• 12.06.2021 10:41
  • (106)

Biz, hepimizin sorduğu ve sorması gereken o soruyu sormaya devam edelim.

Yargı neden felç?

Bunun aslında tek bir nedeni var: Siyaset eliyle dizayn edilen Hakim ve Savcılar Kurulu…

Bir zamanlar Erdoğan HSK için “yetkim olsa hepsini yargılarım” demişti.

Zamanla buna, onun açısından hiç ihtiyaç kalmadı. Neredeyse bütün üyeleri atar hale geldi.

Halbuki Anayasa’da HSK’nın sadece ve sadece “mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı” esaslarına göre kurulacağı ve çalışacağı yazılıdır.

Çünkü devletin hukuk devleti olmasının teminatı olan “bağımsız yargı üyeleri” hakkında işlem tesis edecek HSK’nın da “bağımsız” olması zorunludur.

Eğer HSK bağımsız değilse, onun hakkında işlem yapacağı hâkim ve savcıların bağımsızlığından ve güvencesinden söz etmek mümkün olabilir mi?

Olamaz.

“HSK…HSK” diyoruz ama aslında bu mekanizmanın atar damarı, HSK’nın 6 üyeli 1. Dairesi... Üyelerden biri de Bakan Yardımcısı…

Neden?

Hâkim ve savcıların atama ve nakillerini düzenlemek, haklarındaki ihbar ve şikâyetleri inceleyip gereğini yapmak, görev sırasında suç işleyip işlemediklerini incelemek HSK’nın 1. Dairesinin yetkileri arasında.

17/25 sonrası ilk seçimde, 15.01.2014’de 1. Daire üyesi olan Siyasal Bilgiler mezunu Halil Koç, “HSK’nın hafızası” olarak anılıyor ve hep başkan.

Hâkimleri ya da savcıları bir gecede açığa alan, soruşturma başlatan ama soruşturma başlatması gerektiğinde hareketsiz de kalabilen bir daire.

Ben bizzat kendim yaşadım, yaşıyorum… Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Kararını yerine getirmeyen, Anayasa’nın 153 maddesini inkâr eden, suçsuz insanları hukuksal zorbalıkla hapiste tutan dört hâkimin soruşturulması için izin vermeyen, üstelik aralarından birini de Yargıtay üyesi yapan adres, HSK’nın 6 üyeli 1.Dairesi…

Bir savcı hakkında yaptığım şikâyetlerde 5 yıldır hala bir karar vermeyen adres de aynı.

Kısacası sistemi kilitlemeye biri başkan altı kişi yetebiliyor.

Kilitlenmiş sistem nedeniyle ; Amerikan mafya filmlerini izler gibi kendi ülkemizde çekilen, tanıdığımız insanların oynadığı bir mafya filmi izliyoruz.

Sedat Peker’in anlattıkları da sıra sıra doğrulanıyor.

Siyasal iktidar bu videolar konuşulmasın, dikkate alınmasın istiyor, herşey “normalmiş” gibi davranıyor.

Oysa “normal” birisi için ise bu yaşananlar tabii ki dehşet verici…

Siyasi ve hukuksal bir yorum yapmadan önce, bu rezalet sanki “normalmiş” gibi davranmaya, bu yetmezmiş gibi en iyi müdafaa hücumdur taktiğiyle pişkince muhalefeti suçlamaya bir sıfat arama arzusu, bende baş edilemez hale geldi…

Önce “yüzsüzlük” sıfatı aklıma geldi…

Ama yüzsüze yüzsüz deyince de fazla bir şey değişmiyor, çünkü adı üstünde: Yüzsüz…

Bu beni kesmedi… Acaba “ar damarı patlamış” nasıl?

Ya da “utanmaz.” Utanma duygusunu yitirmiş olmak.

Derler ya “artık ar damarı çatladı onun, korkulur” diye…

Bunların ar damarı çatlamış ama asıl korkan onlar…

Çünkü artık gidiyorlar.

Korktukları için hukuk istemiyorlar, hukuka hiç tahammülleri yok.

Hukuk isteyen herkesi de susturmak istiyorlar. Baskı hiç bitmiyor.

Nufusun yüzde 1’i ya hapiste ya da adli kontrolü var…Geriye kalan yüzde 99’u korkutmak için fazlasıyla yeterli…Avrupa’da ilk sıradayız…

Yargı, iktidarın sopası haline gelince yargıya güven anketlerinin sonuçları da ortada.

Amaç, metod, zihniyet bu olunca da yıllardır aradığımız yargıya bir türlü ulaşılmıyor.

Sedat Peker videoları ile ortaya dökülen korkunç çürüme hali de yargının kapsama alanı dışında…

Mevcut siyasal yönetimin hiçbir şekilde denetim istemediği, dolayısıyla demokrasiden nefret ettiği ortada…

Bu da Türkiye’nin kurumsal açıdan ve hukuk devletini koruma yönünden ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor…

Suç işleyenler kol kola girmişler, onların suçlarını ortaya çıkaranları da suçlu ilan ediyorlar…

İstendiği vakit hukukun öldürülebileceği yeri mi görmek istiyorsunuz?

Dönüp HSK’nın Birinci Dairesi’ne bakın.

Altı kişi koskoca ülkeyi isterse bir hukuksuzluk cehenneminin içinde tutmaya yetiyor.

Hepimiz de kapılarını altı kişinin tuttuğu cehennemin içinde yanıyoruz.