• 24.12.2014 00:00
  • (3413)

 Bir insana ‘hayvan’ diye hitap ederseniz bunu hakaret olarak algılayacaktır. İşin gerçeği, bunu söylerken niyetimiz gerçekten hakarettir. Bazı hayvanlara benzetmeler; eşek, koyun, yılan, köpek, öküz, ayı gibi aşağılama anlamı yüklerken; aslanım, koçum, ceylanım, bülbülüm, tilki, kurt gibi benzetmeler ise övgü ve pohpohlama içerir.

İlk öğrendiklerimden biri insanın, ‘Allah’ın sevgili kulu’ olduğu idi. Diğer canlılardan farklıydı insanoğlu. Onu kendi suretinde yaratmıştı tanrı. O, Hepsinin ‘üstünde’ idi. Diğerleri ise insanoğluna ‘hizmet’ için yaratılmıştı.

Bizi böyle düşünmeye yönlendiren neydi? Bu üstünlük duygusu nereden geliyordu?

Bitkilerle farklılığımız apaçıktı. Hayvanlardan farklılığımız ise bizim hüsnü kuruntumuz idi. Böyle düşünmemizin sebebi, diğer canlıların doğanın içinde kendi hallerinde yaşaması, bizim ise doğayı egemenlik altına alma tutkumuzdu. Bu tutku, diğer canlıları da kendimize ‘kul’ ve bizden ‘aşağı’ yaratıklar olarak algılamamıza yol açıyordu.

Darwin çıkıp da insanoğlunun diğer canlılarla akrabalığını kanıtlayınca şoke oldu insanlık. Önce bunu reddetme eğilimleri ağır bastı. Ama zaman ve bilim ilerledikçe gerçeklerden kaçılamayacağı ortaya çıktı. Genetik bilim, DNA testi gibi araştırmalarla diğer canlılarla olan akrabalığımızı tartışılamaz biçimde kanıtladı. İnsanlarla şempanzeler arasındaki genetik benzerlik %98 idi.  İnsan, canlı türünün bir evrimi sonucu ortaya çıkmış akıllı yaratıktı; HOMO SAPİENS....

O zaman insana, üstünlük sağlayıcı nitelikler arandı. İnsan; konuşan hayvan mıydı? Papağan ve muhabbet kuşları da öğretilince insan gibi konuşabiliyordu. Düşünen hayvan mıydı; yoksa akıllı hayvan, duyguları olan, alet kullanan ve bu yüzden uygarlık yolunda ilerleyen hayvan mı?

Darwin sonrası doğa bilimi araştırmacıları bunları birer birer çürüttü. Hayvanların da duyguları vardı. Kendi aralarında anlaşabiliyor, organize olabiliyor, bazı primat türleri alet kullanıyor, yavrularına ve birbirlerine karşı (hatta bizzat insanlara karşı) sevgi, kızgınlık, gücenme, küskünlük gösteriyorlardı.

Hayvanlar hakkında hala çok az şey biliyoruz. Ama emin olduğum bir şey varsa onların evriminin de henüz sonuçlanmadığı ve bu yolda ilerleme kaydettikleridir. Bir kaç bin yıl, belki de yüzyıl içinde insanlar, onlarla bire bir iletişim kurabilecek ve hayvanlarla karşılıklı olarak dertlerini paylaşabilecek. O zaman birbirimizi daha iyi anlayacağız ve hayvanlara bakış açımız tamamen değişecek.

Medyada hayvanlarla ilgili bazı ilginç haberleri izlediğimiz zaman, hayvanların davranışları karşısında şaşkınlık ve hayranlık duymamak elde değil. Halbuki şaşıracak bir şey yok. Bizi böyle düşünmeye iten, hayvanlar hakkındaki ön yargılarımızdır. Onlar sandığımızdan çok daha ileriler demek ki.

Balıkları besleyen başka hayvanlar, ölü doğan yavrusuna masaj yaparak (onu yerden yere vurarak yapıyor) nefes aldırtan fil, yüksek voltaja yakalanıp kalbi duran arkadaşını şok tedavisi ile yaşama döndüren maymun, bilgisayar aracılığıyla insanlarla yüze yakın kelime konuşabilen şempanze, suyun dışındaki balıkları yeniden suya atan ya da üstlerine diliyle su atan köpekler, sarmaş dolaş kedi-köpek görüntüleri ve daha burada sayamayacağım pek çokları....

Bunlar bizi çok fazla şaşırtmamalı aslında. Bunun sebebi bizim hayvanları yeterince tanımıyor olmamızdır. Bunun sonucu olarak yeterince anlamıyoruz da. Ama onlar kendilerini bizlere anlatma çabalarını ısrarla sürdürüyorlar. Anlamaya çalışanlarımız da yok değil hani. Arjantin’deki bir hayvanat bahçesinde  tutuklu bulunan yaşlı orangutanın bir doğal parka bırakılması için çaba harcayan hayvan severler gibi. Hayvanlarla daha uygar iletişim ve ilişkiler kurabileceğimiz günlere ulaşmak dileği ile.......