• 26.11.2021 06:23

Bizleri sadece siyasal iktidar tarafından içine bilinçli bir şekilde fırlatıldığımız ekonomik kriz cehennemi yakmıyor...

Kamplaşma, kutuplaşma, bölünme, parçalanma krizleri de yakıyor...

Bu ülkede insanların birbirlerine düşman olarak, birbirlerinden nefret ederek, birbirlerinden kuşkulanarak, birbirlerinin özgürlüğüne set çekerek debelenmeleri doksan sekiz yıl boyunca bir sonuç vermedi.

Eşitlik de özgürlük de geldiğinde ya herkese birden gelir ya da hiç kimseye gelmez.

Özgürlük vardır sadece. Herkes için var olunca özgürlük yaşanır.

Eşitlik vardır sadece. Herkes için var olunca eşitlik olur.

Eşitlik ve özgürlüğün herkes için bu topraklara Cumhuriyet tarihinde de gelmediğini, gelemediğini bize utanarak, içimiz üşüyerek, hüzün dolarak izlediğimiz Kulüp dizisi yıllar sonra gelir önümüze koyar.

Eşitlik ve özgürlüğün herkes için bu topraklara gelmediğini, 2021 yılında gazetelerdeki “bir Ermeni Kaymakam olarak atanma hakkını kazandı” manşeti yüzümüze çarpar.

Ardı sıra Sulh Ceza Mahkemesi’nin birkaç gün önce “Yahudi” sözcüğünü hakaret olarak kabul ettiği manşetleri de bu utancı pekiştirir.

Sadece bu manşetler dahi insan vicdanını delip geçmeye yeter.

Bir daha böylesi ağır hasarlı dönemi bir daha yaşamamak adına ne yapılmalı?

Tarih 25 Temmuz 2020 idi... Kemal Kılıçdaroğlu 2. yüzyıla çağrı beyannamesini açıklıyor, Türkiye, CHP liderinin ağzından “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırma” vaadini duyuyordu.

Türkiye, 98 yıllık Cumhuriyet yolculuğunda ancak bir asrı devirmek üzere iken “cumhuriyet” ve “demokrasi” gibi en temel kavramlar üzerinde yeniden konuşur olmuştu.

Tarih 29 Ekim 2021 idi... Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ Fox Tv’de İsmail Küçükkaya’nın programında “önemli olan Cumhuriyet tamam da, Cumhuriyete anlam kazandıracak unsur demokrasi, İran da Cumhuriyet” diyordu.

Ve “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırma” vaadi ile yola çıkan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu şimdi de toplumsal “helalleşme” isteyerek yoluna devam ediyor.

Ne yazık ki yirmi yıl devam eden, yoran, tüketen, yoksullaştıran, Cumhuriyet tarihinin en ağır hasarlarını yaratan siyasal iklim sonrasında dahi ortak bir yeniyi inşa etmekten, umutlu bir ufka bakabilme gayret ve arzusundan hala uzakta olanlar da var;

“Helalleşmenin dini bir kavram olduğundan girip, sorumlusu olmadığı olayları neden helalleşme listesine eklediğinden” ....

“Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının kurduğu CHP adına helalleşmenin Kılıçdaroğlu’nun haddi ve hakkı olmadığından girip o dönemin varlık vergisi ile istiklal mahkemeleri ile bu günün koşullarında nasıl helalleşeceğine”....

Tek parti dönemi ateşiyle yanıp kavrularak, hep doğru bildikleri tabularına sıkı sıkıya sahip çıkmak isteyenlere rastlıyoruz...

Kemal Kılıçdaroğlu, bu üslupsuz ve zaman zaman da hadsiz ezberlere ölçülü ve her biri anlam dolu cümleler ile nezaket ölçülerinde yeniden açıklamalar getirdi:

Hatalarla yüzleşmek ve asıl olarak kucaklaşmış şekilde geleceğe bakmak çağrısıdır. Bakın, helalleşmek, geçmişte olan acıları ortadan kaldırmaz ama geleceği inşa etmemizi sağlar.

Bu ülkenin büyük yaraları var, bu yaraları sarmalıyız ki bundan sonra hiç kimse kanatmaya cesaret dahi edemesin”...

Kemal Kılıçdaroğlu, toplumun yıllar yılı yaşanan, aslında her birinin konusunu temel hak ve özgürlüklerin teşkil ettiği yaralardan, acılardan söz ediyor.

Topluma unutturulmaya çalışılan ama toplumsal belleğin silmediği, canlı tuttuğu acılara sahip çıkıyor.

Dersim’i, Madımak’ı, 6-7 Eylül’ü, 27 Mayıs’ı, 28 Şubat’ı, 15 Temmuz’u, daha daha niceleri karşımıza dikiliyor. Geçmişten korkarak saklanmalı mı yoksa artık gelecek için güven ve inanç ile günışığına mı çıkmalı?

Kılıçdaroğlu, kimse adına sorumluluk almıyor sadece insanlık ve vicdan adına sorumluluk alıyor.

Willy Brandt’ın dizleri üzerinde Polonya’da af dilerken sadece bir insan ve insanlığın vicdanının sesi olduğu gibi...

Helalleşmek, iç dökmek, el uzatmak sağlıktır, iyiliktir, güzelliktir.

Değişimleri okuyamayanlar kötümser öngörülerde bulunur.

Nefes almamızı zorlaştıran ekonomik bir kriz var. Dolar tutulamıyor. Kriz canavarlaştı. Bizi sefaletin pençesinde boğmaya çalışıyor...

Silahını topluma doğrultsa da kriz aynı zamanda mevcudun adım atamaz hale geldiğinin de acılı ispatıdır.

Mevcut, temellerinden sarsılarak yıkılıyor. Gelmekte olanı, bu kez değişim ile umut ile karşılayalım, yıkılmakta olana nefes veren anlayışlar ile değil.

Helalleşme çağrısı, bakın görün huzuru, refahı ve özgürlüğünü arayan yorgun düşmüş, bitkin toplumun vicdanında da karşılık bulacaktır.