• 1.03.2021 00:00
  • (202)

 Yanlış politikaların Türkiye'yi sürüklediği derin ekonomik krizin üzerine Korona salgınının ek yükü binince birçok insan için yaşam sürdürülebilir olmaktan çıktı.

İşsiz ve gelirsiz kalan kesimde asgari günlük ihtiyaçları karşılamak giderek zorlaştı. Bu gerçek Türkiye gibi sosyal devletin terk edildiği ülkelerde daha belirgin şekilde görünür hale geldi.

Her şeyin paraya bağlandığı kapitalist sistem Korona salgınının yarattığı kırılma nedeniyle yeniden sorgulanmaya başladı. Bilim insanlarının geliştirdiği aşının kapitalist sistemin gereği olarak patentlenmesi bu sorgulamayı yaygınlaştırdı. Dünya çapında bir salgını önleyecek aşıyı ancak parası olan ülkeler alabiliyor. Yoksul ülkelerin insanlarına aşı yok. Ancak çok zengin ülkeler kendi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra gönüllerinden koparsa, artan aşıları yoksul ülkelere gönderirlerse aşıya ulaşabilecekler. Bu süreçte aşı-ilaç şirketleri kâr rekorları kıracaklar.

Salgın, kapitalizmin insan sağlığı diye bir derdi olmadığını, tek derdinin sermayenin kârı olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bu gerçek, aynı zamanda sosyal devletin ne kadar önemli olduğunu da ortaya çıkardı. Yeniden kamucu ekonomilere, sosyal devlete, sosyal belediyeciliğe dönüş arayışları başladı.

Bu arayış Türkiye için de geçerlidir.

Türkiye'de iktidar sosyal devlet anlayışından çok uzak politikaları tercih etti. Öncelikle sermaye kesiminin çıkarlarını koruyan kararlar aldı. İşsiz kalanlara, kepenk kapatan esnafa, düşük gelirli kesimlere ciddi bir kaynak aktarmadı. Hazine kaynaklarını belli bir sermaye grubuna akıttı. Onların vergilerini sildi, garantili ödemeleri yaptı. Çığ gibi büyüyen işsizlik ve enflasyon rakamlarını perdeledi, gerçeği görmek istemedi.

İktidar bu politikayı izlerken gerçeği gören, çok hızlı örgütlenerek harekete geçen muhalefet partilerinin yönettiği belediyeler ise çok daha başarılı politikalar izlediler. Ekonomik krizin ve salgının ortada bıraktığı toplum kesimlerine "dayanışma" modelleriyle sahip çıktılar.

Millet İttifakı'nın belediye başkanları tarafından yönetilen büyükşehir ve diğer belediyelerin kendi olanaklarını seferber etmenin yanı sıra vatandaşlara sundukları dayanışma modelleri yoksul kesimler için yaşamı sürdürebilir hale getirdi.

İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Antalya, Mersin, Eskişehir büyükşehir belediyelerinin başlattığı sosyal belediyecilik ve dayanışma politikalarını sahada hızla uygulamaya sokan ilçe belediyelerinin kurduğu model Türkiye'de yaygınlaştırılmalıdır. Ankara'da Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen'in, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar'ın, İstanbul'da Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın kurdukları dayanışma modelinin sonuçlarına ilişkin veriler gelmeye başladı.

Örneğin, Beşiktaş'ın CHP'li Belediye Başkanı Rıza Akpolat'ın salgından bu yana uygulamaya soktuğu "Saha Çözüm Hareketi"nin sonuçlarına bakalım.

Belediye Başkanı Akpolat ve kurduğu 120 kişilik ekip Türkiye'de ilk defa bir belediyenin sınırları içinde bulunan bütün ev ve iş yerlerine gittiler. Tek bir ev ve işyeri atlanmadı. Ziyaret edilen ev sayısı 93 bin 540, işyeri sayısı ise 10 bin 816.

Bu ziyaretlerde 23 mahalle, 886 sokak ve 66 cadde gezildi.

Saha çalışma ekibi, ev ve işyeri ziyaretlerinde, vatandaşlardan 7 bin 379 talep topladı. Bu taleplerin 6 bin 534'nü süratle yerine getirildi.

Bu talepler çerçevesinde 2 milyon 446 bin maske, 104 bin 356 dezenfektan dağıtıldı.

Saha Çözüm Hareketi, Beşiktaş sınırları içinde 1226 vatandaşın günlük ihtiyaçlarını karşılayamadığını, yaşamların sürdürebilmeleri için dayanışmaya ihtiyacı olduğunu saptadı. Bu vatandaşların günlük ihtiyaçları iş olanakları yaratılıncaya kadar belediye tarafından üstlenildi.

Muhalefetin yönettiği belediyelerin başarıyla uyguladıkları bu dayanışma ve yardımlaşma modelleri dayanışma ekonomisine dönüştürülerek üretim, dağıtım ve istihdama taşınmalıdır.

Özelleştirmelerin temel mal ve hizmetleri vatandaşın sırtından kâr etme aracına dönüştürmesinin yarattığı ağır sorunun çözülmesi bütün dünyada arayışlara yol açtı. Bu arayış içinde dikkati çeken en önemli öneri, özelleştirilen bu hizmetlerin yeniden kamulaştırılması ve belediyeler eliyle verilmesidir. Örneğin su gibi elektrik ve doğal gaz hizmetlerinin yeniden belediyeler eliyle sağlanmasına dönüş bir yol olarak savunuluyor.

Keza, CHP'li belediyelerin kurduğu sosyal dayanışma modeli, kooperatifler üzerinden temel gıda maddeleri üretimine taşınabilir. İzmir, Ankara, İstanbul büyükşehir belediyelerinde bu yönde atılan adımlar yaygınlaştırılarak sosyal işletmelere dönüştürülebilir.

CHP'li belediyeler kooperatif, sendika, vakıf, dayanışma dernekleri üzerinden neoliberalizme alternatif bir modeli yerel yönetimlerde kurabilirler.

Ekonomik kriz ve salgın; işsizlikten, yoksulluktan kurtulmak için tek çıkış yolunun dayanışma ekonomisi olduğunu çok net bir şekilde gösterdi.