• 9.01.2015 00:00
  • (1999)

 Kapitalizmin 1929 büyük ekonomik krizinin ardından sistemin bunalımını çözebilmek için radikal yaptırımlar gündeme gelmişti. Bu çözümsüzlüğü aşmanın yolu, birinci dünya savaşından daha büyük bir savaştı. Bu savaş, ekonomik kaynakların ve üretim araçlarının mahvına yol açacak, bu yıkıntılar üzerinde yeni bir dünya ekonomik sistemi şekillenecekti. Böylece yakılan-yıkılan her şey yeniden yapılmaya girişilecek bu ise ekonomiyi hareketlendirecekti.

Elbette bunlar bilinçli olarak karar altına alınmadı. Ama işlerin bu noktaya gittiği o kadar açıktı ki dünya barış ve demokrasi güçleri bunu gördü. Büyük çoğunluk onlara inanmadı. Avrupa’da anti-semitizm yaygınlaştı. Bunun üzerinden ırkçı rejimler kuruldu. İtalya’da faşistler, Almanya’da Naziler, İspanya’da Falanjistler iktidarı ele geçirdi. Fransa, Almanya tarafından işgal edilerek kukla bir faşist hükümet (Vichy hükümeti) kuruldu. Doğuda Japon militarizmi savaş tamtamları çalıyordu. Sonrasını hemen herkes biliyor; bu kadar baruta bir kıvılcım yetti. Dünya ateşe verildi, 50 milyon civarında insan öldü. Savaş bütün dünyayı sardı. Her şey yakılıp yıkıldı. İnsanlığın yüzyıllardır biriktirdiği ekonomik kaynaklar yok edildi.

Bir tek hedef gerçekleştirilemedi. O da Sovyetlerin tasfiye edilmesiydi. Tam tersine Sovyet devleti bu savaştan güçlenerek çıktı. Sovyetlerin defteri daha sonrasında soğuk savaş ile dürülecekti. Sovyet sisteminin dağılmasındaki en büyük etken ise, savaş sonrası dünya ekonomik sistemine ayak uyduramayışı oldu.

Bunları Paris saldırısı hatırlattı. Bu saldırı Reichstag yangınına çok benziyor. O yangını psikolojik sorunları olan bir komünistin yaptığı öne sürüldü, o da itiraf etti. Bundan sonra da Nazizm’in kesin hakimiyeti kuruldu. Günümüzde Fransa’daki sosyalist hükümetten hoşlanmayan uluslar arası güçler ve Fransız yerli güçleri oldukça fazladır. Tüm Avrupa’da, ikinci dünya savaşı öncesinin anti-semitizminin yerine İslamifobia geçirilmeye çalışılmaktadır. Dünkü cinayetler sonrasında Fransız medyası ve sosyal medyasında Müslümanlara karşı kışkırtıcı yayınlar revaçtadır. Bu yayınların eşliğinde Müslümanlara karşı örgütlü olduğu besbelli olan kimi saldırılar da başlamıştır.

Dünya liderleri verdikleri demeçlerde bu saldırının ‘ifade özgürlüğüne indirilmiş bir darbe’ olduğundan bahsetmektedir. Bu tamamen şaşırtılmış bir hedeftir. Charlie Hebdo, Hz. Muhammet karikatürlerini 2011 de yayınlamıştır. Bu teröristler durmuş durmuş da bu günü mü bulmuştur. Dergiyi korurken öldürülen polis Müslüman’dır. Saldırganlar dergiye geldiklerinde sadece iki koruma görevlisi vardır. Halbuki derginin uzun süredir tehdit aldığı söylenmektedir.

Fransız Sosyalistleri gözünü dört açsınlar. Okkanın altına ilk gidecek onlardır. Tüm Avrupa’daki İslam düşmanlığının kışkırtılması hayra alamet değildir. Bu son saldırıyı ‘İslam’ın terörist yanıyla’ açıklamaya çalışmak çok basit bir değerlendirmedir. Daha geniş açıdan bakmak doğru olur.

Diye düşünüyorum..............! Yanlış mı düşünüyorum acaba?