Kusura bakılmasın, ama “128 milyar dolar nerede?” sorusundan bana gına geldi. 

En az kayıp dolarlarla ilgili soru kadar önemli başka konular var.

Muhalefetin bu kampanyayı neden sürdürdüğünü anlamakta zorluk çekmiyorum; sonuçta böylesine büyük miktarda bir meblağın hesabının verilemediği halkın zihnine iyice yerleştirilmek isteniyor. Ne zaman yapılacaksa seçime kadar bu kampanyayı devam ettirmek muhalefetin işine geliyor.

İktidarın soruya verdiği tepkiyi ise anlamakta zorlanıyorum. İktidar adına konuştuklarını düşünebileceğimiz çok sayıda kişi bu konuya cevap teşkil edeceğini düşünerek açıklamalarda bulundu; alt alta konulduğunda birbiriyle çelişkisi hemen ortaya çıkan açıklamalar bunlar…

Sonunda konunun muhatabı Merkez Bankası adına da açıklama yapıldı; çelişki yine ortadan kalkmadı.

Yapılan açıklamalar sayesinde 128 milyar dolarla ilgili her şeyi biliyoruz, ancak sorunun “Nerede?” kısmına cevap teşkil edecek bilgilerden mahrumuz. Açıklamalar sonunda 128 milyar dolarlık bir meblağın vaktiyle Hazine’de duruyor iken bugün orada olmadığı iyice anlaşıldı; ancak o kadar dolar nereye gitti, kimlere satıldı, bu yine bilinmiyor.

Genellikle aynı konuyu iki gün üst üste yazmama prensibini yıllarca sürdüren benim bile, iktidara yön verme ne haddime, yine de onlara köşeye sıkıştırılmışlıktan kurtulma çaresini göstermeye çalışmaktan zihin melekelerim harap oldu.

“Açıklayın, kurtulun” diyorum, ama nafile.

Belli ki, iktidar, ne kadar sıkıştırılırsa sıkıştırılsın, 128 milyar dolara ne olduğunu açıklamayacak, açıklatmayacak.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın siyasi hayata girdiği ilk günden beri takip ettiği şu ilkesi yüzünden olabilir: Gündemi muhalefetin belirlemesine rıza göstermiyor Tayyip Erdoğan… Bunu yapmayı ‘surda bir gedik açma’ olarak görüyor ve öyle bir gedik açılınca onu başka şeylerin takip edeceğini düşünüyor. Bu yüzden de, partisi ne kadar sıkıştırılırsa sıkıştırılsın, muhalefet cephesinden gelen itirazlara aldırmıyor.

Muhalefetin kampanyaya dönüştürdüğü soruya bu sebeple cevap vermek istemiyor olabilir.

Trump da direndi, aynı sebeple…

Benzer bir tavır ABD’de dört yıl başkanlık yapan Donald Trump’ta da vardı. 

ABD’de başkanlığa adaylığını koyan kişilerin daha ilk günden malvarlığını açıklaması bir kural. Bunun yolu da, her yıl doldurulup devletin ilgili dairesine sunulan ‘vergi iadesi’ formlarının açıklanması… 

Kendisinden önceki bütün başkanlar vergi iadesi formlarını kamuoyuyla paylaşmışlardı; kendisinden sonraki başkan Joe Biden da kampanyasının ilk günlerinde aynı yolu izledi.

Trump ise direndi.

Mahkemeler devreye girdi, iş Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitti, davaları sürdürebilmek için Trump cebinden harcayarak kalabalık bir avukatlar grubu oluşturdu ve her çıkartılan engeli bugüne kadar aşmayı başardı.

Donald Trump’ın mali durumu resmi olarak halen bilinmiyor.

“Resmi olarak” dememin sebebi var. 

New York Times gazetesi nereden bulduysa buldu, geçen yıl, Trump tarafından devlete verilmiş ‘vergi iade formu’ ile ilgili çok ayrıntılı bir haber yayımladı.

Aslında o haber sayesinde, resmi olmayarak, Trump’ın mali durumunun göstermeye çalıştığı kadar iyi olmadığı biliniyor.

Değişik uluslararası finans kuruluşlarına yüklü borçları var Trump’ın…

Başkanlıktan ayrılır ayrılmaz, borçlu olduğu bankalar, alacaklarını tahsil için holdinginin kapısına dayandılar.

Washington’daki dahil bazı otelleri satışa çıkarmak zorunda kaldı Trump. Yine de, bütün baskılara rağmen, yargıya da meydan okuyarak, ekonomik durumunun röntgeninin çekilmesini sağlayacak bilgilerin resmen açıklanmasına izin vermiyor.

Trump da, herhalde, muarızlarının zorlamasıyla tek bir adım bile atmak istememesi sebebiyle, taleplere direniyor.

Sonuç: Muhtemelen bizde de ne kadar ısrar edilirse edilsin o ilke sebebiyle istenen açıklama yapılmayacak…

İyi de, tek sebep bu olmasa da, ABD’de Trump, seçimlere az kala bile kamuoyu yoklamalarında rakibinden önde görünürken, sandıkta kaybetti. 

Bizde de iktidar cephesi bu gerçeği aklından çıkarmamalı.

Aşı konusunu unutmadım

Tartışma konusunun ekonomiye ve 128 milyar dolara sıkışması beni bu arada daha önemli bir konu gözden kaçtığı için de rahatsız ediyor. 

Korona her gün daha fazla can alıyor, vaka sayıları yükseliyor ve bu alanda yapılan mücadeleden sonuç alınamıyor. Tedbirler işe yaramaz oldu.

Son tablo..

Mücadelede aşı aşamasına gelene kadar ülkemiz övünülecek bir durumdaydı. Ne olduysa oldu, aşılama sürecinde diğer ülkelerle aramız açıldı.

İsrail geçen hafta yeni normale döndü, İngiltere bu hafta dönüyor. Ve bazı başka tedbirler sürdürülse de açık alanlarda maske takma zorunluluğu kaldırılıyor. Aşılananlar için sosyalleşmenin önü açıldı, açılıyor. 

ABD de, bu ay sonunda olmazsa gelecek ay, ülkenin büyük bölümünün aşılanması tamamlanınca, muhtemelen normale dönen ülkeler arasına katılabilecek.  

Bizde ise, aşılanalı bir ayı geçti, ama hala günün büyük bölümünü, hafta sonlarını evde geçirmemiz isteniyor.

Neden?

“Sonradan tashih edildi, düzeltildi” denildiği halde, Çin’in Korona ile mücadelesini yürüten yetkilisinin itirafı doğruydu ve bizlere uygulanan aşı aslında etkisiz de ondan mı? Boşuna mı aşı olduk?

Yok, aşı koruyucu etkiye sahip ise, neden aşılananlar da aşısız muamelesine tabi tutuluyor?

Öyle ya, yaşı sebebiyle sırası gelmişlerden her dört kişiden birinin aşı olmamayı tercih ettiği duyurulduğuna göre, onları aşılanmaya teşvik için, aşılananlara farklı muamele yapılması, bazı kısıtlamaların aşılananlar için söz konusu olmaması gerekir.

Etkiliyse aşı, aşılananlara ayrı muamele, mücadelenin başarısı için gereklidir.

Ya bizlere uygulanan Çin aşısı etkisizse ve ondan dolayı böyle bir ayrım yapılmıyorsa? 

Bence bu, 128 milyar dolardan daha önemli bir konu. Sonuçta bilmediğimiz bir sebepten insanlar hastalanıyor… İnsanlar ölüyor…

Kimse sormuyor, ben sorayım: Çin aşısı etkili mi, etkisiz mi?

Her hafta Pazartesi günü Cumhurbaşkanı nezaretinde yapılan bakanlar kurulunun bugünkü toplantısından aşı olanlar için farklı bir uygulama çıkarsa bu sorunun cevabını almış olacağız.

  • Abone ol