• 22.11.2021 07:57

Clifford Geertz bir keresinde kültürü, semboller sistemi olarak tanımlamıştı. Bu tanımın bir sonucu da insanların kendilerini ifade etmek için sembollere sarılmak istemesidir.

İslamcı iktidardan hayal kırıklığına uğramış geniş bir kesim için Atatürk tam olarak böyle bir sembol. Eğer mevcut İslamcıları yolsuz ve baskıcı bir rejimin mimarları olarak görüyorsanız buna tepki vermek için en kusursuz sembol Atatürk.

Kaderin garip bir cilvesi olarak hiçbir yorum yapmadan sosyal medyadan sadece Atatürk resmi paylaşmak mevcut rejimi ekonomik, teorik, pratik velhasıl her açıdan kusursuz eleştiren bir eyleme dönüşmüş durumda.

Atatürk’ün bu şekilde sembol haline gelmesi elbette tarihsel Atatürk ile tamamen ayrı olmasa bile önemli ölçüde farklı. Artık İslamcılığa karşı bir sembol – yahut bir bayrak – haline gelmiş Atatürk’ün tarihsel gerçekliği ikincil konumda. Bir sembol olarak Atatürk demokrasiyi, laikliği, fabrika kurmayı, sarayda yaşamamayı, kadın haklarını, dış politikada barış içinde olmayı ifade ediyor.

Daha açık yazarsak, Atatürk 2021 yılında yeniden yaratılmaktadır.

Burada ilginç bir tartışma da tarihsel Atatürk üzerine. Atatürk’ün bir sembol olmasının ötesinde konuya ilgi gösterenler erken Cumhuriyet döneminde yaşanan bazı hadiseleri hatırlatıp bazı çekinceler ortaya koymakta.

Bu çekincelere karşı makul Kemalistlerin cevabı söz konusu olayların dönemin koşullarına göre değerlendirilmesi gerektiği: Dolayısıyla bugünden bakarak o dönemdeki bazı Kemalist uygulamaları “baskıcı” yahut başka türlü yanlış olarak yorumlamak insafsızlık.

Doğal olarak geçmişteki olayların o dönemin koşullarında değerlendirilmesi gerektiği önemli ve değerli bir argüman. Birbirinden farklı zamanlardaki olayları aynı mantıkla ele almak önemli bir yöntemsel yanlış olan anakronizme yol açabilir.

Bu tartışmayı daha açıklığa kavuşturmak için ekonomistlerin kullandığı bir kavramdan yola çıkabiliriz.

Ekonomistler, bazı verilerin dönemsel koşullardan arındırılmış halini “mevsimsel etkiden arındırılmış” olarak tanımlarlar.

Buradan yola çıkarsak, “mevsimsel/dönemsel etkiden arındırılmış Atatürkçülük” bugün ne anlama gelmektedir?

Örneğin, 1930’lu yıllarda başlayan süreçle Dersim’e askeri bir operasyon yapılmış ve şiddet kullanma yoluyla bir isyan bastırılmıştır. Bu operasyonun askeri ismi olan Tunceli daha sonra bu vilayetin ismi olarak korunmuştur.

Bu hadiseyi “o dönemin koşullarında” olmuş diyerek açıklayabiliriz. Ancak bu durumda tutarlı olmak için bugün en azından Tunceli isminin kullanılmaması gerektiğini savunmak gerekir. Bugün Tunceli ismini savunmaya devam etmek ise “dönemin koşulları” tezi ile çelişecektir.

Yahut, şu: Cumhuriyet’in erken döneminde Kürt meselesinde sert ve askeri yöntemler kullanılmıştır. Bu politikalar da dönemin koşullarına referans verilerek izah edilebilir.

Ancak bugün “dönemsel/mevsimsel etkilerden arındırılmış Kemalizm” söz gelimi Kürt dili, kültürel haklar vb. konularda hangi konumdadır?

Daha açık ifade etmek gerekirse, “dönemin koşulları” tezinin tutarlı olması için bugünkü koşullarda Kemalizm’in Kürt sorunu gibi konularda ne dediğini analiz etmek gerekiyor.

Bu noktada sanırım kamuoyunun ihtiyacı olan şey bugünkü koşullarda pratik olarak Kemalizm’in ne dediğini daha açık tartışmak.

Kemalizm veya Atatürk tartışmasını bir söylem ve slogan meselesi olmaktan çıkarıp somut olaylar üzerinden izah etmek daha aydınlatıcı bir yöntem olabilir.

Bu bağlamda Türkiye’de uzun süredir üzerinde tartışılan şu konular hakkında bugünkü Kemalizm’in ne dediğini anlamak tartışmaya katkı sağlayabilir:

  1. Kürt sorunu (dil, kültür, eğitim, idari âdem-i merkeziyet gibi konular olmak üzere)

  2. Batı ile ilişkiler (Türkiye Batıcı bir ülke mi olmalı? Anti-emperyalist bir siyaset mi izlenmeli? AB ile ilişkiler konusunda görüşler nedir?)

  3. Özelleştirme ve daha genel olarak iktisadi politikalar. Devletin ekonomide yerinin neresi olacağı konusundaki tartışmalar,

  4. Zorunlu askerlik,

  5. ABD ile ilişkiler,

  6. Diyanet’in statüsü veya kaldırılması,

  7. “Dönemin koşullarında” kaçınılmaz olan bazı olaylarda (örneğin 1942 Varlık Vergisi süreci) kaybedilen hakların iadesi,

  8. Dış politikanın sivilleştirilmesi.

Bu listeye başka konular da eklenebilir. Burada altını çizmek istediğim nokta şu: Soyut ve teorik (ve maalesef çoğu zaman sloganlar üzerinden) devam eden Atatürk ve Atatürkçülük tartışması kimse için açıklayıcı olmamaktadır.

Bu tartışmanın “somut bazı konularda bugün Atatürkçülük ne diyor?” bağlamına götürülmesi faydalı olacaktır.

İslamcısından Atatürkçüye, ondan filan görüşü savunan kişilere, çeşitli grupların kendi düşüncelerini teorik düzeyde mükemmel olarak sloganlarla savunup durması anlamsız. Bu tartışmayı somut bazı konular üzerinden anlaşılır kılmak o nedenle son derece önemli.

Sözgelimi, “okullarda seçmeli Kürtçe dersine ne dersiniz?” gibi basit sorularla bu sloganvari tartışmalar kolayca bitirilir ve hızlıca herkesin fiili olarak hangi ideolojik konumda olduğunu anlamış oluruz.

Yani insanlara “sloganlarını tekrar etmeyi bırak şu konuda ne diyorsun?” diye sormak gerekiyor.

Türkiye’deki kavga İslamcılar ve başat aktörün Atatürkçüler olduğu diğer bir grup arasındadır. Dolayısı ile bu kavgayı meşru politik yollarla İslamcıların kaybettiği gün Atatürkçülerin devrinin başlayacağını öngörmek için müneccim olmaya gerek yok.

Böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda ise hepimiz için önemli olan, “bugünkü koşullarda Kemalizm nedir?” sorusunun cevabını bilmektir.

Öte yandan, “bugünkü Kemalizm ne anlama geliyor?” sorusu üzerinden tartışmayı somutlaştırma bağlamında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun içine Roboski ve Varlık Vergisi mağdurlarını da alacak biçimde geçmişte olan bitenlerle “helalleşeceğiz” açılımı son derece önemlidir.

Bu “helalleşmenin” somut olarak ne anlama geldiği (resmi özür, maddi ve manevi zararların tazmini…?) konusunun açıklığa kavuşturulması, doğal olarak Türkiye siyasetini yapısal biçimde etkileyecek dinamikler üretebilecektir.