• 4.09.2021 06:33
  • (80)

Türkiye’nin dört bir yanından, Diyarbakır, Çorum, Tekirdağ, Silivri, Elazığ, Osmaniye, Edirne, Sincan, Torbalı, Eskişehir, Odunpazarı, Tokat, Kandıra, Tarsus, Buca’dan mektuplar alıyorum.

Her biri kıymetli bu mektupları dosyalıyor, arşivliyorum.

Mektuplar, ülkenin adalet düzeninin röntgeni gibi. Satırların arasında adalete özlemin çığlığı var.

Genelde bir iç döküş oluyor ama ben gene de elimden ne gelir arantısına düşüyorum. Arada bir yardım adına fırsat yakaladığımda çok mutlu oluyorum ama bu mutluluğumu sahibi ile paylaşamıyorum.

Bazen ardı ardına okuduğumda, hüzünlenerek kestiğim, devam edemediğim oluyor.

Mektupların ekinde zaman zaman dilekçeler, mahkeme kararları da oluyor. Hepsini okuyorum. Yargılama görüntüsü altındaki “yargılamadan infazın acısını” hissediyorum, içim fazlası ile burkuluyor.

15 Temmuz Yargısı ve mağdurları, bu dönemin en yakıcı gerçeklerinden ama 15 Temmuz Yargısı konuşulmuyor, yazılmıyor. İktidarın baskı ve algı jargonu ile yarattığı “bize ne derler” korkusundan, mağduriyet değil kimlik ile meşgul olunuyor maalesef.

Komutanının “benim rastgele seçtiğim kişidir, ben kefilim” dediği, emir komuta ile hareket eden asker ağırlaştırılmış müebbet cezası alıyor ama komutan hala görevinin başında.

Asıl beni delip geçen, düğününe yirmi gün varken tutuklanan gencin “bir de müddetnameye ölünceye kadar yazmışlar, süre yok bizde, sayacak gün de yok, önce Allah’a sonra size güveniyorum” cümleleri oluyor.

Yargılama sonrası, infaz aşaması da ayrı bir hukuksal zulüm gibi maalesef. Cezasını çekenler için yeni bir eşitsizlik ve adaletsizlik süreci, denetimli serbestlik ve şartlı salıverme aşamasında devreye giriyor zira.

Öyle ki bir “Denetimli Serbestliğe Ayırma Kararı’nda” aynen şöyle bir cümle okuyorum; “.... yapılan değerlendirme sonucunda her ne kadar iyi halli olduğu değerlendirilmiş ise de ..”

Böyle bir cümlenin ardından saptanan iyi hale rağmen, hüküm giydiği davanın iddianamesinden alıntı yapıp mahkûmiyet gerekçeleri ile denetimli serbestlik talebinin “uygun olmadığına” ve hükümlünün durumunun “6 ay sonra yeniden değerlendirilmesine” karar verildiğini görüyorum.

İtiraz üzerine İnfaz Hâkimliği mahkûmiyet hükmüne dair gerekçeleri tekrar ile denetimli serbestlik için değerlendirme yapılamayacağına, değerlendirmenin cezaevi durumuna yönelik olduğuna, aksi halin denetimli serbestlik hükmünden yararlandırmayı imkânsızlaştırdığına karar veriyor.

Ama Savcı durmuyor ve bu karara itiraz ediyor ve itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi 6 ay erteleme kararı veriyor.

İnfaz hâkimi de kararına sahip çıkıyor ve kanun yararına bozma istiyor.

Bu yaşananlara bakarak Yargıtay’ın acele olarak, cezaevlerinde denetimli serbestlik kuralları hakkında kanun yararına bozma sürecinde bir karar vermesi yerinde olacak.

Cezaevlerinde hukuksal ve geleneksel denetimli serbestlik koşullarından ayrılarak, 15 Temmuz Yargısının uzantısı baskı ve zorlama kurallar ile tahliyeleri engellemenin önüne geçilmesi gerekir.

Bu baskı öyle boyutlara ulaşmış ki “size yazdım diye 2. altı ayımı da riske atıyorum, artık sesimi duyurabileceğim kimse kalmadı, buna mecbur kaldım” cümlesi cezaevlerinde neler yaşandığını iliklerine kadar hissettiriyor insanım diyene...

Denetimli serbestlik kararlarının keyfiliğine ilişkin mektupların tümünde benzer öyküler var.

Suçu ne olursa olsun cezasını infaz etmiş insanlara hukuksal zulme doyulmuyor anlaşılan.

Bu nasıl bir anlayış ise…

Yargılama süreci verilen hükmün kesinleşmesi ile sona erer oysa. İnfaz Yasasının 2. Maddesinde yazılı olduğu üzere :

İnfaz kuralları, “hükümlülerin ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, doğum, felsefî inanç, millî veya sosyal köken ve siyasî veya diğer fikir yahut düşünceleri ile ekonomik güçleri ve diğer toplumsal konumları yönünden ayırım yapılmaksızın ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınmaksızın” uygulanır.

Ve ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda bulunulamaz.

Nerede hukuk devleti, nerede Anayasa’nın eşitlik kuralı...

Bir başka mektupta, sadece bir itirafçı tanık delili ile hüküm giyen sanığı yargılayan hakim hakkında, itirafçı bir savcının verdiği ifadeyi okuyorum.

Sanık bu durumu, duruşmada zapta geçiriyor “birbirimizden farkımız yok” diyor ama sonuç değişmiyor. Demek ki ayrıcalıklı itirafçılar da var.

15 Temmuz Yargısı ardında ağır bir enkaz, ağır bir hukuk kırımı bırakarak yürüyor.

Daha önce de yazmıştım; masumlar için hukuk ve adalet karlı bir günde uzaktan ışıkları görünen sıcak bir yuva gibidir. Bu eve bir gün mutlaka ulaşılır...