• 4.06.2021 07:25
  • (142)

Bu trajik olayın aydınlatabilecek olan bir ipucunu bulmak bağlamında terasta ya da başvuranın evinde parmak izi alınmadığı,

*Olay mahallinde bulunan mermi kovanlarını ‘KKTC’ polis laboratuvarlarındakilerle karşılaştırmalarına rağmen, balistik testlerin kapsamının Türkiye'deki polis arşivlerini kapsayacak şekilde genişletilmediği,

*Türkiye'de yapılmış bir balistik teste ilişkin hiçbir rapor bulunmadığı,

*Soruşturma makamlarının bazı kilit tanıklardan ifade almadığı,

Örneğin, yetkililer, Aziz Barnabas olayı ve eşinin öldürülmesi ile Galip Mendi tarafından Yeni Düzen gazetesine ve Kutlu Adalı'ya yapıldığı iddia edilen tehditler arasında bağlantıyla ilgili olarak dile getirdiği şüphelerden haberdar olunmasına karşın, Galip Mendi'nin sorgulanmasına yönelik hiçbir girişimde bulunulmamış olması…”

AİHM, Kutlu Adalı’nın eşinin başvurusu üzerine 31 Mart 2005’de Türkiye’nin etkili ve yeterli bir soruşturma yapmadığına karar vermiş ve 20.000 Euro tazminata hükmetmişti.

Bazılarını sıraladığım bu gerekçelerin ne kadar önemli olduğu görülüyor, belli ki soruşturmanın yapılıp katilin bulunmasının önü kesilmiş.

2005’te AİHM Kutlu Adalı kararını veriyor ama Türkiye sadece tazminatı ödemekle yetiniyor. AİHM kararındaki gerekçelere göre yeni bir soruşturma açılmıyor.

AİHM’in KKTC’de işlenen bu cinayetten Türkiye’yi sorumlu tutmasının nedeni ise KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak tanınmamış olması… AİHM, Kuzey Kıbrıs’ta etkin siyasal otoritenin KKTC değil Türkiye olduğunu kabul ediyor. Bu bakımdan adanın Kuzeyi’ndeki tüm hak ihlallerinin de sorumlusunun Türkiye olacağına ilişkin AİHM içtihadı var.

2005’ten bu yana bu cinayet konusunda sessizliğini koruyan Türkiye’de şimdi Sedat Peker videosu sonrası Atilla Peker’in ifadesi ile Kutlu Adalı soruşturmasının başlatılması olumlu bir adım.

Gecikerek de olsa aranan savcı bulundu galiba… Dileyelim ki Anadolu C. Savcısı aradığımız “o savcı” olsun.

Sedat Peker videoları ile ortaya dökülenler artık bu hukuk rezaletini taşınayamayacak hale getirdi. Bu yönde fazlası ile toplumsal baskı da mevcut. Araştırmalara göre halkın yüzde yetmiş beşi Sedat Peker’in anlattıklarına inanıyor.

Ama bütün bunların yanında, Kutlu Adalı soruşturmasının açılmasının bir başka sebebi daha olduğunu da düşünüyorum doğrusu.

Asli yargı yetkisine sahip devletin soruşturma yapma konusunda isteksizliği, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) savcısının soruşturma başlatma sebeplerinden bir tanesidir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), gerçek kişileri yargılamak üzere uluslararası alanda kurulan tek ceza mahkemesidir… UCM savcısı bir ihbar ya da BM Güvenlik Konseyi başvurusu üzerine ya da resen soruşturmaya başlayabilir.

Kamuoyu hiç konuşmuyor ama Türkiye gene etkili ve yeterli bir soruşturma yapmaz ise bu “isteksizlik”, Lahey’deki UCM savcısını gayet etkili bir soruşturma için harekete geçirebilir.

Üstelik Lahey UCM’de, Türkiye aleyhine bir dava zaten var… Bu davada “Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki nüfusu ve kültürel yapıyı tahrip ettiği” iddia ediliyor.

Sedat Peker de “uluslararası hukuk, uluslararası hukuk” yollamaları yaparak galiba Lahey’de açılacak yeni bir dava ihtimalinin etrafında dönüp dolaşmakta…

Sedat Peker’in, MİT tırları ile ilgili anlatımı…

El-Nusra iddiaları..

Akaryakıt kaçakçılığı imaları bir ateş çemberine odun atmak gibi…

Bu iddiaların her biri, uluslararası suç niteliğinde olup UCM’nin görevi kapsamına girer nitelikte iddialar.

Ülke halkına bayrak, toprak, vatan, bekaa gibi elverişli kutsalları dayatmanın ve ağır bir baskı kurmanın gerçekleri yok edeceğini sananlar olabilir.

Türkiye’de buna kananlar belki çıkabilir ama tüm dünyayı kandırmak mümkün değil.

Artık dünyada her şeyi kayda geçiren uluslararası bir sistem var.

Bu sistemin harekete geçmesini engelleyen bir HSK’sı da yok üstelik…