• 24.03.2021 05:48
  • (358)

Bu göreve henüz 4 ay önce getirilen Naci Ağbal da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın bir gece yarısı verdiği kararla Merkez Bankası Başkanlığı'ndan alındı. Yerine Şahan Kavcıoğlu atandı.

Cumhurbaşkanı, yapığı son atamalarda aradığı Merkez Bankası Başkanı'nı bulamamış olacak ki yeni bir atama daha yaptı. Kavcıoğlu'nun aranan başkan olup olmadığını da henüz belli değil. Bakalım onun görev süresi ne kadar olacak?

Merkez Bankası Başkanlığı ve politikaları konusunda iktidar bir yalpalama içinde görünüyor. Başkanlar neden görevden alındılar, yerlerine atananlar neden tercih edildi anlaşılmış değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın beklediği gibi karar almayan başkanlar görevden alındı. Ancak yerlerine gelen ve Erdoğan'ın beklediği kararları alan başkanlar da görevden uzaklaştırıldı. Bu çelişki nasıl izah edilir?

Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "bizi dinlemiyor" gerekçesiyle görevden alınmıştı. Erdoğan'ın şikâyeti Çetinkaya'nın yüksek faiz-düşük kur politikası izlemesiydi.

Erdoğan ise düşük faiz politikasını savunuyordu. Çetinkaya'nın yerine getirilen Murat Uysal, Erdoğan'ın istediğini yaptı. Faizi düşürdü. Çetinkaya'nın yüzde 24'e kadar çıkardığı faizi yüzde 8,5'a kadar indirdi. Erdoğan'ın "faiz sebeptir enflasyon sonuçtur" tezini hayata geçirdi. Uysal, enflasyonun da altında düşük faiz uygulayınca doğal olarak döviz kurları tavan yaptı. O dönem, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın "ben artık dövize bakmıyorum" dediği günlerde dolar 8.50 düzeyine dayanmıştı. Erdoğan'ın savunduğu, Uysal'ın uyguladığı düşük faiz, doları fırlattığı gibi enflasyonu da düşürmedi. Türkiye'nin dış borçları arttı. Pahalı döviz ithal ürünlerinin fiyatını sıçrattı.

Erdoğan'ın dediklerini yapmasına karşın yine bir gece Merkez Bankası Başkanı Murat Uysal görevden alındı. Yerine eski Maliye Bakanı Naci Ağbal atandı. Bu değişikliğe tepki göstererek Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden ayrılan Berat Albayrak'ın yerine de Lütfü Elvan getirildi.

Maliye Bakanlığı'ndan yetişme, devlet deneyimi olan Ağbal'ın atanması piyasalara güven vermişti. Ağbal, enflasyondan da düşük faiz politikasını değiştirdi. Faizi resmi enflasyon oranının üzerinde, yüzde 17 olarak belirledi. Ağbal, temel hedefin Merkez Bankası'nın asli görevi olan fiyat istikrarını sağlamak olacağını açıkladı. Ağbal'ın faizi enflasyonun üzerine çıkarmasıyla dolar düşmeye başladı. Dolar 8.50 liradan 6.95 liraya kadar düştü. İç ve dış piyasalardan yapılan açıklamalar Ağbal'ın doğru para politikası izlediği yolundaydı. "İşler iyi gidiyor" deniliyordu. Daha da iyi gideceği mesajı vermek için ekonomik reform paketi açıklandı. Ancak, piyasalara güven vermedi. Dolar yine kıpırdanmaya başlamıştı, 7 lirayı aştı, 7.20 lira düzeyine kadar çıktı. Merkez Bankası yeni önlemler üzerinde çalışıyordu ki Cumhurbaşkanı Erdoğan yine bir gece kararıyla Ağbal'ı görevden aldı. Büyük umutla getirilen, iç ve dış piyasalarda güven oluşturan, doları düşüren Ağbal ancak 4 ay görevde kalabilmişti.

Merkez Bankası gibi Türkiye ekonomisini, iç ve dış piyasaları, döviz kurlarını etkileyen bir kurumun başkanının sık sık değiştirilmesi güvensizliği artırdı, 7.20 lira olan dolar yeniden 8 lirayı aştı. Yeni Başkan Kavcıoğlu, olağanüstü toplantı yapılmayacağını açıklayarak faizlerin düşürülmeyeceği mesajı verdi. "Politikada değişiklik yok" açıklamaları yapıldı.

Bu durumda şu soruların da sorulması gerekiyor:

Ağbal'ın görevden alınmasının gerekçesi nedir?

"128 milyar dolarlık rezervin nasıl harcandığını araştırdığı ve açıklama yapmaya hazırlandığı için görevden alındı" iddiası doğru mudur?

"Ağbal faizi yükselttiği için görevden alındı" iddiasında gerçek payı var mıdır?

Öyleyse düşük faiz politikası izleyen Murat Uysal neden görevden alınmıştır?

İktidar enflasyondan düşük faiz politikası mı, yoksa enflasyondan yüksek faiz politikası mı savunmaktadır?

Hangisi doğrudur?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "faiz sebep enflasyon sonuçtur" görüşünü savunmaya devam etmekte midir? Böyle ise Ağbal'ın faizleri yükseltmesine neden izin vermiştir?

Murat Uysal mı doğru politika izlemiştir, Naci Ağbal mı?

İktidarın yalpaladığı, bir uçtan diğer uca savrulduğu tek konu Merkez Bankası Başkanlığı değil.

İstanbul Sözleşmesi konusunda da aynı yalpalamayı görmek mümkün.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan olarak 2011 yılında büyük bir övünç ve gururla TBMM'den oybirliği ile geçirdiği İstanbul Sözleşmesi'ni 10 yıl sonra, neden bir gece yarısı Cumhurbaşkanı kararıyla feshetmiştir? On yıl önce, "sessiz devrim" diye anılan İstanbul Sözleşmesi neden iptal edilmesi gereken zararlı bir sözleşmeye dönüşmüştür?

Bu konuda soruları çoğaltmak mümkün.

Bu çelişkili kararlarla Türkiye; planlı, programlı bir şekilde değil aksine siyasi getiri hesabıyla, rüzgara göre, el yordamıyla yönetilen bir ülke görünümü veriyor.

İktidar yanlıları ise birbirinin zıttı olan iki kararın ikisini de alkışlıyor.

Muhalefet edenler dışındaki sivil toplum kuruluşları da susmayı tercih ediyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü hariç.

Fenerbahçe'yi "İstanbul Sözleşmesi'nin iptal edilmesini gözden geçirmeye, kadınlar ve kız çocukları için toplumu aynı noktada olmaya" davet eden çağrısı için kutluyorum.