• 1.07.2021 06:32
  • (285)

Eskiden birkaç gün aradan sonra tazeliği hâlâ üzerinde bir yazı hatırlatılmak istendiğinde “Henüz mürekkebi kurumadı” denirdi. Bizim yazı bir gazetede yayımlanmıyor, o yüzden aynı deyimi kullanamayacağım; ancak zaten o yazıdaki temennim de yerine gelmedi.

Sözünü yeniden edeceğim, İngilizlerin ünlü devlet adamı Winston Churchill’den de bahsettiğim 16 Haziran 2021 tarihli yazım.

Konut olarak da kullanılan başbakanlık binasından parlamentoya yürüyerek gitmekte olan Churchill’in önüne çıkan adamın biri, ona “Sen ya delisin ya da aptal” diye bağırır. Başbakanı izlemekte olan görevliler adamı hemen gözaltına alırlar. Bundan haberdar olan bir muhalefet milletvekili, parlamentoda söz alıp “Sırf sana saygısızlık etti diye polisin bir vatandaşı gözaltına alıp hapse atmaya hakkı var mıdır?” sorusunu yöneltir. Churchill milletvekiline şu esprili cevabı yapıştırır: “Polis o kişiyi bana saygısızlık ettiği için tutuklamadı ki… O kişi bir devlet sırrını açıkladığı için tutuklandı…”  

Bu soru-cevabın yaşandığı gün adam çoktan serbest bırakılmıştır zaten.

Churchill’e muhalifleri neler neler dememişlerdir; hepsini benzer gönül zenginliğiyle -espri yaparak- cevaplamakla yetinmiştir.

Dev adam Churchill, sağdaki cüce Boris Johnson..

İngiltere’de büyük dedesi Türk olan bir başbakan var bugün ve o da muhaliflerinin ağır saldırılarına muhatap. Gazetelerde hakkında çıkan yazılar ile karikatürler Boris Johnson’un uykularını kaçırıyordur.

Tek bir kişinin Johnson’a hakaret etti diye başına herhangi bir iş geldiğini okumadım, işitmedim.

Aynı durum diğer demokratik ülke cumhurbaşkanları ve başbakanlar için de geçerli.

Uluslararası mahkemelerin bu konudaki içtihadı bizim Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın da görüşüdür: “Normal bireylere oranla siyasetçiler için kabul edilebilir eleştiri sınırlarının daha geniş tutulması gerekir.”

Brüksel’deki Joe Biden-Tayyip Erdoğan görüşmesinden sonra kaleme aldığım o yazımda “Acaba olumlu geçtiği anlaşılan o görüşme sonrasında ülkemizdeki durumda bir değişiklik olacak mı?” sorusunu sormuştum.

Cevabı dün aldım.

Salı günü partisinin grup toplantısında yaptığı konuşma yüzünden CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında, 500 milyon TL ceza talebiyle mahkemeye başvurmuş Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatları…

Cumhurbaşkanı’na hakaret ettiği gerekçesiyle.

Rize’de sokak röportajcısına konuşan çoluk çocuk sahibi işsiz bir genç adam da, eleştirileri hakaret kapsamına sokulup gözaltına alınmış.

Ülke yine bildiğimiz gibi, değişen bir şey yok.

AK Parti ve HDP

Yaşadığım hayal kırıklığını gündeme getirmemin bir sebebi var.

HDP İstanbul milletvekili Erol Katırcıoğlu da benim dün yaşadığım hayal kırıklığına kendini hazırlasın.

Erol Katırcıoğlu ekonomi profesörüdür. Dostum olduğu için, HDP’den milletvekili seçilene kadar izlediği siyasi çizgisinde hep demokrasiden yana tavır aldığının tanığıyım. TBMM’de de en çalışkan milletvekilleri arasındadır.

Dün kendisiyle konuşan bir siteye, “Çözüm konusunda adım atmayı düşünürse AK Partisi ile konuşabilecekleri” mesajını verdi Erol Katırcıoğlu.

Belli ki, AK Parti’den böyle bir adım geleceğinden umutlu. 

Umudunu Joe Biden ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Brüksel’deki görüşmesine bağlıyor; aynen benim gibi. Biden’in görüşmede, “Demokrasiye yönelik adımlar atarsanız size destek veririz” dediği duyumunu almışlar. MHP ile ortaklığın engel olduğunu fark etmekle birlikte, “Ben Erdoğan’ın bunu yapabileceğine inanıyorum” demekte HDP milletvekili. 

Hayal kırıklığı kaçınılmaz.

Yukarıdaki cümlemin iddialı olduğunun elbette farkındayım. Ancak bugüne kadar yaşananlar, AK Parti’nin MHP ile ortaklığı bozmayacağını, MHP ile ortaklığını sürdüren AK Parti’nin ise HDP ile herhangi bir zeminde buluşamayacağını gösteriyor.

Başka hiçbir belirti olmasa bile, Anayasa Mahkemesi’nin bir kere geri gönderdiği iddianamenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yenilenerek yeniden sunulması ve kabulü -yani HDP için kapatılma davası açılması- bile, konuşabilme ihtimalinin muhal olduğunu düşündürüyor.

Keşke öyle bir şey olabilse.

Daha önce yedi kez kurulup kapatılmış bir siyasi çizginin sekizinci partisi HDP.  Son seçimde 6 milyon oy almış bir parti. Ülkenin pek çok il ve ilçe belediye başkanlıklarını da HDP kazandı. Bir önceki eş-genel başkanı, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanlarından bazıları cezaevlerinde olduğu halde yasal alanda siyasetini sürdürüyor. Başında eş-genel başkan olarak AK Parti’nin anayasa çalışmalarında yararlandığı hukuk profesörü Mithat Sancar var. Prof. Erol Katırcıoğlu da, AK Parti’nin geçmişteki demokrasinin sınırlarını genişletme çabalarına yazılarıyla destek vermiş biri.

HDP’de onlardan başka da demokrasiye bağlılıkları müsellem çok kişi var. [Sabah vakti abdest alırken gözaltına alınma işlemi yapılmış insan hakları savunucusu Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu da HDP’den milletvekili.]

AK Parti ‘Kürt sorunu’ diye bilinen konuda yeniden adımlar atmayı düşünürse muhatap alabileceği bir parti HDP.

Muhatap alıyor mu onu? Hayır. Tam tersine, adını anmak bile istemiyor. AK Parti sözcüleri ne zaman adını ağızlarına alsalar, cümlelerini HDP’nin kapatılması temennisiyle bitiriyorlar.

Gerçekleşeceğini hiç sanmamakla birlikte Erol Katırcıoğlu’nun beklentisinin yerine gelmesini en az onun kadar ben de isterim.

Parti kapatma ayıbı yaşanmaması için…

Yarım asrı kanlı olaylarla veya her an o olayların yeniden yaşanacağı tehdidi ile heba olmuş ülkemizin o günleri geride bırakması için…

Bu ikisi bile temenninin yerine gelmesi için yeterli sebep.

Olur mu? 

Sanmam.

Yine de böyle bir temenninin gündeme taşınmasının yararı var. 

AK Parti bunu kendisine uzatılan bir el olarak değerlendirebilir.

Uzatılan ele olumlu cevap alınmazsa, HDP yapılacak ilk seçimde tarafını daha rahat seçebilir; HDP’nin yanında yer alacağı tarafın partileri de onunla birlikte görünme çekincesinden kurtulabilirler.

Benim hayal kırıklığımı dostumun da yaşamasını istemem doğrusu.