanizması darbe almış bir örgütün bu düzeyde sağa sola saldırması da beklenen bir durumdur ve devlet şöyle bir gazını alsın diye örgütün üzerine gitmiyor, ama acı olan şu ki insanlarımız ölüyor, askerimiz ölüyor, vatandaşlarımız hasar görüyor, derdimiz artıyor.

Şimdi dalları dışarıda olup, kaynağını bizim toplumuzdan alan bu örgütü aklı selim ile kazanmak varken; vur, kır, öldür mantığıyla yaklaştığımız zaman bize ne kazandırıyor acaba? Ne derce sağlıklı bir iş yapmış oluyoruz? Gelin daha barışçıl ve kalıcı bir yol bulalım.

Hükümete, Meclise söyleyecek sözü olan lütfen esirgemesin diyorum, ne dersiniz? Zaman doğru konuşma zamanıdır, ona göre.

Daha huzurlu ve mutlu günler yaşamamız dileğiyle, hep beraber.