• 23.04.2021 12:39
  • (131)

15 Temmuz yargısının zihniyetini ve uygulamasını yerle yeksan eden Ahmet Altan kararından sonra, AİHM’deki karnemizi yeniden merak ettim. 

Vatandaşını en çok mağdur eden devlet Rusya, Türkiye de maşallah ilk sıralarda yer alıyor. 

İnsan hakları ihlalleri konusunda Rusya’yla müthiş bir anlayış birliği içinde olmamıza rağmen aramızda Suriye, Libya, Ukrayna Krizi ve Montrö Sözleşmesi gibi sorunlar var. 

Dünyada artık bir de ABD ve Biden gerçeği bulunduğundan Rusya’yla sorunlarımıza “insan haklarını ihlal etme kardeşliğine” dayanarak ortak çözümler bulmamız da gittikçe daha zorlaşıyor. 

Biden’in geçen ay Münih Güvenlik Konseyinde yaptığı konuşmasında verdiği mesaj çok netti; ‘bundan sonraki çatışma, otokrat rejimlerle demokrasiler arasında olacak ve herkes tarafını bu ayrıma göre belirleyecek.’ 

Biden, herkesin tarafını net bir şekilde belirlemesini isterken ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yıllık “insan hakları”  raporu geldi. 

Raporda Türkiye için sarsıcı eleştiriler yer alıyor : 

“Keyfi cinayetlere dair raporlar; gözaltındaki kişilerin şüpheli ölümleri, zorla kaybetmeler; muhalefete mensup politikacılar ve eski milletvekilleri, avukatlar, gazeteciler dahil on binlerce kişinin “terörist” gruplarla bağlantılı oldukları veya barışçıl yasal konuşmalar yaptıkları gerekçesiyle keyfi olarak tutuklanması ve göz altıların devam etmesi; 

seçilmiş görevliler de dahil olmak üzere siyasi mahkumların varlığı; yargı bağımsızlığına yönelik önemli sorunlar; 

gazetecilere yönelik şiddet ve tehdit dahil olmak üzere ifade özgürlüğü, basın ve internet üzerindeki ciddi kısıtlamalar, medya kuruluşlarının kapatılması, gazeteciler ve diğerlerinin hükümet politikalarını veya görevlilerini eleştirdikleri gerekçesiyle haksız tutuklama veya cezai kovuşturmalara uğraması, sansür, site engelleme,toplanma, dernek kurma ve dolaşım özgürlüklerinin ciddi şekilde kısıtlanması; 

kadınlara ve lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks kişilere, diğer azınlık üyelerine yönelik şiddet.’ 

Bunlara elimizi vicdanımıza koyup “doğru” mu diyeceğiz yoksa elimizin altında hazır bekleyen “emperyalist Amerika” sopasını mı kullanacağız? 

Temel hak ve özgürlükleri mi ölçü alacağız, siyasal kamplaşma cengine mi çıkacağız? 

“Amerikancı mısın yoksa Avrasyacı mısın” sorusunu ciddiye alıp bunu mu tartışacağız? 

Bunları tartışmadan önce “hukuk, demokrasi ve ülke refahı” ilkelerine göre yerimizi belirleyip, Biden ne istiyor, Putin ne istiyor sorularını somutlaştırmamız gerekir bence. 

Biden otokrasiye karşı demokrasinin zaferini istiyor. 

Çünkü ABD’nin çıkarı ülkelerin refahının artmasında, zenginliğin çoğalmasında... Sen zengin olacaksın ki sana tabletlerini, telefonlarını, süpersonik uçaklarını, uzay uydularını satabilsin.  

Kendi ekonomisinin geldiği düzey açısından demokrasinin zaferini ilan etmek istiyor, otokrasiyi kazımak istiyor. Biliyor ki hukuk öngörülür olduğunda ekonomiler serpilir, gürbüzleşir, refah gelir, zenginlik olur. 

Biden bu, peki Putin kim?  

Ülkesini tek adam olarak yöneten bir diktatör. 

Putin ne istiyor? 

Onun emrinde hareket eden, ona bağımlı bir diktatörler birliği… Halkları yok sayıp birkaç adam birlikte istedikleri kararları alacaklar. 

O zaman bu Avrasyacılar ne istiyor? 

Türkiye’nin de tek adamın ülkesi olmasını mı? 

Türkiye’nin menfaati, ülkesinde tek adam olan Putin’le birlikte anılmakta mı, otokrasiye savaş açan ABD ve Avrupa Birliği kanadında olmakta mı? 

Diktatörlerle mi birlik olacağız demokratlarla mı? 

Buna net bir cevap vermemiz gerekir. 

Şimdiye kadar siyasal iktidarın en bedava yakıtı milliyetçiliğe hazır olda durarak selam çakan muhalefet, dilerim bundan böyle dünyayı bu ayrım üzerinden daha cesurca solumayı başarır. 

Tabi dilerim ABD de yarın ilişkileri çok zorlayacak bir adım atmaz. 

2021 yılının 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’nda hala otokratlıkla demokratlık arasında seçimini netleştirememiş bir ülkede kutlayacak haliniz kaldıysa, bayramınız  kutlu olsun.