• 15.01.2015 00:00
  • (1660)

 Ben yıllarımı ifade özgürlüğü için verdim. Çok uğraştım. O zamanlar 141-142 ve 163 diye üç ceza yasası maddesi vardı. Demokles’in kılıcı gibi sallanırdı ifade özgürlüğünün başında. Bunu kaldırır diye CHP ye çok umut bağlamıştık. Ama yapmadılar. Hükümet olur olmaz ‘biz aslında azınlıktayız, gücümüz yetmiyor’ un ardına sığındılar. Devlet Güvenlik Mahkemelerini de kaldırmadılar. Kaldırmaktan geçtim girişimde bile bulunmadılar. Nedense bu ikisini de kaldırmak onların ‘sağ’ dedikleri iktidarlara kısmet oldu. Halbuki bunlar söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmazlardı. 163 e pek karşı da çıkmazlardı çünkü o madde dindarların ifade özgürlüğünü sınırlıyordu.

İGD Beşiktaş şubesinde yöneticilik yaptığım dönemlerde yayınladığımız afiş ve bildirilerden (şimdi kaç yıl olduğunu hatırlamıyorum) epey ceza aldık. Halbuki yaptıklarımızda hiç kimseye hakaret de yoktu. Devlet böyle kesmişti fermanı. Bölücülük, kışkırtıcılık, sınıf ayrımcılığı gibi sebeplerden. Çoğu da 141-142 den.

Toplumu sınıflara bölen biz değildik. Ulusal ayrımcılığı yapan da. Ama bunları ‘ifade ettik’ diye cezalar alıyorduk. Bazı arkadaşlarım vardı yayın yöneticisiydi. Bizim aldığımız cezalar onlarınkinin yanında devede kulak kalıyordu. Bin yılın üstünde cezalar aldılar.

Charlie Hebdo ifade özgürlüğü konusunda yeni bir tartışma başlatmalı bence. İfade özgürlüğü nedir ne değildir diye. Ülkemizde Atatürk’ü koruma kanunu var. Atatürk’ün karikatürünü yaptığınızda ‘ulu önder’ vasfına uymayan bir şekilde (örneğin Charlie’nin Hz. Muhammedi çizdiği gibi) çizerseniz hakkınızda dava açılabilir. Tabi diyebilirsiniz ki ‘ama ölüm cezası değil’. Evet Bu yazdıklarım da Charlie’ye yapılanları onayladığım anlamına gelmez. Sadece Charlie ce ‘ifade özgürlüğü’nün yanlış anlamlandığına yönelik bir eleştiridir.

Efendim Charlie öbür dinlerin liderlerini de böyle resmedermiş. Evet ama Hz. Muhammedi çizemezsiniz. Bunu yapmak o dinin inançlarına göre günahtır. Bir de sadece karikatürünü çizseniz yine başka bir şey. Resmen tahrik eder, aşağılar gibi yaparsanız milyarlarca Müslüman’ı rencide etmiş, onların kutsallarıyla alay (hatta küfür) etmiş olursunuz. Türban yasağı da böyledir. Saçını örten kadın bunu, dinin gereğine inandığı için yapar. Zorla başını açarsanız ‘günaha girdiğine’ inanır. Kurtuluş Savaşı öncesi Antep ve Maraş ayaklanmaları Müslüman kadınlarının peçe ve çarşaflarının Fransız askerleri tarafından yırtılması üzerine çıkmıştır.

Bizim ülkemizde ‘sayın Öcalan’ ya da “Bijî Serok Apo” demek ifade özgürlüğü sayılmamıştır. Ama ‘teröristbaşı’ ya da ‘bebek katili’ demek ifade özgürlüğü sayılmıştır. Bu sloganı attılar diye Antep’de yargılanan 10 kişi hakkında daha yeni ‘beraat’ kararı verilebilmiştir. Uzun yıllar ‘Kürt’ bile denilememiştir. Ahmet Kaya Kürtçe kaset yapacağını ‘ifade etti’ diye neredeyse linç edilecekti

Avrupa’da her ağzına geleni söylemek, aklına geleni yazıp-çizmek konusunda dünyanın en ileri olduğu şartlar vardır. Avrupalı kutsaldı, milliyetti, yüce geçmişti, ulu önderdi pek takmaz çünkü. Ama Amerika, Rusya, Çin dahil, dünyanın diğer yerlerinde öyle değildir. Bazı şeyleri ifade ederken daha dikkatli bir dil kullanmak gerekir. Amaç oralardaki düzeyin de daha yükselmesi ise bunu o insanların sinir uçlarına iğneler batırarak başaramazsınız. Hele Charlie Hebdo şımarıklığı ile hiç olmaz. Ancak provokasyon olur..........

Şimdi ben bu düşüncelerimi yazdım ama bakacağım; bunları ifade özgürlüğüm ne kadar var.