• 15.05.2021 07:07

Alaattin Çakıcı'nın, esip gürlediği ve sonrasında Türkiye'ye getirildiği yılların ardından, 2004'te, MİT-Yargıtay-Çakıcı skandalı patlak verdi.

Dönemin Yargıtay Başkanı, sonradan Ergenekon soruşturmaları sırasında tutuklanan ve cezaevinde şüpheli biçimde hayatını kaybeden MİT'çi Kaşif Kozinoğlu ile makamında bir araya gelmişti. Kozinoğlu, Yargıtay Başkanı'ndan dosyasını sorduğu Çakıcı'nın davasının onaylanması halinde cezaevinde uzun süre kalacağını söylemiş, "vatan-millet aşkına" dosyanın geciktirilmesini istemişti. Kozinoğlu ile Yargıtay Başkanı'nı bir araya getiren isim bir müteahhitti. Ne tesadüf ki o müteahhidin ismi de Çakıcı'nın bir başka dosyasında, organize suç örgütünde yer aldığı iddiasıyla geçiyordu. Ve aynı müteahhit, Yargıtay Başkanı'nın yazlığının tadilatını da yapıyordu.

Yargıtay Başkanı, tıpkı bugünkü siyasilerin yaptığı gibi müteahhide tadilatın parasını ödediğini belirterek, Yargıtay Başkanı'nın MİT mensuplarıyla görüşebileceğini söyleyerek kendini savundu.

Bir Yargıtay geleneği, elbette yargılanmasına izin verilmedi. Kozinoğlu hakkında da o dönem işlem yapılmadı.

Tamamı reddedilse de sonradan beraat etsek de o skandaldan sonra yargıyla uğraşmak zorunda kalan bu haberi birlikte yazdığımız ben ve Tolga Şardan olduk. Milyonlarca liralık tazminat davaları yetmedi, özel yetkili mahkemede yargılandık.

Ancak hikâyenin bitiş şekli bizim için değil, diğer özneler için trajikti. Çakıcı, avukatı aracılığıyla yazdığı mektupta, dosyasıyla ilgili hiçbir talebinin olmadığını belirttikten sonra şu tavsiyede bulunuyordu:

"…Buradan, devlet protokolünde 4 numarada yer alan Sayın Yargıtay Başkanı'na sesleniyorum: Yargı herkese lazım. Lütfen; bu makama gelmiş bir insan dost ve arkadaşlarını seçmesini bilmeli. Türkiye'yi yanlış dostluklarla bu bunalıma sürüklemeye hakkınız yoktur." 

* * *

Türkiye, bir süredir Sedat Peker'in açıklamalarına kilitlenmiş durumda. Türkiye diyoruz ama internete erişimi olmayan milyonlarca kişi, medyanın "haber vermeyen gazetecilerin" elinde olmasından dolayı açıklamalardan habersiz. Milyonlarca kişi de olaylardan ancak hükümetten bu açıklamalara karşı yanıt geldiğinde, kısmi olarak haberdar olabiliyor.

Ama Peker'in, milyonlarca kişiye ulaştığı da kuşkusuz doğru. Yakın zamanda "youtube" zenginlerinden biri haline gelmesi muhtemel.

Peker, bugüne kadarki kayıtlarında göstergebilimsel mesajları, hatipliği, teklemeden mesajlarını vermesi ile dikkati çekti.

"Pelikancılar ve Mehmet Ağar" odağındaydı.

"Mafya bozuntusu" diyene kadar gündemine almadığı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'nun, kendiyle olmasa da "arkadaşlarım" dediği adamlarıyla teması olduğunu, kendisine koruma tahsisi yaptığını anlattı. Berat Albayrak'la arasını Soylu'nun bozduğunu söyledi.

Soylu'nun yanıtının her zamanki gibi iddialarla doğrudan ilgisi yoktu. İddialarla ilgili cılız açıklamalarının arkasına, FETÖ, PKK, muhalefet, medya gibi hamasi laflarını dizerek verdi yanıtını. Oysa sorular netti.

Peker, mehdi olmadığını, kurtarıcılığa soyunmadığını, kendi savaşını verdiğini söylüyor. Belli ki güvendiği yerler var.

Hükümete yakın isimler şimdiden, 15 Temmuz'la bağlantı kurarak, dış güçlerin yeni bir oyunu senaryosu yazmaya başladı. Peker'in güvencesi dışarıda mı bilinmez ama içeriden destek aldığı kesin. Uçan kuşla ilgili video kaydını bile dakikasında engelleyen sulh ceza hakimliklerinin bunca ağır iddiayı barındıran görüntülerle ilgili erişime engelleme kararı vermemeleri de bunun göstergesi.

* * *

Peker, kimliğini, "biz vatanın fedaileriyiz, delileriyiz" diye açıklıyor ve organize suç örgütü lideri tanımına karşı çıkıyor ancak neden meşruiyet arayışına girdiğini, iş insanı olarak anılmak istediğini, daha öncesinde ve sonrasında gelirlerinin ne olduğunu elbette açıklamıyor.

Ergenekon davasından tahliye olduktan sonra yakınlaştığı Cumhur İttifakı'nın kendine hangi alanları açtığını, nerelerden ve nasıl yollar açıldığını da söylemiyor.

"Oluk oluk kan akıtacağız" çağrılarından, "silahlanın" çağrılarına kadar yaptığı şiddet çağrılarının nasıl cezasız bırakıldığını, kimlerin, neden devreye girdiğini de anlatmıyor.

İktidardan aldığı mesajla, eski bir milletvekilini karakolda dövdürdüğünü övünerek anlatıyor ama kendisinden başka hangi taleplerde bulunulduğunu, "adamlarının", nerede, ne zaman ve ne amaçla görev aldığını da söylemiyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin özel çabasıyla, özel af düzenlemesi ile cezaevinden çıkartılan Alaattin Çakıcı ile arasındaki gerilimin nedenini, Çakıcı gelince neden kendine yol verildiğini de söylemiyor. Hatta o konularla temas bile etmiyor.

Mehmet Ağar ve "derin devlet" konularına sert biçimde giriyor ama Cumhurbaşkanlığı'nı özellikle o bölgeden uzak tutuyor, sadece "çevresini sardınız, toplumla bağını koparttınız" diyor.

Peker, İnsan Hakları Eylem Planı'nda bile özel atıf yapılan ve son bulacağı söylenen "şafak saatindeki ev baskınları" konusunda öfkeli. Evinin basılıp, eşine, çocuklarına sabahın köründe yapılanları haklı olarak hazmedemiyor. Gece yarısı kapıları kırılan kadınların, eve giren polisleri galoş giymeleri için uyardıktan sonra kendi evinde, ailesinin yanında vurulan Dilek Doğan'ın, evleri basılan yüzlerce ismin yaşadıklarını o saate kadar dert etmediği ve sanki bunları bu iktidar yapmıyormuş gibi iktidara sahip çıktığı ortada. Ama bu iktidarla nasıl bir ilişkisi olduğunu değil, neden ilişkisinin bozulduğunu "kısmen ve yüzeysel" anlatıyor sadece.

* * *

Her zamanki gibi bir konuşmayan figür de Mehmet Ağar. Yalıkavak Marina'ya kendileri olmasa mafyanın çökeceğini söyleyen, sonrasında bu açıklamasından da üzüntü duyduğunu belirten Ağar, ne AKP milletvekili oğluyla ilgili iddialara yanıt veriyor ne de Peker'in "derin devlet" sözlerine.

Peker'e, organize suç örgütü lideri denilmesinin sebebi "Kelebek Operasyonu." Belki Peker, sadece siyasilerle değil, "anlatacağım" dediği bu dosyayla ilgili olarak da futbol alemiyle neden bu kadar içli dışlı olduğuyla da neden isminin tehdit unsuru olarak kullanıldığıyla da neye, nasıl müdahale ettiğiyle de ilgili bir şeyler söyler.

Ama haklı olduğu bir konu var.

Çakıcı'ya "organize suç örgütü lideri, mafya" denilmiyor.

Susurluk Davası'ndan yargılanan ve cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılan Mehmet Ağar için misal kimse "çete" ifadesini kullanmıyor.

5 yıllık cezasının 3 yılı silinen, özel olarak düzenlenen Aydın Yenipazar Cezaevi'nde, ağır suçlama ve cezaya rağmen sadece 1 yıl kalıp çıkan Ağar, cezaevine girerken, "Sizi çok yordum, çok üzdüm, bundan sonra üzmeyeceğim" demiş, cezası için de "Bu bir vatan görevi. Huzur içindeyim, milleti üzecek bir davranışım olmadı. Allah devlete ve millete zeval vermesin. Allah'tan, devletten gelen bir şeydir. O da başımızın üstündedir" yorumunu yapmıştı. Ağar, sanki Susurluk, o dönemki bağlantıları yokmuş, "devlet adına yapılmış olsa bile" sanki bunlar suç oluşturmuyormuş gibi el üstünde.

Derin devlet denilen yapı, devletin organik parçası haline geleli çok oldu.

Ancak devletini, milletini bu kadar sevdiğini söyleyenlerin en azından şimdi yapmaları gerekenler var.

Susurluk dönemindeki çete elemanlarından, JİTEM'cilerden hâlâ emniyette, istihbaratta görevli olanlar var mı misal? Devletin, kimden, nasıl yararlandığını biliyorlar olsa gerek.

Silahlananlar kimler, bombalar nasıl patladı, devletin içindeki kavganın sebebi ne ve taraflar kimler?

90'larda Susurluk çetesinin öldürdüğü isimler biliniyor. Kuş gibi ceza alanlar, onları eğitenler, garip ilişkilerle zenginleşenler o dönemden bugüne, bazı gazeteciler tarafından "kahraman" olarak lanse edildi.

Mafyadan şikâyet eden Mehmet Ağar, bugün de tüm bunlara sahip çıkıyor mu?

Peker, organize suç örgütü lideri ama Çakıcı değil mi? Neden yan yana gelmekte kimse beis görmüyor?

Keşke konuşsalar ve hamaset, hakaret dışında bir şeyler çıksa ağızlarından…

Ancak diğerlerinin konuşmadığı ortada. Peker, muhtemel ki Çakıcı'ya gösterilen özenin nedenini de kendisine bir dönem verilen desteğin nedenini de biliyordur.

* * *

Yüksek perdeden FETÖ, PKK, "yedi düvel bize düşman" nutukları atarak olmuyor.

Madem sistem tıkır tıkır işliyor, Cumhurbaşkanlığı'nın tüm olan bitenlere ilişkin olarak, "sahip çıkıyoruz"dan öte bir şeyler yapması ve demesi gerekiyor.

Elbette bu olmayacak ama mümkünse bir zahmet kendi şirketinden dezenfektan satın alan bakandan, ucube heykellere yüzbinlerce lira ödeme yapan valiye, halkı aşağılayan ve "aşılıyız, gelin eğlenin bizimle" reklamına milyonlar ödeyen bakandan, partiye yapılan hazine yardımını garip animasyonlara harcayan partililere kadar bütün olan bitene de bir açıklama yapılsa fena olmaz.

Ya da hazır susuluyorken ve "düşmanlar bizi hedef aldı" ile geçiştirilmeye çalışılırken topluca susulsun ve olmaz ya yargının eli rahat bırakılsın.

Zira bürokratların ve atanmışların kendini devlet gören, bağıran açıklamalarından fazlasına ihtiyaç var.