• 15.11.2021 07:44

Ülkede korku iklimi yaratmak için silahlanın çağrısını yapmam ortak fikirdi” diyen

Sedat Peker, geçmişte yaptığı “silahlanın” çağrısının arka planında yaşananları

anlattı:

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'na söylediğim sert sözlerden dolayı rahatsız olmadıklarını, sözlerimin doğru olduğunu, ancak ülkedeki tansiyonun çok yükseldiği için bir süre Kılıçdaroğlu'na sert çıkışlar yapmamamı, sonrasında istediğim gibi devam edebileceğimi söyledi”.

Kim söyledi?

Peker’in ifadesini alan savcı...

Bir savcı “oluk oluk kan akıtacağız, silahlanın” vs diyerek korku iklimi salmakla görevli Sedat Peker’e “biraz bekle sonra istediğin gibi devam et” diyor.

Devletin savcısı, Sedat Peker’in topluma salacağı korkunun doz ayarı elçisi.

Savcının odasında geçen bu konuşmayı Peker’in avukatı da doğruladı. Savcıdan yalanlama gelmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan korkunç linç girişimi ve medya üzerinden açık tehdit mektupları bu “ülke tansiyonuna göre doz ayarlı” korku salınımının sürdürüldüğünü bize ispatlıyor.

Ölüme kadar varabilecek, planlı programlı bir dehşetten söz ediyoruz.

Bir savcı nasıl böyle davranabilir?

Korktuğu için.

Herkes sussun, herkes korksun, biz devleti ele geçirelim” anlayışının “kullanışlı kurbanlarından” birisi olduğu için.

Allah korusun Kemal Kılıçdaroğlu ölebilirdi, kıyısından döndü…

Eyyy Savcılar, eyyy HSK üyeleri…

Bu rezilliğe göz yummaya, korkmaya ve kendi varlığınızı inkâr etmeye devam edecek misiniz hala?

Hukukun geri dönmesinden çok korkanlardan korkuyorsunuz farkında mısınız?

Hukuktan çok korkanlar hala insanları korkutuyor, tehdit ediyorlar. Siyasi suikast uyarıları geliyor.

İnsanlar ölebilir eyyy Savcılar, eyyy HSK üyeleri… Korkmaya devam edecek misiniz?

Sadece dürüstlük değil akıl da kayboldu.

Devlet içinde akılla, gerçekle ilişkisini kaybetmiş şuursuzlarmış bir insan grubu türedi.

İşledikleri suçların dünya döndükçe de cezasız kalacağına inanıyorlar.

Ama öyle olmuyor işte...

12 yıl sonra aldığım bir karar tam da öyle olmadığına örnek.

12 yıl geçse de suç işleyen hâkim cezasız kalmadı.

2009 yılında, MİT’in “Pastör” takma adıyla müvekkilimin dinlenmesi için mahkemeye başvurduğu ve defalarca uzatılan kararlarla dinlendiğinin ortaya çıkması üzerine başlatılan hukuk arayışımdan söz ediyorum.

HSK yıllarca her bir başvurumuzu ret etti. Açıkça yasaya aykırı dinlemelere atılan imzaları suç saymadı.

Ama sonra o HSK üyeleri gitti, başka bir dönem başladı, yeni HSK üyeleri geldi.

Bir dönemin HSK üyelerinin suç görmediğini, bu dönemin HSK üyeleri suç gördü ama üç hâkimden ikisi için. Nedense bir hâkimi özenle kayırdı.

Dönemine göre kararlar veren yargı kurumunun en tepesindeki kişiler bu üyeler.

Bu satırları yazmanın benim içimi acıtan ciddi bir ıstırap olduğunu bilmenizi isterim.

Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde yargılama tamamlandı.

Yargıtay savcısının beraat isteğine karşın, yasaya aykırı dinleme kararına imza atan hâkim ceza aldı, diğer hâkim ise halen firarda.

Bu dava da bunca yıllık meslek yaşamımda hiç rastlamadığım hukuksal skandallarla dolu:

1-Yargıtay binasında Yargıtay Savcısından öyle bir mütalaa duydum ki aynı Sedat Peker’in “silahlanın” çağrısına takipsizlik kararı veren savcınınki gibi akıl ve gerçeklikten yoksundu.

Mütalaadaki cümle aynen şöyle:

Dinleme kararı yasaya aykırı olsa da o dönemin yerleşik uygulaması olduğu için suç değildir”.

Bir savcı üstelik Yargıtay savcısı “bir suçu yerleşik uygulama” olarak yorumlayıp suç saymıyor.

Utandım ve bu duygumu da Yargıtay salonunda ifade ettim:

“Sanık hâkim dahil hepimiz hukuk fakültesi mezunuyuz, burası Yargıtay binası, bir savcı böyle bir mütalaa okuyor ve hep birlikte dinliyoruz, ben utanıyorum, siz ne hissediyorsunuz”.

2- Önceki dönem HSK üyeleri de suç işlemediler mi?

Yargıtay 5. Ceza Dairesi kararı ile suçu sabit kabul edilen hâkimi, yıllarca kayırdılar, işleme koymama kararı verdiler. Neden?

3-Yeni dönem HSK üyeleri de tamamen aynı karara imza atan hakimlerden birisini kayırmaya devam kararı aldı. Neden?

4- Gene bu yeni dönemin HSK üyeleri Anayasa’ya direnen hakimler hakkında işleme koymama kararları da veriyor ve ısrar ediyorlar üstelik. Neden?

Devlet destekli suç işleyenler, hangi suçu işlerlerse işlesinler “dokunulmaz olduklarına” güvenirler, hep korunacaklarına, onlara asla dokunulamayacağına inanırlar.

Ama dokunulur, mutlaka dokunulur, sadece ne zaman dokunulacağı bilinmez.

Unutmayın hiçbir toplum kendisini yönetenlere, suç işleyenleri cezasız bıraksınlar gayesiyle yetkisini devretmiş değildir.

Devletin içinde birileri çeteleşebilir ama hukuk çeteleşmez, bu nedenle devlet içinde çeteleşenler mutlaka bir gün yargılanır.