• 28.12.2014 00:00
  • (1994)

 Bazı şeyleri yerli yerine oturtmak gerekir.

AKP İktidarı ile Türkiye kapitalizmi büyük atılım yaptı. Ülke G-20 içinde yer alıyor. Türkiye’nin kendi kaynaklarına sahip çıkmasından hoşlanmayan gelişmiş kapitalist ülkeler bu sürecin sekteye uğramasından yanadır. Bakmayın siz ‘stratejik ortaklık’ masallarına.

Kapitalizm, gelişme kaydettiği her durumda yeni pazarlara ihtiyaç hisseder. Türkiye’de de böyle oldu. Türkiye kapitalizmi Balkanların, Afrika’nın, uzak Asya’nın, Rusya’nın Arap dünyasının kapısını çalıyor. Şansını deneyecek. Gelişmiş kapitalist ülkelerle bağlı ‘eski’  burjuvazi ise hem bu yeni duruma karşıdır, hem de yeni durumdan o da faydalanıyor.

Türkiye kapitalizmi yabancı pazarlara yönelirken aynı zamanda kendi iç pazarında ulaşamadığı yerlere de uzanmak istiyor. Bu da ülkenin doğu ve güneydoğusudur. İşte bu durum çözüm sürecinin nesnel temelidir. İç barışı sağlayabilirse o bölgelerde geniş bir yatırım imkanı doğacaktır. Oradan Irak Kürdistan’ı ile irtibatlanmak, Irak ve Suriye ile ticari ilişkileri geliştirmek kolaylaşacak.

Bunları yapabilmek için huzur ortamı lazım. Cizre’de olduğu gibi çatışmalı ortamlar sermayeyi ürkütür. Kapitalizmin gelişmesini sekteye uğratır. Eskiden böyle değildi. Kapitalizm savaşçı idi. Bunda da en büyük etken silah tekelleri idi. Ama dünya evrimleşti. Artık çatışmalı ortamları daha az tercih ediyor kapitalizm. Barışçı ortamlar ticarete daha uygun alanlar yaratıyor.

Türkiye kapitalizmi ve iktidardaki burjuvazi saldırgan değildir. Henüz saldırganlaşacak kadar güç kazanamadı. İlerde nasıl olur bilinmez. Onun için bu günden, bu huyunun faydasını çıkarmak iyidir. Girmek istediği yerlere barışçı yöntemlerle gitmeye çalışıyor. Çözüm süreci de bu anlayışın bir parçasıdır. Tabi ki bu iyi bir şey; o nedenle desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Yalnızca hümanist sebeplerle. Boş yere kan akmasın diye.

Bazı Kürt siyasetçiler ve PKK önderleri olaya böyle bakmıyorlar. Onlar bu süreci zaaf zannediyor ve tehdit, şantaj, korkutma yoluyla daha fazla artı sağlarız sanıyorlar. O nedenle çatışmaymış, ölümmüş pak gözlerinde yoktur. Barış süreci falan zarar görürmüş böyle kaygıları da yok. Ama Kürt kamuoyu onlar gibi bakmıyor.

Kürtlerin en önemli sorunu ‘ulusal sorun’ gibi görünse de asıl sorun Türkiye Kürdistan’ının gelişmemişliğidir. Bölgenin refah ve mutluluğuna katkı yapacak gelişmeler daha fazla ilgi çekiyor. Hatta bazı Kürt politikacılar bunu dillendiriyor. Fakir ve tecrit edilmiş bir Kürdistan kimsenin işine yaramaz. Bu olayın en fazla farkında olan ise Barzani’dir. Taşlarını oyunun kuralına göre sürüyor ya da geri çekiyor.

Öcalan da işin farkındadır ama onun koşulları cezaevi ile sınırlı.  Dışarıdakilere sözü geçmediği ya da erişemediği zamanlarda işler karışıyor.

Bu sürecin engellenmesi mümkün görülmüyor. Ama bunu yapabileceğini sanarak epey zorlaştırmak mümkün. İşte çözüm süreci o zorlukları aşmaya çalışıyor.