• 20.12.2019 00:00

 AKP ile aynı cenahtan bir siyasi partinin alternatif olarak çıkması düşüncesinin güçlü biçimde başlangıcı 2014 yılıdır. O tarihte Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı sona erince bu yönde beklentiler güçlenmişti.

Yaklaşık altı yıldır nitekim kamuoyunda yeni parti tartışması sürmekteydi. Kimi zaman kamuoyunda “buradan bir şey çıkmaz” noktasına bile gelindi. Nihayet bu uzun süren dönemin ardından Ahmet Davutoğlu başkanlığında Gelecek Partisi geçen hafta kuruldu.

Yeni partilerin kurulması Türkiye için mutlak olarak hayırlıdır: Türkiye’de kurumlar ve buna paralel olarak günlük hayat düzeyinde moral değerler krizi yaşanmaktadır. Dolayısı ile elde kalan yegâne mekanizma, farklı güçlerin birbirini dengelemesidir. Hal böyle olunca güç her düzeyde ne kadar dağılıyorsa o kadar iyidir.

Elbette Gelecek Partisi ve kurucularının eleştirilecek çok noktası var. Ancak “ideal parti” kurulana kadar eldeki partilerle Türkiye’nin içinde bulunduğu yerden çıkması için neler yapılabilir konusunu tartışmaktan başka yöntem yoktur.

Modern Türkiye tarihinin bizlere öğrettiği çıplak gerçeklerden biri de şudur: Türkiye’de gücün uzun bir süre bir yerde yahut grupta toplanması otoriterleşme ve kokuşma üretiyor. O nedenle, gücün merkezileşmesini az çok azaltacak her adım hayati değerde önemlidir.

Yeni kurulan Gelecek Partisi’nin doğal olarak bagajında iki büyük yük bulunmakta: Birincisi, bu partinin kurucularının önemli bir kısmının AKP’deki siyasi geçmişleri. İkincisi ise Ahmet Davutoğlu’nun Suriye ile ilgili olan dış politik kariyeri.

Bu eleştirilerde elbette haklılık payı vardır ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Ahmet Davutoğlu yeni bir parti kurarak önemli bir risk almıştır. Kendisi eski bir Başbakan olarak kalan ömrünü gayet mutlu olarak geçirebilirdi. Bir parti kurarak Erdoğan’ın karşısına çıkıp sadece kendisini değil ailesini ve çocuklarını bile büyük bir yük altına aldığını unutmamak gerekiyor.

Biraz risk alırsa, cesaret gösterse ülkedeki tıkanıklığın aşılmasında az çok bazı etkiler üretebilecek çapta pek çok ismin korktuğu, hatta fazladan bir maaş daha almak için “danışmanlık” sınıfına koşarak katıldığı bir ortamda, Davutoğlu’nun risk almasını göz ardı etmemek gerekir.

Ayrıca, Davutoğlu’nun parti kurma sürecini somutlaştırması Ali Babacan gibi aktörlerin de üstünde faydalı bir baskı kurmuştur. Nitekim, yukarıda ifade ettiğim gibi yeni parti beklentilerinin neredeyse altıncı yılını doldurması kamuoyunu da “bu işten bir şey çıkmaz” noktasına götürmekteydi.

Öte yandan Davutoğlu, AKP geçmişinden – özellikle 2014 sonrası için – dolayı sorgulanıyorsa, risk alarak bir parti kurup Erdoğan’a karşı mücadele etme kararı verdiği için bu sorgulama ile ilgili bir tür pratik gereğini yaptığı kredisini de hak etmekte.

Suriye konusuna gelince elbette bir dönemin dış işleri bakanı olarak Davutoğlu’nun sorumlulukları var. Ancak Rus uçağının düşürülmesi krizinde Erdoğan ile arasındaki tartışmalar gibi örnekleri hatırlarsak bütün Suriye konusunu Davutoğlu üzerinden okumak yanlıştır.

Türkiye’nin Suriye siyaseti baştan beri içinde MİT, TSK gibi kısmen veya tamamen otonom davranma yeteneği olan kurumlar tarafından da belirlenmiştir.

Gelecek Partisi açılış töreninde yaptığı konuşmada Davutoğlu zaten dış politika ile ilgili “genel bir muhasebeden” bahsetmiştir. Öte yandan dış politikada “gerçekçilik” kavramının altını çizmiştir.

Bu tartışmaların dışında Gelecek Partisi’nin asıl önemi şudur: AKP’nin eski Başkanı olan bir aktörün kurduğu parti Erdoğan’ın söylem hegemonyasını bir ölçüde sarsabilir.

Türkiye siyaseti bizler-onlar olarak ikiye bölünmüştür ve bu iki blok arasında geçiş çok azdır. Mevcut geçiş ise politik ikna ile ilgili değil iflas etme, işsiz kalma gibi sonuçlara olan tepki yüzündendir. Halbuki mutlaka, ekonomik nedenler dışında politik ikna yolu ile az da olsa insanların fikirlerini değiştirmesi gerekmektedir. Bunun yegâne yolu ise AKP tabanınca kökten ve baştan düşman olarak tanımlanmamış aktörlerin yeni söylemler ile ortaya çıkmasıdır.

Davutoğlu’nun yakın tarihte gerçekleşmiş ve sonuçları açısından bugünkü siyaseti domine eden bazı konularda mevcut söylemleri sarsma yeteneği tek başına CHP ve İyi Parti’den fazladır.

Ancak Gelecek Partisi bu yeteneğini Erdoğan ile yaka paça ediyor görüntüsü vermeden usta biçimde kullanmalıdır. Aynı şekilde “bu konulara ben girmem” de dememelidir. Siyaset boks gibidir rakibinin zayıf noktasına yumruk atmazsan maçı kazanamazsın. Şunu unutmamak gerekiyor: Yakın geçmişte ülkeye damgasını vurmuş kritik konularda Gelecek Partisi’nin geliştireceği yeni yorumların Türkiye’nin toplumsal barışı açısından da hayati önemi var.

Gelecek Partisi’nin ise üç konuda dikkatli olması gerekiyor. Bunlardan birincisi, Davutoğlu’nun kullandığı soyut entelektüel dil. Bu dil bazı yerlerde elbette işe yarayabilir ancak Türk halkının geneli için anlamsızdır.

“Medeniyet”, “eksen şehir” gibi kavramlar yerine daha gündelik kavramlar bulunmalıdır. Medeniyet, eksen gibi kelimeler Türkiye’de ancak dersliklerde anlamlıdır. Ortalama Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı orta okul mezunudur ve okuldan mezun olalı uzunca sayılacak bir süre geçmiştir.

İkincisi, Gelecek Partisi’nin Kürt meselesinde daha yüksek dozda bir söylem üretmesi gerekmektedir. Gelecek partisi, AKP’ye oy veren Kürtler için anlamlı bir söylem ve strateji bulmalıdır.

Nihayet, Gelecek Partisi dış politikada CHP ve İyi Parti’nin bir ezber haline getirdiği yanlışı yani “dış politik konularda hükümetin arkasındayız” yöntemini asla benimsememelidir. Aksine, dış politikayı etkin bir muhalefet etme alanı haline getirmek gerekiyor.