• 16.06.2021 06:24
  • (255)

İngiltere’nin en muhataralı döneminde başbakanlığı üstlenmiş olan Winston Churchill’in nüktedan olduğu bilinir. Ben de onun çeşitli kitaplarda değişik vesilelerle örnek verilmiş sayısız lafı gediğine oturtan nüktelerini okumuşumdur. Daha önce hiç duyup okumadığım bir Churchill öyküsü dün bir Arap gazetesinde karşıma çıktı.

Churchill bilindiği gibi 2. Dünya Savaşı günlerinin başbakanıdır. Londra’nın tepesine Nazilerin attığı bombaların düştüğü 1943 yılında, bir gün, Churchill, evinden yürüyerek Parlemento’ya gitmektedir. Yoluna çıkan biri, Churchill’e, “Sen aptal mısın, yoksa deli misin?” diye bağırır. Başbakanın arkasından gelen korumaları adamı yaka paça nezarethaneye atarlar.

Ertesi gün bir muhalefet partisi milletvekili konuyu Parlamento’ya taşır. Başbakana, “Sırf sana saygısızlık etti diye polisin bir vatandaşı gözaltına alıp hapse atmaya hakkı var mıdır?” sorusunu yöneltir.

Churchill hemen söz alır ve şu cevabı yapıştırır: “Polis o kişiyi bana saygısızlık ettiği için tutuklamadı ki… O kişi bir devlet sırrını açıkladığı için tutuklandı…”

Tahmin edileceği üzere bu cevaba bütün milletvekilleri kahkahayı basar. Bu soru-cevap faslı yapılırken adam çoktan serbest bırakılmıştır zaten…

Kuveyt’te çıkan ‘Arab Times’ gazetesinin aynı zamanda yayın yönetmeni de olan başyazarı Ahmed Al-Jarullah’ın sütununda okudum bu nükteyi. Jarullah bu olayı ülkesinin de içinde bulunduğu bölgedeki siyasi durumla ilgili bir tespitini aktarmak için anlatıyor.

Okuyalım:

“(İngiltere’de yaşanmış) bu olay herhangi bir Arap ülkesinde meydana gelseydi, adamın sözleri devlete karşı çıkmak olarak değerlendirilir ve o vatandaş onlarca yıl hücrede kalmaya mahkum edilirdi; tabii sorgulama sırasında göreceği işkenceden hayatını kaybetmemişse…”

Ahmed Al-Jarullah..

Bu satırların yer aldığı gazete Kuveyt’te çıkıyor. Kuveyt de bir Arap ülkesi. Jarullah da bunun farkında. Bakın daha sonra neler yazmış:

“Kuveyt’in de pek farklı olmadığı belli. Şu yakınlarda internet sitelerinde yazanlar hakkında verilen hapis cezalarında artış görülüyor, bazılarına onlarca yıl hapis cezası verilebiliyor. Bazıları hapiste çürüyor, bazıları ise çareyi başka ülkelere sığınmakta buluyor. (..) Şimdilerde pek çok Kuveytli bu durumdan rahatsız. Aslında yetişme dönemlerinde gerçekleri korkusuzca söyleyebilecekleri kendilerine öğretildiği halde haksızlık yapan bir görevliye karşı gerçekleri ifade etmekten korkuyorlar.”         

Yazısının girişinde de, Jarullah, geçen günlerde Fransa’da ülkenin cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u tokatlamış adamdan söz etmekteydi. Devlet görevlisine fiili saldırıda bulunmaktan yargılanıp 18 ay hapis cezasına çarptırılmıştı o tokatı atan kişi. Adamın aşırı sağcı eğilimli olduğu, evinde Hitler’in ‘Kavgam’ kitabını bulundurduğu ortaya çıkmıştı. 

Jarullah“Macron’a tokat atan adam devlet güvenliğini çiğnemekten falan yargılanmadı, bu yüzden iyi hal gösterir ve çıktıktan sonra yeniden bir suç işlemezse dört ay hapiste yatması yetecektir” diye yazıyor.

Hay Allah.

“İyi ki bizde bu tür yanlışlıklar yaşanmıyor” demeye hazırlanırken, bu sabah göz gezdirdiğim gazetede Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)  ülkemizde yaşanan bir olayla ilgili verdiği kararın haberiyle karşılaştım.

ODTÜ’de okurken, dönemin başbakanının üniversiteyi ziyareti sırasında çıkan protestolar yüzünden göz altına alınan öğrencileri desteklemek için yapılan bir gösteride yaptığı konuşmada başbakana hakaret ettiği iddiasıyla yargılanan bir gençle ilgili bir karar bu.

Olay 2012 yılında meydana gelmiş, mahkeme 2016 yılında ‘görevdeki kamu görevlisine hakaret’ suçundan genci para cezasına mahkum etmiş, 2018 yılında da Anayasa Mahkemesi kararı ertelemiş…

AİHM “Normal bireylere oranla siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş tutulması gerektiği” yolundaki önceki kararlarına atıfta bulunarak mahkeme kararını iptal edip gence tazminat ödenmesine hükmetmiş…

Anayasamızda AİHM kararlarına uyulmasını amir bir madde var (m. 90). Yargılama hakkını kabul etmiş ülkelerde yaşanmış benzeri olaylarla ilgili AİHM’nin verdiği içtihatlaşmış kararlardan ülkemiz mahkemelerinin de haberdar olması gerekir.

En son Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi, geçen hafta, AİHM’nin bir kararını uygulamadığı için ülkemizle ilgili ihlal sürecini başlatabileceğini duyurmuştu.

“Bu tür olaylar Arap ülkelerinde olur” diyen Jarullah’a “Avrupa Birliği’ne üye olmak isteyen, Avrupalı bütün kurumların üyesi Türkiye’de de oluyor” uyarısında bulunmak doğrusu bana giran geliyor.

Oluyor ama. Yazılı veya sözlü eleştirileri yüzünden haklarında ‘devlet güvenliği’ gerekçeli davalar açılmış, hatta o davalarda cezalara çarptırılmış insanlar var ülkemizde.

Hem de çok sayıda.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan NATO Zirvesi için gittiği Brüksel’de, başta ABD Başkanı Jo Biden olmak üzere, bir dizi NATO üyesi ülkenin başkan ve başbakanıyla görüştü. Zirvede Avrupalı bir ülkenin lideri muamelesi gördü. Görüşmelerden de dışarıya hep olumlu izlenimler yansıdı.

Acaba o görüşmelerden sonra ülkemizdeki durumda bir değişiklik olacak mı?

Uygulamalar birer şeyhlik, krallık, emirlik olan ülkelerdeki uygulamalara mı benzeyecek, yoksa AK Parti’nin kuruluşu sırasında benimsediği ve iktidarının ilk döneminde hedefine bayağı yaklaşılan gelişmiş demokratik ülkelerdeki uygulamalara mı dönülecek?

Avrupa Konseyi’nin ‘ihlal süreci’ başlatmasına yol mu açılacak, yoksa AİHM’nin haklarında ‘serbest bırakma’ kararı verdiği Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş cezaevinden çıkacak mı? 

‘Devlet güvenliği’ gerekçeli kararlar yeniden gözden geçirilecek mi?

Bir başkasının eleştirel mesajını takipçileriyle paylaştığı için cezaevine tıkılan milletvekili Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun durumu ne olacak?

Siyasi gerekçelerle mahkum edilmiş olanların durumu?

İşin tuhaf yönü de şu: AK Parti iktidarının ilk döneminde, standartlarını ‘gelişmiş demokratik ülkeler’ ile birleştirmiş iken, yönetimleri şeylik, emirlik ve krallık olan ülkelerin halkları tarafından örnek olarak görülüyordu Türkiye; şimdi oralarda da ülkemize karşı bir soğuma var…

Tuhaf gerçekten…

Arap basınına baktıkça en çok dün ile bugün arasındaki fark yüzünden hayıflanıyorum.