• 1.02.2017 00:00

 Malum 16 Nisan günü 'evet’in galibiyeti sonucu ülke yönetiminde yeni bir sisteme geçildi, ancak bununla birlikte vatandaş olarak birçok açıdan kendimizi bu sisteme adapte etmeliyiz,  bu yeni sistemle cedelleşerek vakit öldürmenin bir anlamı yok bence. Seçim yasasından başlamak üzere paketi yaşanır hale getirmeliyiz, eğer yine muhalefet uzakta durup ucuz eleştiri yapmaya devam ederse yazıklar olsun.

 

Kırk haramiler uyarılmalı, ilginçtir bazı aç gözlü vatandaşlarımız devletin ihale ve ödeneklerine göz dikiyorlar.

Üç liralık işi beş liraya yapıp iki lirayı aralarında bölüşen haramzadeler olduğu gibi, beş liralık işi üç liraya alıp, tahakkuk yetersizliğinden dolayı işi yarım yamalak yapanlar var, ucuz malzeme kullanarak sahtekarlık yaparlar. Elhasıl her iki durumda da hayatın tadını kaçırırlar. Bundan dolayı ben nükleer enerjiyi hayatım boyunca savunurken, bir noktada dikkatli olmak lazım, santralın ihalesini Türkiye müteahhitlerine vermemeye dikkat edilmelidir diyorum, tabi dürüst insanları tenzih ederin. Yeni Türkiye’de artık bu tür kimselerin yeri olmamalıdır.

 

Rüşvetçiler ve iş bitiriciler ayağını denk atmalı, bazı kendini göz açık gören vatandaşlarımız var birilerine rüşvet vermeyi marifet sanarlar, birilerinden de para alıp iş yapmayı adet haline getiriler, bu insanları uyarmak gerekir diye düşünüyorum, çünkü bunların yaptığı işler  sonucu genellikle haksızlık meydana gelir, adalet zedelenir, bir toplumda adalet zedelendi mi vatandaşın huzuru kaçar  kanaatimce. Bu tür insanları gerekirse deşifre etmek lazım.

 

Şehir eşkıyaları ve çetelerin kulağı çekilmeli,kapkaç ve hırsızlık çetelerinden tutun haraç çetesine, çek senet mafyasına kadar değişik değişik çeteler var toplumumuzda, bunların çoğunu devlet adına yasal bir kurum olarak çalışan emniyet biliniyor, artık bunlara “yeni sistemde yerlerinin olmadığı” açıkça anlatılmalıdır.

Kıskanç vatandaşlık hevesleri artık son bulmalı, ilim, mal ve kudret insanlar arasında farklı farklı dağıtılarak kimisi hamd etmekle, kimisi de şükür etmekle imtihan olduğunu belirtmek gerek.

Vatandaşa bazı meziyetler verilmişse onu avantajlı görebileceğimiz gibi dezavantajlı olarak da değerlendirebileceğimizi bilmeliyiz, zengin bir insan malını helal dairede kullanmıyorsa vay haline, bedenen sağlam olan bir kimse eliyle ayağıyla günah işliyorsa,  gözünü harama dikiyorsa teessüfler ona değil mi? Yani varlık da yokluk da  bir imtihandan ibaret olduğunu unutmamak lazımdır diye düşünüyorum.

 

Sefil sersem hayat tarzı, ot gibi yaşamdan vazgeçilmeli, kimi vatandaşlarımız ibadetten, edepten yoksun bir hayat yaşarlar, düzenli bir aile hayatları yoktur, helalıyla iktifa etmezler, bir çok kişinin koynuna girer çıkarlar, ömrünün ileriki yıllarında cazibeliklerini kaybedince de ortada dostsuz kalırlar, ellerinde bir şey kalıyor, İslam’a ve Müslüman’a saldırıyorlar.

Behey merhametsiz herifler! huzurlu insan görmek istiyorsanız hele gidin Endonezya’ya bakın genciyle yaşlısıyla nasıl da mutludurlar, varlık karşısında  “Şükür”, yokluk karşısında “Hamd” etmeyi bilen bir millettir, nüfusu da 257 milyon civarındadır onu da söyleyeyim. Bir defasında İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısında Endonezya temsilcisi demişti ki, “benim ülkemde 300 dil konuşuluyor ve hayat bir armoni şeklinde akıp gidiyor.”

 

Irkçılık tuzağından kurtulmanın yolları aranmalı,uzun zaman hamasi duygularla Türk vatandaşlarımızı oyuna getirdiler, onları bir kenarda tutup Türklük adına toplumda sıkıtı oluşturdular, kimse demedi ki “ağır ol arkadaş” bu zulmü benim adıma yapamazsınız.

“Bir Türk dünyaya bedeldir” ,

“Ne mutlu türküm diyene”,

“Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” vs.

Kimse demedi ki “yahu bütün bunlar böyle olsa dahi benim eğitimime, ekonomime, sanaime, dünyama, ahretime ne faydası var?”

Cennet misal bir yarım ada olan Anadolu topraklarında, Mezopotamyanın verimli hilali üzerinde yaşıyoruz, üç tarafım denizlerle çevrili, ama dünyanın şu son yüzyılda gösterdiği performansı bir türlü gösteremedik.

Hırt pırt darbeler,

Muhtıralar, 

Makbul vatandaş yetiştire projeleri,

Tek tip insan yetiştirme çalışmaları bilemem ne?

Tek tip denen de sözüm ona Laik, Kemalist bir topluluk yetiştirmek istediler, peki yetiştirebildiler mi? “nah yetiştirdiler” Kürt yine Kürt, Alevi yine Alevi kaldı değil mi? Yaptıkları hata şuydu devlet laik olacaktı herkes dinini diyanetini yaşayacaktı, huzur ve sükunet içinde adalet ışığında ülke kalkınacaktı. Bak sana son birkaç yıldır hükümet bu belalardan uzak durduğu için nispeten bir kalkınma var, ama adalette yetersiz kalınıyor niye derseniz? çünkü elimizde “beşeri sermaye” yok, Artık bu sosyal ve siyasi hastalığı bir kenara atma zamanı geldi de geçiyor, dolayısıyla

*Bu ülkenin adı Türkiye Cumhuriyeti,

*Meclisi Türkiye Büyük Millet Meclisi,

*Biz de Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarıyız.

Bunun dışındaki arayışlar akla ziyan, zaman kaybı ve dedikodu siyasetinden ibaret kalır, buna ayıracak zamanımız da yoktur, olmamalı.

 

Kürt meselesi “ama” sız çözüme kavuşturulmalıdır. Ey vatandaşım, ey Türk yoldaşım, Tarihdaşım, Yurttaşım Kürt sorunu diye bir şey yoktu, bir ceberut devlet, kime hizmet ettiğini bilmediğimiz karanlık güç Anadolu insanının dinine, örfüne, adetine, kültürüne saldırdı, tepki gösterenlere de zulmetti, işkence etti, idam etti. Bu cümleyi olduğu gibi doğru kabul etmezsek sittin sene gitse yine ülkemiz huzura kavuşmayacak bilesiniz. Kürt çocuklarına Türkçe öğrenmeyi direteceğine ve Kürtçe konuşmayı yasaklayacağına iki dilli öğretim yapsalardı böyle mi olacaktı?

1921 anayasasını çıkaran kurucu meclis neden feshedildi? hiçi düşündünüz mü? gerçekten ciddi bir gerekçesi var mıydı?

1924 anayasası hazırlanırken neden ladini bir anayasa hazırlandı? Asıl sıkıntın cevabı burada saklıdır.

1924 anayasasının “Türkiye’nin yönetim şekli cumhuriyettir” maddesi dışında Anadolu’da kabul görmemişti, ülkenin dört bir yanından bir heyet oluşturup, Anakara’ya itiraz edilecekti, ama olmadı, daha belirlenen tarihe iki ay kalmıştı ki Şeyh Sait hareketi kimi sinsi kışkırtmalarla başladı.

Peki soruyorum durup dururken 1921 anayasasını değiştirenler mi haksız? Yoksa bu yasayı neden değiştirip hzur bozucu bir yasa yaptınız diyen Şeyh Sait ve arkadaşları mı yanlış? Halbuki Şeyh Sait hareketi yanlış yapan Sultana “dur” demiştir İslami literatürde buna “hurucu alassultan” denir. Sultan yanlış yaptı mi Sultana “dur” demesini bilmek lazım.Ama inkılap tarihi böyle anlatmıyor, işte sorun burada.

*Bu yalan yanlış tarihten öncelikle kurtulmamız lazım.

*Bir an evvel isteyen vatandaşlarımız için iki dilli eğitime geçmemiz lazım.

*Nerde bir “Türk” kavramı yasa ve yönetmeliklerde, tüzüklerde geçiyorsa yetine “Türkiye” bırakmamız lazım.

*Devlet olarak Kürt vatandaşlarımıza verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dilememiz lazım.

*“Kürt yoktur” yalanından ve kendini aldatma safsatasından kurtulmamız lazım.

*Şu anda Hükümetin uygulamaya koyduğu cazibe merkezi projesiyle dezavantajlı bu bölgelere pozitif ayrımcılık yapmamız lazım.

*Bölünme fobisinden kurtulmamız lazım,

Türkiye Kürtleri Anadolu ile öyle bir hemhal oluşlar ki dünya istese ayrılmaları mümkün olmadığı gibi ne zaman anket yapılışsa %85 beraber yaşamdan yana, diğerlerinin çoğu çekimser bir kıs mı da ayrı yaşamak istiyor durum bu.

Benden bu kadar dahasını siyasiler, sosyologlar şekillendirsin ne dersiniz?

Daha dün Reis kongrede “ben yanlış yapsam bana da dur demesini bilmeniz lazım” diye bir beyanatta bulunmadı mı?

Bu yeddi açıdan zihniyet değişikliği çalışmaları yapılmalıdır, yoksa “eski tas yeni hamama uymuyor”, uydurmakla kendimizi aldatıyoruz. haberiniz ola.

Selam ve selamette kalın.