• 29.05.2021 19:11
  • (61)

Suç örgütü lideri Sedat Peker’in söylemleri ve taktikleriyle ortaya koyduğu arz-u hal her zerresiyle Cumhur İttifakı’nın karakterini betimliyor. AK Parti’nin iç ve dış siyasette tutturduğu tarz yeterince mafyöz bir karakter kazanmışken Peker’in üstünün çizilmesi çetenin kusulması değil iktidar bilişenleri arasında bir iç hesaplaşmanın resmidir. Elbette böyle zamanlarda rögar kapağı patlar, sırlar fışkırır. Her videoda AK Parti’nin ‘başarı’ hikâyesinden süzmeler iniyor.
İfşaatın içeriye taalluk eden kısımları bir kenara, Peker konuştukça dış siyasetteki milisleşme, askerileşme, SİHA’laşma süreçlerini hatırlıyoruz. Peker dış politika enstrümanı olarak milislerin kuluçka merkezi Suriye’yi teğet geçti. Şimdiye kadar ucu Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan’a çıkacak ve devlete dokunacak sırlarını kendinde tuttuğu izlenimi verdi. Uluslararası hukuk çalıştığını söylüyor; kendini “yüce devletin bekasına adanmış serdengeçti” olarak sunuyor ve bu imajı bitirecek bilgileri paylaşmıyor. Şimdilik! Pazarlığın ya da restleşmenin gidişatına göre Pandora’nın Kutusu daha da açılabilir.

***

Peker’in Suriye’de silahlı gruplara gönderdiği yardımların mahiyeti, buna aracılık edenler ve bağlantı noktaları belki sona saklanan barutlardır. Bu hesaplamayı nereye kadar götüreceğini bilmiyoruz. Suriye’de silahlı isyanı temin eden akışta MİT, TSK, mülki amirlikler, belediyeler ve sivil görünümlü örgütler yer alıyor. Bu iştigal insanlığa karşı suçlar, savaş suçları, terör örgütlerine destek, etnik temizlik gibi suçları çağrıştırıyor.
Suriye bağlantılı şahısların Suruç, Diyarbakır ve Ankara’daki patlamalardaki rolü iktidarın ihtiyaç duyduğu gerilimi de temin ediyordu. Peker’in Barış Akademisyenlerini tehdit etmesine dair itirafındaki gibi: “Kanla ilgili söylemiş olduğum olayların hepsi söylendiği dönemde hükümetin lehinedir. Çünkü o zaman korku iklimi oluşturmak lazımdı.”
1990’ların karanlık sayfalarına girerken özellikle 2013 sonrasına değinmiyor. Çok şey bildiğinden şüphe yok.
Savaş aparatı olarak kullanılan milisler nihayetinde Libya ve Karabağ’a da taşındı. Yemen’de kullanılmaları da Suudileri ayartma hamlesi olarak gündeme geldi. Hepten yasadışı bir macera! “Dış siyaset mafyoz bir hal alıyor” denilince neden alınıyorlarsa! Suriyeli mültecilerin de Avrupa’ya karşı şantaj aracı olarak kullanılması siyasetteki mafyalaşmanın kodlarıyla uyumlu değil mi?

***

Ve İHA’lar, SİHA’lar. Peker üçüncü videosunda Türkiye’nin kendisini teslim etmesi için Fas'a İHA (insansız hava aracı) hibe ettiğini öne sürdü. Gerçekten verildiyse ya da en azından teklif edildiyse bir süredir dış politikanın askerileşmesinde en önemli ayağını oluşturan İHA-SİHA meselesinin rüşvet aracına dönüştüğünü de gösterir.
Erdoğan’ın üretimine çok önem verdiği İHA-SİHA’lar artık dış ilişkilerin merkezinde. Bu bir yanıyla da aile işi! Suriye, Irak, Libya ve Karabağ’da görücüye çıkarıldığından beri Bayraktar B2 SİHA’lar için her yerde pazar arıyor. Tüm dış temaslarında “Size İHA-SİHA verelim” diye söze başlıyor.
Son olarak Polonya ile ilişkilerde de SİHA başlığı açıldı. Erdoğan önceki gün Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Sebastian Duda’yı ağırladı. Polonya’ya satılacak 24 adet Bayraktar TB2 ile ilgili anlaşmaya imza konuldu. Gururunu "Türkiye, tarihinde ilk kez, NATO ve AB üyesi bir ülkeye insansız hava aracı ihraç edecektir" sözleriyle paylaşan Erdoğan martta Suudilerin de SİHA’larla ilgilendiğini söylemişti. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Ukrayna’ya verilen SİHA’ları kendisine yönelik tehdit sayan Rusya’ya “İstiyorsanız size de satabiliriz” teklifinde bulunmuştu!
Burada savunma sanayindeki gelişmenin eleştirisini yapmıyorum. SİHA’larla dış ilişkileri dizayn etmenin mantığına işaret ediyorum. Güdülen yaklaşım Türkiye’yi tarafı olmadığı savaşlara ve krizlerin parçasına dönüştürüyor. Mesela Yemen’i cehenneme çeviren Suudilere SİHA satmak için can atıyor. Rusya’nın hışmına uğrama pahasına Ukrayna’nın Donbas bölgesi ve Kırım’da kullanmak üzere aradığı askeri kapasiteyi sunuyor. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 24 Mayıs’ta yayımlanan şu uyarısı yeterince ciddiydi:
“Türk meslektaşlarımıza, durumu itinalı bir biçimde analiz etmelerini, Ukrayna’nın militarist düşüncelerini desteklemeyi bırakmalarını her düzeyde tavsiye ediyoruz. Ukrayna’nın Kırım konusundaki agresif girişimlerini cesaretlendirmenin, Rusya’nın toprak bütünlüğüne kastetmek ile eşdeğer olduğu görüşümüzü onlara (Türk meslektaşlarımıza) son derece açık bir biçimde iletiyoruz.”

Erdoğan SİHA kartına neden bu kadar sarılıyor? ABD’ye karşı S-400 kartını kullanırken güttüğü mantıktan gidiyor. Ters tepen S-400 nedeniyle bozuştuğu Amerikan yönetimine yaklaşmak için bu sefer Rusya’yı çıldırtacak şekilde Bayraktar TB2 ile oyun oynuyor. Muhtemelen Polonya ile yakaladığı uyumlu görüntüyü güçlü bir NATO ortaklığı olarak Joe Biden’ın gözüne sokacak. Sonuçta bütün bunlar 14 Haziran’daki Biden-Erdoğan görüşmesine hazırlık sürecinde oluyor. Düne kadar sorguladıkları NATO’daki ortaklık ABD ile el sıkışmak için ellerinde kalan tek seçenek. Varşova da epey zamandır Rusya’ya karşı kendisini NATO’nun ön cephesi olarak konuşlandırıyor. Erdoğan, Ukrayna’da Batı kanadını memnun edecek bir şahinlikle Türk-Amerikan ilişkilerinde yumuşamayı hedefliyor. Polonya ile yapmaya çalıştığı da farklı değil: Hem NATO’da pozisyonunu güçlendirmeyi hem de AB içindeki hasımlarına karşı ortak edinmeyi umuyor.
AB ile ilişkiler tam üyelik yolundan sapıp tehdit ve şantajlara bağlanmışken Polonya’nın sunacağı katkı derde derman olmaz. Duda’nın Türkiye’yi en sağlam müttefik olarak nitelemesi de yanıltıcı olabilir. Polonya, Türkiye’ye karşı ambargo kararlarını veto etme gereği duymayan bir AB üyesi. Varşova’da kimse AB ile ilişkilerini Türkiye üzerinden tanımlamak istemez.

***

Peker, Venezuela ile sıra dışı ilişkileri de kokainin yeni rotası bağlamında gündemimize yeniden soktu. Fakat oradaki asıl sıra dışılık ABD’nin İran’a yaptırımlarını Halk Bank üzerinden delme mekanizmasında olduğu gibi benzer bir çarkın burada kurulmasıdır. Venezuela’nın altınlarının Türkiye’de işlenmesi meselesi. Yeter ki bir çark dönsün; iktidar sahiplerinin cebi dolsun.

***

Mafya tarzı ve ruhunun hiç olmadığı kadar derinlemesine iktidarın icra kanallarında içselleştirildiğine şahit oluyoruz. İçeride olan dışarıya da rengini veriyor. Peker nedir ne değildir derken aynaya yansıyan iktidarın da siluetidir. Peker sürgünde veryansınları oynuyor ama onunla davadaş ve paydaş olmuş, rolleri bölüşmüş, paylaşmış ve paslaşmış klik aynı tarz, taktik, dil, ruh ve kitleyle dümende!