• 20.12.2021 23:15

Türkiye sadece darbeler değil kumpaslar ülkesi de…

Siyasallaşan yargı, yargının kurdu olduğu için, dönemine göre kumpaslar, kumpas kumpas önümüze gelmekte, kumpaslarla hesaplaşanlar da yeni kumpaslar açmaktadır.

Bugün 17 Aralık…

Yaşadığımız bu yoksullaşma, bu buhran, bu bunalım, bu çöküş, bu dağılma 17 Aralık 2013’de başlayan savrulmanın sonuçlarıdır…

Bu ülkenin insanları, devletinin hukuk devleti olamayışının bedelini her gün daha da ağırlaşan bir fatura ile ödüyor.

Yargı da kumpas oyununun, asıl gibi görünen figüran oyuncusudur.

Hukuk dışında hiçbir güce boyun eğmeyen bağımsız ve tarafsız bir yargı söz konusu olsa ve 17 / 25 Aralık’ta görevini yapabilse, belki 15 Temmuz olmayacak,15 Temmuz olmasa CB Hükümet sistemi, sonrasında OHAL ve bugün yaşadığımız her türlü çöküş yaşanmıyor olacaktı.

Hem parasal hem de ahlaki tükeniş ülke üzerine çökmeyecekti.

Geçmişe dair bir iç döküş sayın. Gelin bugünün yargısı ne yapıyor, bakalım…

Mahkemelerin beraat kararlarını yok sayan hakimler ve OHAL Komisyon üyeleri var bu ülkede.

Örneğin Ankara 21. İdare Mahkemesi heyeti hakimleri Halil İbrahim Özgün, Funda Şahin ve Ali Ersan Tüzüner bir kararlarında, kesinleşmiş beraatı yok saydıklarını bakın nasıl açıklıyorlar:

“… ilgililer hakkında ceza yargılamasında üyelik suçlamasıyla açılan davada beraat kararı verilmiş olsa dahi idari yargı yeri irtibat ve iltisak unsurları yönünden de işlemi incelemek zorundadır”…

Nasıl bir zorunluluk bu acaba? Yasalarda olmayan “irtibat ve iltisak” unsurunu, Anayasa ve yasalara üstün saydıran bir “zorunluluk” nedir?

Zorunluluk, Anayasa ve yasaların hükümlerine uymak ve bağlı kalmaktır.

Ülkenin OHAL Komisyonu üyeleri ve özel seçilen idare mahkeme üyeleri, Anayasa ile kendilerini bağlı görmüyorlar. Yüksek mahkemelerin ve mahkemelerin beraat kararlarını tanımıyorlar.

Ama beraat kararını veren mahkemenin incelediği aynı delilleri esas alıp, aynı delillerden “irtibat ve iltisak” buluyorlar.

Beraat demek aklanmak demek.

Beraat eden, hakkındaki suçlamalardan aklanarak ve suçu bulunmadığı anlaşılarak kurtulur.

Bu dediğim hukuk devletinde yaşanır elbet.

OHAL komisyonu üyesi 7 kişi3 kişilik idare mahkemesi heyetleri ise kendilerine göre çakma hukuk yaratıyorlar.

Yetmiyor Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bağlayıcı ve kesin kararlarını da tanımıyorlar. Anayasa 153. ve 90. maddeleri de onlar için yok hükmünde…

Ortada uzun süredir taammüden bir hukuk cinayeti ve hukuk adına sefilleşme yaşanıyor.

Sefilleşme genişliyor…

Sefilleşme yayılıyor…

Sefilleşme derinleşiyor…

Derinleştikçe de Türkiye dünyadan ayrışıyor.

Eski Avrupa Birliği Türkiye Büyükelçisi Marc Pierini’nin Avrupa Konseyi’nin Osman Kavala davasını değerlendiren bir makalesini okudum.

Marc Pierini:

“Türkiye'de bazıları için uygunsuz olsa da Avrupa'da hukukun üstünlüğü önemlidir” diyor.

Birkaç önemli hususun altını da çiziyor Marc Pierini:

“Birincisi, mahkemede bir Türk hâkim oturuyor ve ikincisi, Türkiye Sözleşme’nin 46’ncı maddesinden dolayı mahkemenin kararlarına uymak zorunda.

Dolayısıyla Türkiye'nin yargısına müdahale edildiği iddiası yersiz ve geçersizdir.”

Evet AİHM’de bir Türk hâkim var ve bu Türk Hâkim geçenlerde AİHM’in 427 yargı mensubu hakkında verdiği hak ihlali kararına katıldı.

AİHM bu kararında bir de 427 yargı mensubunun her biri için 5.000 Euro tazminat ödenmesine karar verdi.

Hukuka ihanet eden yargı mensupları tarafından, hakları ihlal edilen yargı mensupları...

Ve bu yüzden vergileriyle, 2 milyon 135 bin Euro tazminat ödeyecek olan bu ülkenin insanları, bizler…

Böylesi bir örnek yeryüzünde var mıdır?

Hiç sanmam…

AİHM, bu kararında beraat eden yargı mensupları olduğunu da anımsatmakta…

AİHM kararında çok önemli bir ayrıntı daha var; darbe girişimi olurken saatler 15 Temmuz’dan 16 Temmuz’a döndüğünde, göz altına alınacak hâkim savcı listesi çoktan hazır imiş

AB 2021 raporunda da darbe girişiminin ardından ihraç edilen hâkim veya savcılardan beraat edenlerin hiçbirinin görevlerine iade edilmediği yer alıyor.

Yargının bu kadar siyasallaştığı, Anayasa ve yasalara savaş açtığı böylesi bir dönem hiç olmamıştır…

Thomas Hobbes der ki; “insan insanın kurdudur” …

Ben de “siyasallaşan yargı, yargının kurdudur” diyorum…

Üzgünüm olanlar için…

Hukukçular eliyle hukuka ihanet edildiği için çok üzgünüm…