• 30.07.2021 00:00
  • (139)

1 milyon dolarlık bir sorum var: Müslüman Dünya daha kötü bir döneme doğru mu gidiyor?

Acaba içte ve dışta eş-zamanlı meydana gelen bazı olaylar arasında görünenin ötesinde bir ilişki kurulabilir mi?

Eskiler bu tür soruları anlamsız bulur ve bunu ‘öküzün altında buzağı aramak’ olarak adlandırırlardı.

Öküzün altında buzağı aranır mı hiç? 

Her gelişmeyi kendiliğinden ve birbiriyle irtibatsız gördüğünüzde koskoca bir imparatorluğu nasıl kaybettiğinizi de anlayamazsınız.

Nitekim, bizde üzerinde en az kafa yorulan konulardan biri de budur. 

İnsanların virüs yüzünden sapır sapır öldüğü ve bundan korunmanın neredeyse tek yönteminin aşılanma olduğunun anlaşıldığı bir ortamda kafa karıştırmak için binbir dereden su getirmeye kalkan tipler var. 

Gerçekten kendileri aşı olmuyorlar, çoluk-çocuklarını aşıyla koruma altına almıyorlar mı, bunun merakındayım.

Aşıdan kuşku duymak günümüzde ‘komplocu’ bir yaklaşım olarak görülebilir.

Benim sözünü ettiğim kuşkuculuk o tür değil.

Son günlerde bazı muhalif medya kanalları ile haber sitelerinin yabancı kuruluşlardan maddi destek aldığı haberiyle tartışma gündemimiz çeşitlenmiş oldu. Özellikle ABD’de ve tabii diğer Batı ülkelerinde de, vakıfların faaliyet alanlarına ilgi doğdu. 

Evet, Batı’da iş hayatları yolunda gidenler kişisel zenginliklerini kurdukları vakıflar yoluyla farklı alanlarda yapılan faaliyetlere destek amacıyla kullanıyorlar. Çoğu düşünce üreten kuruluşun arkasında o tür zenginler var. Onların desteklediği kuruluşlar arasında günü doğru değerlendirerek geleceğin alacağı biçimi öngörmeye çalışanlar da bulunuyor.

İki kere ikinin dört ettiği bir evrensel doğru, ancak bu kadar keskin olmayan sosyal bilimler alanında öngörüler çok önemli. Zengin hayırseverlerin desteğine sahip düşünce kuruluşlarından bazıları bunu yapmaya çalışıyor.

Bizde? Bizde de artık desteklenen kuruluşlar var, ancak ülkemiz bir o yana bir bu yana gidip geldiğine göre, oralarda herhangi bir öngörü perspektifi çizildiğinden söz etmek herhalde mümkün değil.

Hiç değilse, siyasete -hatta hükümete- akıl ve istikamet vermesi beklenen düşünce kuruluşları açısından durum böyle.

1 milyon dolarlık yeni sorum

Onların cevabını aradığını sanmadığım soruyu ben sorayım.

Sorum şu: ‘‘Acaba Afganistan’dan Batılı ülkelerin askerlerini çekmesi ile en son örneği Tunus’ta görülen siyasi gelişme arasında bir bağlantı olabilir mi?’’    

Afganistan’da yabancı güçlerin desteğiyle oluşmuş bir yönetim var; o güçler askerlerini çekince onların desteklediği yönetimin ayakta kalması hayli zor. Yabancılar gidince Afganistan yönetiminin Taliban denilen grubun eline düşmesi çok muhtemel. Ülkenin küçük bir bölümü zaten Taliban’ın elindeydi, yabancı güçlerin çekileceği duyulunca tablo tersine döndü; şimdi ülkenin büyük bölümü Taliban’ın elinde. 

Yakında Kabil de eline geçince Afganistan Talibanistan olacak.

‘Talibanistan’ vahşi bir yönetim tarzı demek. İslam iddialı tam anlamıyla zorba bir rejim.

Orada bu gelişmeye adım adım gidilirken Tunus’ta en aşırı muhaliflerinin bile ‘yumuşak’ sıfatıyla andığı iktidar olmuş İslami bir siyasi anlayışa karşı ‘darbe’ gerçekleştirildi. Daha önce Mısır’da aynı siyasi anlayışın daha ‘uzlaşmaz’ versiyonu devrilmişti; şimdi demokrasiye ve dinin politika dışı tutulmasına özenen bir İslami anlayış da tasfiye edilmek isteniyor…

İslam’ın Taliban versiyonunun önü açılırken demokrat olma iddialı olanının tasfiye edilmesi…

Eş-zamanlı bu iki gelişme tesadüf müdür, yoksa bunu önümüzdeki dönemle ilgili bir ipucu olarak görmeli miyiz?  

1 milyon dolarlık aşağıdaki soruyu da zamanında ben sormuştum

Sovyet sisteminin çöküşü Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla (Kasım 1989) kesinleşmişti. O sistemin Avrupa’yı bütünüyle etkisi altına almasının önünü kesmek için kurulmuş NATO’nun da görevinin sona ermesi beklenirdi.

Öyle olmadı.

Hemen ardından ilk NATO Zirvesi Haziran 1990’da Turnberry’de yapıldı. O zirvede, evsahibi İngiltere’nin başbakanı Margaret Thatcher, konuşmasında, NATO’nun yeni görev alanının İslam Dünyası olabileceğini belirtti. 

Çok geçmedi, 11 Eylül 2001 tarihinde, ABD’nin kalbine, -New York’taki ikiz kuleler ile Pentagon’a- çoğu Suudlu 18 gencin düzenlediği büyük saldırı gerçekleşti.

Ardından dünyamızın ne kadar farklılaştığını yaşayarak gördük.

Sovyet sisteminin çökmesi, bununla görev alanı ortadan kalkan NATO’ya yeni bir görev tanımı yapılması ve 11 Eylül eylemleri arasında bir bağlantı var mıydı?   

Bağlantı orada yoksa, Afganistan ve Tunus’ta meydana gelen gelişmeler arasında da bir bağlantı yoktur.

Varsa?

Dünyamız -özellikle ‘‘Bugüne kadar yaşadıklarımızdan daha kötüsü olamaz’’ sanan Müslüman Dünya– kendisini yepyeni olumsuzluklara hazırlamalı.

Öküzün altında buzağı aramak mı bu?

Sanmıyorum.