• 13.06.2018 00:00
  • (2971)

 Seçimlere iki haftadan az bir zaman kaldı. Kamuoyu yoklamaları muhalefetin şansının zayıf olduğu yönünde sonuçlar veriyor. Tabi benim kafama takılan, bu sonucun ortaya çıkması değil, yoklamaların neden böyle sonuç verdiğidir. Yani muhalefet niçin nal topluyor?

İşbaşında ülkesinin mevcut durumunu, gelişme perspektiflerini, dünyadaki yerini, dünyanın mevcut şartlarını çok iyi kavramış ve bu koşullar içinde neler yapılması gerektiği ve neler yapılabileceği konusunda dersine çok iyi çalışmış bir iktidar var. Buna karşılık bütün bunlardan bihaber de bir muhalefet var. İşte bu nedenle muhalefet proje üretemiyor ve alternatif oluşturamıyor. Sadece politik konularla ilgileniyor ve onlar da muhalefeti yükseltmeye yetmeyecek mertebede olduğundan ya çarpıtarak ya da olmayan sorunları varmış gibi göstererek iktidarı yıpratmaya çalışıyor. Tabi bu da yetmiyor ve bu sefer iktidarın karşısına dikilen kim varsa onunla işbirliğine gidiyor. Bunun da bir getirisi olmadığı gibi daha da örselenmesine yol açıyor doğal olarak.

Bu iktidar gelişmek isteyen ama önünde çetin engeller bulunan, faşist bir darbe ile demokrasisinin karartılmış ve toplumun gözlerinin bağlanmış olduğu, devletin en mahrem yerlerine kadar yabancı gizli servislerin yerli işbirlikçiler eliyle sızmış bulunduğu, ekonomisi duyunu umumiyeye bağlanmış, emperyalizmin burgacında bir ülke devir aldı. O da duruma uyabilir, idareyi maslahatı, iktidardan nemalanıp devran sürmeyi seçebilirdi. Bunu yapsaydı sonu, birincide olmasa da ikinci seçimde kendinden önceki iktidarlar gibi olur, Türkiye'nin bunalımları sürerdi.

Fakat bu iktidar böyle yapmadı. Ülkenin önündeki tıkanıklığı açmak için çaba harcamayı, ilerlemesi ve kalkınması yönünde yürümeyi seçti. Eğer böyle yapmamış olsaydı, er ya da geç, bu yolu seçecek bir başka iktidara yetkileri devir etmek zorunda kalırdı.

Bu görev neleri kapsıyordu?

Bir; Türkiye'nin dengesizleştirilmiş iç bütünlüğünün yeniden sağlanması gerekiyordu. Bunun için kendi dışındaki bütün sosyal siyasal, dinsel, mezhepsel kesimlerle diyaloga girmeye çalıştı. Kimisi karşılık buldu, kimisi reddedildi. İki kez 'barış sürecine' teşebbüs etti ama başaramadı. Müslüman olmayan azınlıkların ve onların vakıflarının zorbalıkla el konulmuş mal ve mülklerini iade etti. Kamusal alandan giyim ve kuşamları nedeniyle dışlanmış dindar kesimlerin önündeki yasakları kaldırarak üretim sürecine kattı. Bu en çok da kadınların üretim sürecine katılmasının önünü açtı.

İki; Ülkenin komşularıyla olan sorunlarını çözmeliydi bu nedenle sıfır sorun politikasını gündeme koydu. Kıbrıs sorununun çözülmesine Rum tarafı sıcak bakmayınca bu iş gerçekleştirilemedi. Ermenistan'a da zeytin dalı uzattı ama karşılık bulamadı. Daha iktidarının başında Irak, daha sonraki senelerde de Mısır ve Suriye istikrarsızlaştırılarak büyük sorunlarla uğraşmak zorunda bırakıldı.

Üç; Hükümet olmuştu ama ipler gizli iktidarın elinde idi. Bu duruma bir çözüm bulmalıydı. Gizli iktidar güçlüydü, yeni iktidar ise cılız ve güçsüz. Onların uluslararası ortakları vardı. Bu nedenle pek çok kez darbe ile tehdit edildi ve en sonunda da bizzat açık darbeye maruz kaldı. Fakat bu badireleri atlatabilmeyi başardı. Ve gizli iktidarın gücünü, kendi gücünün altında kalacak ölçekte sınırlandırdı.

Dört; ülkenin kalkınması için genç, dinamik ve sağlıklı bir nüfusa ihtiyaç vardı. Bunun için kendisine dayatılan nüfus planlaması politikasını değiştirerek 'üç çocuk' uygulamasını gündeme getirdi. Üstelik bunu da zorlamayla değil, gönüllülük esasına dayandırarak yaptı. Ayrıca sağlık sistemini köklü bir reforma tabi tuttu.

Beş; Eğer sanayileşecek ve ihracatı arttıracaksak enerjiye ihtiyaç vardı. Yeni enerji politikaları gündeme alındı. Üretimi özel sektör eliyle yapmayı seçti ve onun önünü açıcı yatırım ve uygulamalara yöneldi. KOBİ lere imkan tanıdı. Bu da sonuç verdi üretim ve ihracat arttı, dış ödemeler dengesindeki açık aşağılara çekildi.

Altı; Türkiye uluslararası ekonomik sisteme entegre olmalı ve sözü geçen bir ülke haline gelmeliydi. Bu da ancak ülke içindeki kapitalist ilişkilerin gelişmesiyle mümkündü. Bu ilişkiler geniş ve güvenli bir ulaşım ağı olmadan mümkün değildi. Ulaşıma hem karada, hem havada, hem denizde büyük yatırımlar yapıldı ve bu alanda önemli bir başarı elde edildi. Sadece yurt içinin ulaşımı geliştirilmekle kalınmadı, aynı zamanda Türkiye, uluslararası bir ulaşım merkezine dönüştü. Bu da uluslararası ticarette önemli bir avantaj getirdi.

Yedi; Eğitim ve öğretime önem verildi. Kara tahta kalktı,okullarda bilgisayar kullanımı yaygınlaştırıldı, sıra ve sınıf başına düşen öğrenci sayısı azaltıldı, ders kitapları çeşitlendirildi, ücretsizleştirildi ya da çok düşük maliyetlere çekildi. Bunun sonucunda Türkiye 'minik mucitler' yetiştirmeye başladı.

Sekiz; Emperyalist merkezlerin boyunduruğundan kurtulmadan başarı mümkün değildi. Bu nedenle o merkezlerle çatışmaya girdi. bunun sonucunda da bütün o merkezlerin bir numaralı hasmı haline dönüştü.

Dokuz; Bu husumet saldırılarına karşı durmak dışa bağımlı savunma sanayi ile imkansızdı bu yüzden yerli savunma enstrümanları üretmeye ve dışarıdan savunma enstrümanları temininde, satıcıları çeşitlendirme yöntemine yöneldi.

Daha devam edersem yazı çok fazla uzayacak. Bu nedenle burada kesiyorum. İktidarın başarısının; seçmenin büyük çoğunluğunun güvenini kazanmış ve bunu da sürekli kılmış olmasının sebeplerinden aklıma gelen en önemlilerini yazdım. Yukarıda saydıklarım arasında yapılabilenlerin ve de yapılamayan, eksik yapılanların sebeplerini de yazabilirsem başka bir yazıda yazacağım. Bunların sonucunda ülkenin ekonomik büyümesi arttı, rekor sonuçlar elde edilmeye başlandı. İşte bütün bunlara Fransız olduğu, farkında olduklarını da önemsemediği, küçümsediği, onlar hakkında düşünce üretecek kudrete ve kadrolara sahip olmadığı için de muhalefetin hiç şansı yok.