• 10.05.2021 07:10
  • (89)

Reklam

Epeydir görüşemediğim bir dost, geçen hafta yazdığım yazılar üzerine gönderdiği kısa yorumda, “Türkiye’nin kaderi galiba, tarih mutlaka tekerrür ediyor” görüşünü paylaştı.

Eh, durum uzaktan öyle görünüyorsa, yakından-içinden bakan bizlerin, her geçen günü, “Ben bu filmi daha önce görmüştüm” şaşkınlığı içerisinde yaşamamızdan daha doğal ne olabilir?

Türkiye günlerdir devletin ‘suç örgütü lideri’ olarak tanımladığı bir önemli kişinin videolarıyla çalkalanıyor. Videoları izlemedim, fakat sağda-solda çıkan haberlerden onlarda neler anlatıldığına vakıf oldum. Konuya ilişkin yazıları da kaçırmamaya çalışıyorum.

Videoları izleyip hayretler içerisinde kalanları uyarayım: Böyle bir olay ülkemizde ilk kez yaşanmıyor; daha önceleri de pek çok kez ‘suç örgütü lideri’ unvanlı başkalarının veya onların tehdit ettikleri şahısların iddialarıyla karşılaşılmıştı. 

Kimi iddiasını videoya alıp kendisine ait kanalda sonradan yayınlatmıştı. Kimi ise, başına geleni, yargılandığı ağır ceza mahkemesine verdiği yazılı savunmada, en ince ayrıntılarına kadar anlatmıştı.

Bir defasında da, bir araya gelmeleri bir yana selamlaşmaları bile düşünülemeyecek dört kişi aynı araç içerisinde seyahat ederken aracın kazaya uğraması ve üçünün oracıkta ölmesi üzerine, ‘suç örgütü’ diye bilinenlerin devlet ile iç içe oldukları ortaya çıkmıştı.

‘Susurluk vakası’ diye tarihe geçmişti o olay.

Hakkında bir bölümü sansürlenmiş kapsamlı bir devlet raporu vardır, bir de MİT raporu. TBMM’de kurulan bir araştırma komisyonu da raporunu yayımlamıştı. [Her üç rapora tr.wikisource.org adresinden ulaşmak mümkün.]

Nezaketi elden bırakmadan şu kadarını söyleyeceğim: Bu tür olaylar kritik dönemlerde yaşanır ve mutlaka siyasi sonuçları olur.

“Uğursuz” denilebilecek sonuçlar…   

Bankalar… Gazeteler ve televizyon kanalları…

Yukarıda eski bir olaydan, TV’de sonradan yayınlamak üzere kayda alınmış bir videodan söz ettim. O videoyu kaydeden kişi, haberlere ilk kez konu olana kadar, zenginliği hakkında kimselerin pek bilgi sahibi olmadığı bir müteahhitti. 

Önce bir banka satın aldı, sonra bir başka bankaya daha talip oldu. O arada bir gazetenin patronu oldu, o sıralar çok satan bir başka gazeteye daha talip olduğu duyuldu. O gazeteyi de satın aldı. İki televizyon kanalını da medya grubuna kattığı duyuldu aynı müteahhidin…

“Ne oluyoruz” demeye bile vakit bulamadan gizli kalması beklenen bilgiler ortalığa dökülüverdi.

Kendisini iktidardaki partinin önemli isimleri yönlendirmekteymiş…

Banka alımlarında, ekonomiden sorumlu bir bakanın yönlendirmesiyle zamanın Merkez Bankası başkanı kendisine aracı olmaktaymış.

Gazetelerin alımında da arada çok tepeden siyasiler varmış.

En önemli ayrıntı da şu: Her şeyiyle mükemmel kurulmuş olan düzeni ‘suç örgütü lideri’ diye anılan ve arandığı halde bulunamayan biri bozuvermiş. 

Yeni banka ve medya patronu, doldurduğu videoda, kendisini telefonla arayan ‘suç örgütü lideri’nin sesini işitince ‘vücut kimyasının bozulduğunu’ anlatıyordu.

Vücut kimyası bozulan müteahhit elinde avucunda ne varsa hepsini kaybetti. Bankalar gitti… Gazeteler ve TV kanalları da… Eski deyimle dımdızlak kalakaldı.

Zaman zaman ‘suç örgütleri’ ile mücadele edilir ülkemizde.

18 aile ve borsa manipülasyonları

Şimdi de öyle bir zaman diliminden geçiyoruz. İlgili bakanlığın bir birimi bakana sundukları raporda ülkemizdeki suç örgütleriyle ilgili bilgiler vermiş. Rapora göre, en kalabalık ‘adamı’ bulunan, yıllar önce müteahhidin videoyla aktardığı şikayetin muhatabı olan ‘suç örgütü lideri’ imiş; onun 428 adamı varmış…

Şimdilerde videoyla derdini anlatan kişi 253 adamıyla üçüncü sırada yer alıyor. En azı 9 adamlı 30 kadar böyle örgüt lideri bulunuyormuş Türkiye’de…

İçişleri bakanlığı son videolar üzerine, pazar günü olmasına rağmen, bir açıklama yapma ihtiyacı duydu. Açıklamada ‘suç örgütleri ile mücadele’nin hiç ara vermeksizin devam edeceği vurgulanıyor.

‘Susurluk vakası’ denilen olay 1996 yılı sonlarında yaşanmıştı. Banka ve medya sahipliğine yükselen müteahhit skandalı 1998 yılında patladı. Bir başka banka patronunun karanlık işlere bulaştığı için yargılanması sırasında ‘suç örgütü’ denilen bir oluşumun yasallık sınırı içinde kaldığı sanılan gruplarla içli dışlı olduğu 2001 yılında ortalığa dökülmüştü.

Mahkemeye sunduğu 36 sayfalık savunmada, banka patronunun şu bilgiyi verdiği biliniyor:

“Biz 18 büyük aileyiz. Hepimizin bağlı olduğu bir başkan vardır. 18 büyük aile bir havuz oluşturduk, tüm ekonomi bunların elinde toplanıyor. Paramızı iç ve dış borsalarda değerlendiririz. İstanbul borsasını manipüle eden kişi, bizim bağlı olduğumuz başkanımızdır. Tokyo borsasında 800 milyon dolar kaybetti, bana mısın demedi.”

Bu kadarını gazete köşelerinde okumuştuk, ancak 36 sayfalık savunmanın diğer bölümleri devlet sırrı gibi korundu.

“Ekonomiye hakim 18 aile” bilgisini yazısından okuduğumuz yazar, bazılarının ‘çok önemli’ olduğunu özellikle belirttiği bir takım gazetecileri banka patronunun maaşa bağladığını da köşesinden duyurmuştu.

O zaman ardına düştüm, savunmayı elde edemedim. ‘Torbacı’ gazetecilerin kimler olduğunu bilenlerin paylaşmasını dileyen birkaç yazım ise sessizlikle karşılandı.

Banka patronu cezaya çarptırıldığı duruşma sonrası mahkemeden görünmeden çıkmış, ülkenin o zamanlar en çok satan gazetesine girmeye çalışırken yakayı ele vermişti. Kendisini yakalayan polislere, “Benimle mülakat yapacaklardı, onun için gelmiştim” bilgisini vermişti patron.

[Yargı banka patronuna 34 yıl 7 ay hapis cezası verdi; ancak Yargıtay’ın kararı bozmasından sonra yeniden yargılanınca cezası 16 ay 5 ay 27 güne düşürüldü. 69,3 milyon TL olarak takdir edilmiş para cezası da 1.3 milyon TL’ye düşürüldü.]

Derin devlet yokmuş…

Yukarıda örnek verdiğim geçmişe ait olaylar sırasında adı devletle birlikte anılan bir ‘güvenlik bürokratı-sonradan milletvekili-bakan’ önceki akşam bir televizyon programına katılmış ve şunları söylemiş:

“Tayyip Bey şunu bilsin ki derin devlet diye bir şey yok. Polisin, MİT’in, savcılıkların içerisinde namuslu vatanperver insanlar var. Onları süratle hizmete sokarsa bütün bu toplumu rahatsız eden, ülkeyi uluslararası alanda itibarsızlaştıran sistemi ortadan çökertebilir, yapabilir bunları. Ama yapması için de süratli bir şekilde güvenlik mimarlığı inşa edecek.” 

İyi ki ‘derin devlet’ diye bir şey yok…

‘Derin insanlar’ var ama…