• 30.12.2014 00:00
  • (1839)

 At izi it izine karıştı diye bir halk deyişi vardır. Bu, işlerin arap saçına döndüğü anlamına gelir. İşte şimdi böyle bir durum var gibi görünüyor.

İlker Başbuğ kendisine ve TSK ne ‘kumpas kuranların’ bulunup yargılanması için suç duyurusunda bulunmuş. En doğal demokratik hakkıdır. Hiç sanmıyorum ve beklemiyorum ama umarım hakimler dikkate alır ve gereğini, ama gerçekten ‘gereğini’ yerine getirirler, biz de gerçekleri öğreniriz.

Bekir Bozdağ buyurmuş; ''17 ve 25 Aralık planlandığı gibi başarılı olsaydı, hükümet düşebilirdi, Gülen Türkiye'ye Humeyni gibi dönebilirdi''. Ya buna ne kadar gülmeliyim bilemedim. ‘Gülen’ diyor ya, gülersem beni anlarlar diye tebessümüm boğazımda düğümlendi.

Cumhurbaşkanı bakanlar kuruluna başkanlık yapacak mı yapmayacak mı; bakanlar 5 Ocakta mı toplanacak 19 Ocakta mı? Şimdi en büyük sorunumuz bu. Binali Yıldırım bir parti yetkilisi değil. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü de değil. Buna rağmen kalkıp ‘Cumhurbaşkanı 5 Ocak’ta yapılacak Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık edecek diye bir açıklama yapıyor. Ardından Arınç’dan, Başbakandan, Cumhurbaşkanı’ndan açıklamalar geliyor. Öyle değil diye.

İşin gerçeği sayın Erdoğan, alışılmış Cumhurbaşkanı olmayacağını, sık sık Bakanlar Kuruluna başkanlık edeceği yönündeki yetkisin kullanacağını daha seçilmeden açıklamıştı. Böyle bir yetkisi var. İsterse kullanır, buna kimsenin bir diyeceği yok. Ama o toplantıda Davutoğlu’nun önüne Anayasa kitapçığını  ‘lök’ diye vuracağını hiç sanmıyorum.

Şimdi Ordu darbesinin, polis darbesinin modası geçti. Hani birilerine darbecilik kötüdür demişler ya, bizim akıl fukarası aydınlarımız bir sivil darbe ( ne demekse) teranesi tutturmuşlar. 14 Aralık operasyonu buymuş. Adamlar her türlü melaneti devlet imkanlarını kullanarak (bu yüzden paralel yapı diyorlar) tezgahlıyorlar, onlara karşı operasyon yapılınca ‘sivil darbe’ okuyor. Hem de darbeyi kim yapıyor; bağımsız yargı. İddia sahiplerine göre seçilmiş hükümet. %50 oy almış, cumhurbaşkanı adayını ilk turda seçtirmiş bir parti, muhalefete karşı darbe yapıyor. Bu mantıksızlığı (daha doğrusu eblehliği) anlamak mümkün aslında. İnsanları kandırmaya çalışıyorlar.

İşte bizde iktidar mücadelesi bazılarının o kadar başını döndürdü ki saçmalamak kaçınılmaz oldu. Tamam; onlar kafayı yedi anladık da aydın geçinenlerin gözlerini perdeleyecek zoru derdi nedir? Dün, ‘orduya asimetrik saldırı var’, ‘telekulak herkesi dinliyor’ diye feryat figan edenler, bir bakıyorsunuz zamanında bu işleri yapanlara ‘basına operasyon yapılıyor’ gerekçesi ile arka çıkıyor, bildiri falan imzalıyorlar.

İşin gerçeği o işlerde AKP nin de günahı çoktur. O zaman işlerine geliyordu ses çıkarmadılar. Ne zaman ki yılan çukurdan çıktı, ona buna saldırmaya başladı; ‘’ Gülen Türkiye'ye Humeyni gibi dönebilirdi’’ oldu.

Bir ideal, daha doğrusu ‘ortak çıkar’ etrafında toplanmış ortaklıklar, iktidar yürüyüşü esnasında yeknesak görüntü çizerler. Gerçekte öyle değillerdir. Bunun öyle olmadığı, iktidara gelindikten sonra ortaya çıkar. Çelişkiler belirginleşir, hatta çatışmalara dönüşür, İzlerin karıştığı izlenimi bundandır. Ne olursa olsun, olanlar Türkiye’nin hayrına oluyor. Her geçen gün gerçekler saklanamaz biçimde ortaya çıkıyor. Eski Türkiye’nin çatırdadığının işaretleridir bunlar. Böyle böyle arınacak. Devrim olacak da hepsini silip süpürecek değil....