• 27.04.2021 06:34

Mehmet Altan dosyası ve anayasa: Vesayetten kurtulduğu söylenen HSK, anayasayı yine uygulamadı

Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) ve akademisyen - yazar Mehmet Altan dosyası, Türkiye’deki yargı sistemini baştan sona anlayabilmek açısından mutlaka incelenmesi gereken tarihi örnekler.

HSK’nın, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını anayasaya aykırı biçimde uygulamayan yerel mahkemelerin kararlarıyla, 5,5 ay fazladan hapis yatan Mehmet Altan’ın, bu kararlara imza atan 4 yargıç hakkındaki suç duyuruları için yeniden “işleme koymama” kararı verdiğini duyurarak başlayalım.

Anayasanın açık hükmüne, Anayasa Mahkemesi’nin, “Hukuk devletini korumak adına işlem yapmalısınız” çağrılarına rağmen, bu işlemlere imza atan yargıçları soruşturmayan HSK, yargı sistemimizde her zaman tartışma konusu oldu. FETÖ’nün yargıda etkin olduğu dönemde yapılan referandumla, vesayet altında olduğu söylenen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değiştirildi. Kurulan yeni yapının bütünüyle cemaatin etkisinde olduğu ise ancak 17-25 Aralık soruşturmaları sırasında anlaşılabildi. Bu sefer de aslında demokratik ve çoğulcu bir yapının HSK’de hakim olacağı ancak Anayasa Mahkemesi’nin seçim usulü ile ilgili düzenlemeyi iptal ederek, bu sonuca yol açtığı tezi işlenmeye çalışıldı. Önce 17-25 Aralık, ardından da 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yapılan düzenlemelerle HSK’nin bugünkü yapısı oluşturuldu. İktidarın iddiası, vesayetten ve diğer tüm etkilerden kurtulmuş, demokratik, çoğulcu bir anayasal kurumun oluşturulduğu.

Altan dosyası: Tüm suçlamalardan beraat

Hemen ardından Altan dosyasını anımsamakta fayda var. Mehmet Altan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından 22 Eylül 2016’da tutuklandı. Hakkında “ağırlaştırılmış müebbet hapis” istemiyle dava açıldı. Mehmet Altan, tutuklandıktan hemen sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi, 11 Ocak 2018’de Mehmet Altan ile gazeteci Şahin Alpay’ın hukuksuz biçimde gözaltına alınarak tutuklandıkları gerekçesiyle yaptıkları başvuruyu karara bağladı. Yüksek Mahkeme, öne sürülen kanıtların ifade özgürlüğü kapsamında olduğu, örgüt bağlantısını göstermediği gerekçesiyle hak ihlali kararı verdi. Ancak İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye talebini reddetti. AİHM de Mehmet Altan’ın başvurusu üzerine, “hak ihlali” kararı verdi.  Anayasa Mahkemesi kararından hemen sonra Mart 2018’de verilen bu karara rağmen İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye kararı vermedi. İtiraz üzerine dosyaya bakan İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi de tahliye talebini geri çevirdi. Oysa anayasaya göre tahliyesi zorunluydu. “Altan’ın tahliyesinin gerektiğine” hükmeden Anayasa Mahkemesi, bu kararlar üzerine, kararlarının bağlayıcı olduğu açıklaması yapmak zorunda kaldı. Ancak yerel mahkemeler inatçıydı. Bu süreçte, mahkeme, davayı sonlandırdı ve Mehmet Altan’ı ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm etti. Altan, ancak bu kararı temyiz ettiği istinaf mahkemesinin kararıyla, tutuklanmasından yaklaşık 2 yıl, Anayasa Mahkemesi kararından ise 5,5 ay sonra, Haziran ayında tahliye olabildi. Devam eden yargılamalar sonrasında Yargıtay’ın anayasayı anımsamasıyla, tüm suçlamalardan beraat etti.

HSK: “İşleme koymadık”

Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu, hukuksuzluğun hakim olduğu bu süreç boyunca, ısrarla hukuk arayışını sürdürdü. Çalıkuşu, AYM ve AİHM kararlarına rağmen tahliye kararı vermeyen İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı Kemal Selçuk Yalçın ve Mehmet Akif Ayaz ile 27 Ağır Ceza Mahkemesinin Başkanı Abdurrrahman Orkun Dağ ile Seval Alaçam’ın suç işlediklerini belirterek, 2018’den itibaren düzenli olarak HSK’ye başvurdu. Uzun süre sessizliğini koruyan HSK 1. Bölüm, 24 Kasım 2020’de ilk suç duyurularından tam iki yıl sonra, suç duyuruları için “işleme koymama” kararı aldığını Çalıkuşu’na bildirdi.

Terfi etti

Aslında HSK, bu dönemde boş durmamıştı. Suçlanan isimlerden 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eski başkanı Orkun Dağ’ı, bu dönemde Yargıtay’a üye seçerek ödüllendirmişti.

Herkese ödül yok!

Ancak kararlara imza atanların hepsi Dağ kadar şanslı değil. Yine de şanssız olduklarını söylemek de mümkün değil. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Başkanı Yalçın örneğin. Yalçın, 2018’de maaşı, kıstas aylığı ile yüzde 83 oranına yükseltilen isimlerden biriydi. İsmi Yargıtay üyeliği için geçiyordu. Ancak Ocak 2021 tarihli kararnameyle, yetkisi kaldırıldı. Şimdilik başkan sıfatını koruyor ancak henüz bir yere ataması da yapılmış değil. Yargıtay’a seçilen Dağ gibi ödüllendirilecek mi yoksa uzun süre bu durumda mı kalacak, göreceğiz.

Yeniden ret: Genel Kurul’a gidin

Altan’ın avukatı Çalıkuşu, HSK’nin kararına karşı, “yeniden inceleyin” başvurusu yaptı. Bu isimlerin kararlarının anayasaya aykırı olduğu açıktı. Çalıkuşu, bunu anımsatarak, HSK’den soruşturma başlatmasını istedi.

HSK, 8 Mart 2021’de, bu kez çok beklemeden kararını verdi. Herhangi bir gerekçe sunmaksızın, incelemeye yer olmadığı kararını tekrarladı, 10 gün içinde HSK Genel Kurulu’na başvuru yapılabileceğini anımsattı.

Berberoğlu kararındaki uyarı: Cezai sorumluluk var

HSK’nin, bu kararı ne zaman verdiğini anımsamakta da fayda var. Anayasa Mahkemesi, CHP’li Enis Berberoğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesiyle sonuçlanan MİT TIR'ları davasını incelerken, hak ihlali kararı verdi ve yerel mahkemeye, mağduriyetin giderilmesi gerektiğini bildirdi. Ancak yerel mahkeme, aynı düşüncede değildi. Anayasa Mahkemesi kararını uygulamadı. Anayasa Mahkemesi, bunun üzerine manifesto niteliğindeki ikinci kararını verdi. Bu kararda, mahkemenin kararı yeniden uygulamaması durumunda anayasa krizi yaşanacağı vurgulandı. Anayasa Mahkemesi, anayasayı muhafaza etmesi için Meclis ve HSK’ya davette bulundu. Yetmedi, kararın bir örneğinin gereği için bu kurumlara da gönderildi ve gönderildiği de karara eklendi.

AYM, bu kararında, “bir hukuk devletinde anayasal hükümlere uymamanın ilgiler açısından cezai, idari ve hukuki sorumluluk doğuracağını” açık biçimde vurguladı.

HSK, o günden bugüne sessiz. Berberoğlu ile ilgili kararı uygulamayan hakimler hakkında bir işlem yapıp yapmadığı belirsiz. Ancak AYM’nin uyarısına rağmen görüyoruz ki Altan dosyasında anayasayı uygulamayan hakimler hakkında işlem yapmıyor. Ve bunun herhangi bir gerekçesini de sunmuyor. Anayasayı korumakla görevli kurumlar, anayasayı uygulamamakta hiçbir sakınca görmüyor.