• 31.08.2021 06:34
  • (189)

Zona hastalığının sinir uçlarında iltihaplara yol açtığını, vücudun çeşitli yerlerinde belirip insanı rahatsız eden pis bir hastalık olduğu bilinir.

Bir ara tanıdıklarımdan bayağı hatırı sayılır insan zona (İngilizcesi ‘shingles’) olmuştu.

ABD seyahatlerimden birinde markette aşısının yapıldığını gördüğümde hemen kolumu uzatmıştım.

Farklı bir rahatsızlıktan hastaneye düştüğümde, doktorum, “O aşı henüz ülkemize gelmedi, iyi ki olmuşsun” demişti. O rahatsızlığımda koruyucu etkisi olmuş…

O konu şu sıralarda hep aklımda.

Kısıtlamalar büyük çapta ortadan kalktığı için korona salgınının etkisinin sürdüğünün tam farkında olamıyoruz. Oysa günlük vaka sayısı da Covid-19’dan ölenlerin sayısı da kapanma getiren günlerdeki tablodan pek farklı değil.

“Sorun çözüldü” diye düşünülen ülkeler yeniden kapanıyorlar.

Bizde korona ile savaş yalnızca sağlık personeli ile sağlık bakanının ihtimamına emanet edilmiş gibi.

Sağlık bakanı her gün durumun ciddiyetini hatırlatan açıklamalar yapıyor ve herkesi dikkati azaltmama konusunda uyarıyor. Artık aşı temini konusunda herhangi bir sıkıntı yok, buna karşılık bütün çağrılara rağmen aşıdan kaçınanlar bana mısın demiyor.

Hayatını kaybedenlerin çoğu aşıdan kaçınanlar olmaya başladı.

Aşılananlar da Kovid’e yakalanabiliyor, ama aşı olanlar aşısızlardan daha kolay şifaya kavuşabiliyor.

Benim en tuhafıma giden aşılanmaya direnenler arasında tıp doktorlarının da bulunması… Gazeteler son hafta üç doktorun vefatını haber verdiler. Üçü de aşıya direnenlerdenmiş…

Akıl alır gibi değil, ama gerçek.

Üzerinde düşündükçe bunun daha derin sebeplerle yakından ilgili olduğunu fark edebiliyorum.

Virüs hepimizi apansız yakaladı. Böylesine bir fenomenle ancak geniş hayal mahsulü romanlarda ve sinemanın korku janrındaki ürünlerinde rastlanırdı, gerçek hayatta değil. O türün meraklıları bile, okuyup izlediklerinin bir gün karşılarına gerçek olarak çıkacağını hiç düşünmemişlerdir.

Oysa işte bir virüs bütün yaşantımızı tepetaklak etmeye yetti.

Şu günlerin bebekleri ve çocukları insanların ev dışında maskeli dolaşmasını, başka insanlarla fazla yakın olmaktan uzak durulmasını hayatın olağan akışı olarak biliyorlar.

Her gün işyerine gitmesi gerekenler evlerinden çıkamadılar; hane halkı haftalar ve aylar boyu yeni bir yaşama rutini içerisinde günlerini geçirdi.

İletişimin internet üzerinden Zoom denilen bir program aracılığıyla yapıldığı günlerden geçtik.

Yüz yüze eğitimin yerini diğer öğrencilerle sosyalleşmenin ortadan kalktığı bir yeni yöntem aldı.

Yaşananlara bakıp bundan hareketle garip düşüncelere dalmamak elde değil.

Zihnini öküzün altında buzağı aramaya kapatmış olanlarımız bile virüsün laboratuvarda üretilmiş olabileceğini, belli sonuçlar için dünyanın başına bela olarak sarıldığını düşünebiliyor. Bu tür düşünceler ister istemez insanları sağlıklı bir ruh halinden uzaklaştırıyor.

İşin içine politika da giriyor.

ABD’de Donald Trump virüs konusunda kuşkular belli etmiş, uzmanların tavsiyelerini ciddiye almamıştı. Bugün onun çizgisini medyada sürdürenler hala konuya kuşkuyla yaklaşıyorlar. ABD’de Washington Post ve New York Times gibi gazeteler ile CNN çizgisindeki kanallar insanları aşılanmaya davet ederken, Trump’ı rehber bilenlerin toplandığı Washington Times gazetesi ile FOX NewsNewsmax ve OANN kanalları kuşkuların yayılmasına aracılık ediyorlar.

Aleyhte yayınlar dünyanın dört bir tarafında tercüme yoluyla kendine taraftar buluyor.

Orada da kuşkucular arasında doktorlar da var. Oralarda da aşıya direndikleri için doktorlardan ölenler çıkabiliyor.

Virüs dünyanın dengesini değiştirdi; insanların bir bölümünün olaylara sağlıklı yaklaşımını da bozdu.

Konuya politik çıkarları önde tutarak yaklaşanlar, yönetici kadrolarda bulunuyorlarsa, hem kendileri hem de yönetimini üstlendikleri halklara iyilik yapmıyorlar. Zihinleri bulandıran onların başlangıçtaki ikircikli yaklaşımları. Sorunu hafife almaları. Yanlış kararlar vermeleri. Kapanma ile açılmada senkronizeyi tutturamamaları.

Pek çok ülkede güncel tabloların makyajlandığı kuşkuları da var.

Sonuçta, ülkeler başka ülkelere karşı sınırlarını kapatmaya ve bu tür tedbirleri politik çıkarları için kullanmaya başladı. Makyajlı tablolar yüzünden taraflı uygulamalara itiraz da edilemiyor; itiraz edildiğinde itirazlar kaale alınmıyor. 

Galiba bizde aşı olmaları beklenirken bütün çağrılara rağmen buna yanaşmayanlar hatırı sayılır bir oran teşkil ediyor. Onların aşısızlığı kendileri için bir tehlike, ama yakınları, mesai arkadaşları, aynı ortamı paylaştıkları için de bir tehdit.

Buna son verebilmek için çare üretmek gerekiyor.

İkna çabası eşliğinde. 

Rakamların virüsün en şiddetli hissedildiği günlerdeki tabloya yakınlaşması o dönemde alınan tedbirlerin yeniden gündeme gelmesine yol açabilir. Oysa böyle bir gelişme özellikle bizim ülkemizde ciddi sonuçlar doğuracaktır. ‘Yeni normal’ kalıcılığa dönüşmek zorunda.

Konuyla ilgilenmem fazla uzağımda olmayan insanlarda bile çeşitli düzeyde kuşkuların varlığını hissettiğim ve bazılarının işi aşıdan kaçınmaya kadar vardırdıklarını fark ettiğim için. 

Aklı başında olması beklenebilecek insanlar bunlar.

Kendi hesabıma, hükümet “En iyisi bu” diyerek Çin aşısı uygulamasını başlattığında hemen kolumu uzattım. İki Çin aşısını üçüncüsüne davet aldığımda BionTech aşısı olmam izledi. “Bir daha” deseler çekinmem yine kolumu uzatırım.

Çocukluktan beri olduğum aşılardan bir zarar görmedim; aşıların kötülerden koruduğuna da eminim.