• 10.02.2017 00:00

 Bu millet, bu millet, bu millet var ya müthiş bir manevi potansiyele sahiptir.

* Kimsenin kaşına, gözüne pas vermez,

* Değil yanlışa, bu hissi bile alırsa uyarı verir,

* Çok sabırlıdır, ama varlığını öncü deprem gibi hissettirir,

* Gerekirse meclisi dört başı mamur yeniler,

* Birilerinin hatırı için yanlışa onay vermez,

* Dinini, Diyanetini önemser, fakat kullananlara geçit vermez,

* Kimlik siyasetine onay vermez, fakat çığlık atanların sesini de duymazlıktan gelmez,

Bu millet bizim için Yüce Allah'ın bir lütfüdür.

Nasıl mı? Bir bir anlatayım müsaadenizle:

Kimsenin kaşına, gözüne pas vermez,

Ben inanıyorum ki bu gün Türkiye'de Cumhurbaşkanımızdan daha çok sevilen bir lider yoktur. Bu sevgi oranı yüzde 60-70'leri de bulur; ama ne olur, ne olmaz diye O'nu da muhalefetsiz bırakmaz yanlış yapabilir diye. Çünkü etrafında tekin insanların oranı epey azdır.

Dolayısıyla, ne olur ne olmaz diye emniyet sübabı gibi muhalefeti burnundan ayırmıyor.

Değil yanlışın kendisine, bu hissi bile alırsa uyarı verir,

Ülkeye, görüldüğü kadarıyla kayda değer hizmetleri olan AK partiyi 7 Haziran’da nasıl uyardığını hepimiz şahit olduk. Ülkenin doğusu da batısı da kendi açısından bazı endişelere kapılarak tavır sergiledi. Öyle ki CHP'ye HDP’ye  oy verdi. Başka bir ifadeyle verdiği avansı siyasi partilerden esirgemedi, özellikle AK partiye verdiği oyları benzer bir partiye kanalize etti. Ama 1 Kasım’da tekrar siyasete ayar verdi.

Çok sabırlıdır; ama varlığını öncü deprem gibi hissettirir,

Sabır da laf mı? Sabır küpünden de öte bir şey bu; Yıllardır derin devleti fark etmiş zulmün bin bir çeşidine maruz kaldığı halde sabrediyor. Askeriyesini önemsediği halde yanlış yapanların da arkasında durmuyor hani. Ama yine de var olan sorunun yasal yöntemlerle çözülmesini istiyor, bu da başka bir asalet tabi.

Gerekirse meclisi dört başı mamur yeniler,

Bir ara meclisimiz, değerleriyle ters düşmüştü hani. Örtülü haliyle seçilen bir hanımefendiyi nerdeyse Mecliste linç edeceklerdi. Meclis kürsüsünün etrafına toplanmış "Dışarı, dışarı..." diye koro halinde tempo tutmuşlardı. Sonradan ne oldu? Halk onların tamamını partileriyle birlikte dışarı atmadı mı?

Eski Meclis Başkanlarımızdan Bülent Arınç Bey, bir ara "Dışarı, dışarı...dediler kendileri dışarıda kaldılar." diye bir yorum yapmıştı.

Birilerinin hatırı için yanlışa onay vermez,

Alem gördü. Şanlıurfa'da Fakıbaba'nın etrafında nasıl halk kenetlendi. Sanki, onlar o günün Başbakanı Tayyip Beyi sevmiyorlar mıydı? Elbette ki seviyorlardı ama yaptığı yanlış tercihin karşısında durdular ve başardılar.

Yani sevdikleri lider yanlış yaptı diye körü körüne oylarını kullanmadılar, aynı zamanda dünyanın hayran kaldığı Başbakana da bir de ders verdiler: "Sakın iyi insanları ezme! Kediyi fareye boğma! Yoksa yanında yer alamayız ona göre, biz Hakkın ve hizmetin yayındayız" dercesine, haykırarak rengini belirlediler.

Dinini, Diyanetini önemser fakat kullananlara geçit vermez,

Güzelim İslam dinini, her bir tarafa çekip çekiştiriyorlar. Bir yandan milletimizin ana özelliği olduğu için kesip atamıyorlar, bir yandan da gerçek anlamıyla öğretilirse ciddi anlamda insana bir karakter, bir duruş kazandırmaktadır, bu da kimi kimselerin hesabına gelmiyor. Çünkü bu özelliğe sahip insanları yönlendirmek, sömürmek kolay değildir.

Dolayısıyla karşı çıkılsa bir türlü, ileri gidilse bir türlü; ama unutulmamalıdır ki Dini, diyaneti dilinden düşürmeyen bir parti yakın geçmişte % 3-5'lerde bırakılarak Meclisin dışına savruldu.Gel gör ki o parti bu gün hayırcıların saffında yer almaya çalışıyor.

Yani vatandaş diyor ki beni aldatma, siyaset yapıyorsan adam gibi yap, işin gereğini yerine getir; ekonomiyle, eğitimle, sağlıkla uğraş, Uluslararası münasebetlerde adam gibi beni temsil et. "Davul boynundayken başkası tokmak vurmasın".

Görüyorsunuz bu millet doğruya nasıl destek, yanlışa nasıl uyarı veriyor. İyi ki böyle bir milletimiz var. Aslında halkımızı dünya ölçülerinde aydınlatmayı bir becerebilseydik, asıl sermayemiz o olurdu... Bu milleti anlatarak bitiremem ki. Bu milletin kalp gözü açık arkadaş.

Kimlik siyasetine onay vermez, fakat çığlık atanların sesini de duymazlıktan gelmez,

Devlet eliyle dil yasağı getirilerek gereksiz yere bu halkın başına bela açanlar oldu geçmişte. Maalesef bu anormal gelişme, bu ülkeyi yarım asır dünyanın gerisine kaydırdı desem inanın.

Neyse ki bu sorun, fiziki kargaşadan siyasi sahaya taşındı, ama bunun adına Meclise giden parti bedenen mecliste ruhen Kandildeydi ve barış huzur için bir şey yapamadı.

En nihayet demokratik idare tarzında bir şûra usulüyle çözüleceğine inanıyorum.

Eğer evet/hayır referandumundan sonra 100 günlük bir eylem planı hazırlanırsa aşağıdaki maddelerin eylem planına serpilmesinde fayda mülahaza ediyorum.

1- Toplumun ilim adamlarıyla (aydınlarıyla) bir araya geleceksiniz.

2- Kanaat önderlerinin fikrinden yararlanacaksınız.

3- Nüfus oranına göre her köyde, her mahallede yeterince, nitelikli güvenilir adamların olacak.

4- Halkın yanında olacaksın; dertlerine çare, yaralarına merhem olacaksın.

5- Parti havasına değil, gönül bağına dayanacaksın ve bağın sağlamlaşması için çaba harcayacaksın.

6- Nitelikli vatandaş, aydın halk oluşturma çalışmaları yapacaksın.

7- Dil, Din, inanç ve ifade özgürlüğünden yana olup yasal düzenleme yapacaksın vs...

Artık katılımcı demokrasi ve şeffaf yönetim para ediyor.

Selam ve dualarım, gayret edip bu ülke için taş üstüne taş koyan insanlar içindir. Gerisi de aralarında selamlaşıyor paslaşıyor zaten, aban ihtiyaçları yok, üstelik ben onlara gölge yapıyormuşum.