• 8.08.2021 07:08

Millet olarak herkesi içine alan bir büyük facianın tarafıyız. Bazılarımızın iyi bildiği, bazılarımızın da -gitmesek de kalmasak da- bir gün tatil yapmayı umduğu ne kadar yer varsa hepsinin yeşil örtüsü yangına teslim. Yangın söndürme uçaklarımız bulunmadığını bu vesileyle öğrendik, bu da yüreğimizi dağlıyor ve içimizi kanatıyor. Yangının dördüncü gününden itibaren yardımımıza koşan uzak-yakın ülkelerin yangın söndürme uçak ve helikopterleri devreye girdi, ancak bugün 11. gün ve hala dumanı tüten yerler var.

Yukarıdaki özet, içinde bulunduğumuz ruh halinin de özeti.

Bölgenin en önemli devleti 20 yıldır siyasi tarihimizin en iddialı siyasi kadrosu tarafından yönetiliyor.

‘Güçlü’ bildiğimiz devlet böyle bir dönemde bir milli felakete cevap vermekte zorlandı.

Türkiye’den nüfus ve yüzölçümü olarak daha küçük ülkelerin ez kaza yangın çıkar diye hazırda tam tekmil birer yangın söndürme filosu ve ona eşdeğerde bir kadro bulundurdukları anlaşılıyor…

Kendi eş-zamanlı yangınlarına derhal müdahale eden uçaklar yanında bizdeki yangını bastırmak için bize de gönderilecek kadar hem de…

[Dün yangınların çıktığı bölgede bulunan diğer bakanlarla birlikte açıklamalarda bulunan dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun konuşmasından bir bölüm: ‘‘Can Azerbaycan’dan daha önce ekip ve ekipmanlar gelmişti. Azerbaycan’dan dün bir uçak ülkemize geldi. Dalaman’a indi. Dün yola çıkan 40 itfaiye aracı ve 162 personel ülkemize giriş yaptı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in talimatıyla 200 ilave ek itfaiye personeli de bu akşam uçakla Dalaman’a intikal edecek. Kazakistan Dışişleri Bakanı ile telefonla görüştüm. Kazakistan’dan da iki helikopter yola çıktı, 16 kişilik ekibiyle. İsrail’den bir şirketimizin 2 yangın söndürme uçağı kiraladığını söylemiştim. Bugün Dalaman’a uçaklar inmiş bulunuyor. ABD’den 2 helikopterin de pazartesi günü Türkiye’de olacağının bilgisini aldık.”  Görüyor musunuz: Ta Amerika’dan helikopter geliyor, İsrail’den uçak kiralanıyor.]

Yangınların bu denli uzun sürmesi, yanan ağaçlar yanında canlıların -insanlar ve hayvanların- da kayba uğramasını getirdi.

Müdahale anında yapılıyor olabilseydi, her yıl alışılmış bir miktar ağaç kaybının sonradan kolayca telafisi mümkün olabilecekti.

Oysa şimdi evler yandı, köyler ve köylüler perişan oldu, müdahale ekiplerinden hayatını kaybedenler oldu.

İddialar boşa çıktı. ‘Güçlü’ bilinen ne varsa yangınla birlikte eridi.

‘Yerli ve milli’ iddiası da, yurtdışından yoğun müdahale aracı davet edilmesiyle birlikte yok oluverdi.

Herhalde mazeret arayışı başlayacaktır, ancak mızrağın çuvala sığamayacağı bir olay bu. Olan bitenden herkes sorumluluğu oranında etkilenecektir.

[Yangın mahallinde uykusuz günler ve geceler geçirdikleri gözler önünde olan bakanların kamuoyunu aydınlatma faaliyeti kapsamında yaptıkları açıklamalara ‘‘Cumhurbaşkanımızın talimatları ile’’ türü ve benzeri cümlelerle başlamaları dikkat çekmekte. Çoğu yorumcu, bu giriş cümlelerini ‘Külliye’ye selam’ olarak değerlendiriyor. Acaba öyle mi? Yoksa o tür cümleler kendi sorumluluklarının sınırını belirlemek ve bunu topluma da bildirmek için mi sarf ediliyor?]

Faturası bayağı ağır olacak bir afet bu.  

Bizde kişisel sorumluluk alanına giren olumsuzluklarda sorumlu kişilerin bu durumu kabul edip gereğini kişisel olarak yerine getirmesi alışkanlığı yok.

İzmit Körfez geçiş köprüsünde görevli 51 yaşındaki bir Japon mühendis, Ryoichi Kishi, inşaat sırasında kopan bir halattan kendini sorumlu tutarak intihar etmişti (2015).

Uzak Doğu geleneği böyle bir şey.

Japonya’da, Kore’de sorumlu mevkideki insanlar yanlışlıkları alenileşince kamuoyu önünde günah çıkarıp istifayı basıyorlar…

Dediğim gibi, bizim geleneğimiz farklı.

Biz her zaman suçlanacak birilerini bulup gönlümüzü ferah tutabiliyoruz.

Yangın afeti için iktidar mı suçlanacak sanıyoruz?

Hayır, bu iş için muhalefet ne güne duruyor?

Afetin etkisinde kalan bölgelerin belediye başkanlıkları muhalefet partilerinde. Yetkili ağızlar fazla vakit geçirmeden yangına müdahale görevinin belediye başkanlıklarında olduğunu ilan ediverdi. Devlette, tarım ve orman bakanlığında veya orman genel müdürlüğünde ya da Türk Hava Kurumu’nda (THK) değil…

Yangını kirli eller çıkarmış ve o eller muhalefet ile ittifak halindeymiş; bu iddia da dillerde.

Aksine iddiaların ifadesini engelleyecek doğrudan veya dolaylı tedbirler de alınmaya başladı bile.

Ne yapalım, gelenek farkı işte.

Bu yazı, Fehmi Koru'nun kişisel blogundan alınmıştır.