• 5.07.2021 08:37

İktidar önümüzdeki seçimleri muhalefeti hapsederek mi kazanmayı planlıyor?

Bu soruyu gündeme getiren gelişmeler yaşıyoruz.

Sonuncusu CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında düzenlenen fezleke. Kılıçdaroğlu'nun, 10 Ocak gazeteciler günü vesilesiyle yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği iddiasıyla, 4 yıla kadar hapsi isteniyor.

Ana muhalefet liderinin iktidar liderini eleştirmesi demokrasinin doğası gereğidir. Ak Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan aynı zamanda Cumhurbaşkanı olduğu için eleştiriler "Cumhurbaşkanı'na hakaret" davasına dönüştürülüyor.

Demokraside araçların eşitliği ilkesine aykırı olarak Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği gerekçesiyle ana muhalefet liderinin dokunulmazlığının kaldırılmasını ve 4 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etmek, iktidarın yargı yoluyla muhalefeti susturma girişiminden başka bir şey değil.

Diğer muhalefet partisi lideri, İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, "Milletvekili de değilsin kaçacak yerin yok, cezaevine girersin" mealindeki sözlerle zaten tehdit edilmişti, ediliyor.

HDP'nin önceki eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ cezaevindeler. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin hak ihlali kararını uygulamayan iktidar, cezasını çektiği için cezaevinden çıkması gerekirken, 6 yıl geriye gidip 2014 yılındaki Kobani olayları nedeniyle Demirtaş'ı tekrar tutukladı. Cezaevinde tutmaya devam ediyor. Bu durum Yüksekdağ için de geçerli.

İktidar, bazı muhalefet liderlerini hapiste tutuyor ve dışarıdakileri de cezaevine göndermeye yönelik adımlar atıyor.

Bununla yetinmeyen iktidar HDP hakkında da kapatma davası açmış durumda. Çoğunluğu, AK Parti iktidarının HDP ile birlikte yürüttüğü çözüm süreci faaliyetlerine dayanan gerekçelerle HDP'nin kapatılmasını talep ediyor.

Kılıçdaroğlu ve Akşener'in siyasi liderler olarak yaptıkları konuşmalar nedeniyle hapsedilme baskısı altında kalmaları, iktidarın muhalefetle demokratik mücadele yerine devlet gücünü kullanmayı tercih ettiğini gösteriyor.

Bu tercih önümüzdeki seçimi kazanamayacağı kaygısı taşıyan iktidarın antidemokratik yollara yönelmesiyle somutlaşmış durumda.

Demokratik siyaset alanını daraltan, muhalefet liderlerini hapseden ve hapsetmek üzere fezleke düzenleyen iktidar toplumsal muhalefeti de yine devlet gücüyle baskılıyor.

Otoriterleşen bu iktidar anlayışı nedeniyle anayasal bir hak fiilen ortadan kaldırılmış durumda. Toplumsal muhalefet niteliğinde hiçbir eylem ve yürüyüş yapılamıyor.

İktidarın, muhalefetin hiçbir türüne tahammülü yok.

Son olarak Cumhurbaşkanı'nın tek imzasıyla İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılmasını protesto etmek için kadın hakları savunucularının düzenlediği yürüyüşe polis çok sert müdahale etti. Oysa polisin görevi bir anayasal hakkı kullanan kadınların bu yürüyüşünü güvenlik içinde yapmalarını sağlamaktır.

Aynı şekilde aylarca Boğaziçi Üniversitesi'ne yapılan rektör atamasını protesto eden öğretim üyelerine üniversitenin kapısı kapatıldı. Öğretim üyeleri içeriye alınmadı. Bu süreçte protestoya katılan öğrenciler yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Üniversitenin yolları kesildi.

Tazminat haklarını arayan Soma işçilerinin Ankara'ya doğru yaptıkları yürüyüş yine polis ve jandarma tarafından defalarca engellendi. İşçilere sert müdahale yapıldı.

İkizdere'de taş ocağına karşı direnç gösteren kadınların karşısına jandarma dikildi. Ağaçların önüne yatan, üstüne çıkan İkizdereliler zor kullanılarak dağıtıldı. Yollarına barikatlar kuruldu. Taş ocağını açacak şirketi koruma altına alan devlet, İkizdere köylülerinin önüne dikildi.

"Ahlaksız tutum sergiledikleri" iftirasıyla çalışanlarını tazminatsız işten çıkaran işverene karşı grev ve protesto hakkını kullanan işçilere yine sert müdahalede bulunan devlet, işvereni koruma altına aldı.

Siyasi muhalefeti; liderleri hapise göndererek, hapise göndermekle tehdit ederek, parti kapatarak siyaset yapamaz hale getirmeyi amaçlayan iktidar, toplumsal muhalefeti de yine zor kullanarak nefes alamaz hale getirmiş durumda.

İktidar, muhalefetsiz bir Türkiye yaratmak istiyor.

Muhalefetsiz bir Türkiye'nin demokrasisiz bir Türkiye olacağını bile bile…