• 2.04.2015 00:00
  • (1717)

 Bu kavramın anlamı üzerine kafa yormak lazım.

19. ve 20. Yüzyıllarda toplumun doğal gelişimine müdahale etmek ve onu iradi olarak daha adil bir şekilde yeniden kurmak fikri güç kazandı.

Bu düşünceye göre doğal toplumsal gelişme adil ve mantıklı değildi. Acılar içeren bedeller ödenmek zorunda kalınıyordu. Bedel ödeyenler ise toplumsal sınıflandırmanın alt tarafında yer alanlar oluyordu. İşte bu adaletsizliği gidermek, ödenen bedelleri adilce yaymak değil ama toplumsal gelişmenin getirinden ‘eşit’ pay dağıtılması fikri ağır bastı. Ama doğal seyir böyle değildi. O zaman buna müdahale gerekti.

Ondokuzuncu yüzyıl bu fikirlerin oluşma evresiyse, yirminci yüzyıl uygulamaya geçirme evresiydi. Toplumsal gelişmeye müdahale fikri yalnızca bu görüşten kaynaklanmadı. Bunun tersine olarak böyle bir müdahaleye karşı toplumu başka türlü biçimlendirme ve tahkim etme görüşü de güç kazandı. Bu fikirler durup dururken ortaya çıkmadı. Tarihsel gelişimin öyle bir evresine gelmiştik ki artık insan beyni bundan sonraki evreyi kendisi yönetmeye soyundu.

Bu görüş belki o kadar haksız değildi ama en büyük hatası doğallığın yerini tamamen iradenin alabileceği idi. Öyle ki her birisi farklı yönlerden geliyor gibi görünse de hemen bütün yirminci yüzyıl fikir akımlarının vardığı sonuç, ‘toplumu yeniden inşa etmek’ oldu. Nazizm, Faşizm, Stalinizm, Maoizm ve bizdeki Kemalizmin temel amaçları bu oldu. Beğenilmeyen toplum yapısını istenilen bir başka şekilde (ırksal, sınıfsal, işleyiş ve yaşam tarzı açısından) yeniden yapılandırmak.

Böylece toplumun kusurlarını ortadan kaldırmak adına büyük toplumsal acılara yol açan deneyler yaşandı. Yirmibirinci yüzyıla adım atılırken de bu düşüncenin bir çıkmaz sokak olduğu görülmeye başladı.

Şimdilerde ‘toplum mühendisliği’ fikri pek rağbet görmüyor. Sebebi, yaşanmış olumsuz deneyler. Fakat fikrin rağbet görmemesi yine de siyasi yapıların ellerinin buraya gitmesini engellemiyor. Çünkü işin gerçeği insanın er ya da geç bütün doğaya yaptığı gibi toplumsal gelişme alanına da müdahale etmesinin ve onu değiştirmeye çalışmasının kaçınılmaz olduğudur. Burada yapılan hata doğallığı tamamen devreden çıkarma ve ‘tanrı’ olma yaklaşımıdır.

Bizim dışımızdaki doğaya insani müdahalelerin nasıl bir takım olumsuz sonuçları ortaya çıkmış ve insanlık şimdi bunlarla mücadele ediyorsa, aynen toplumsal alandaki doğallıkla da böyle bir ilişki doğdu. Şimdi ise toplumsal gelişmedeki doğal seyri ortadan kaldırmaya çalışmanın yol açtığı arızaların ve bunların giderilmesinin konuşulması zamanıdır.