Hadi ULUENGİN
Hadi ULUENGİN

Gazete: Taraf GAZETESİ

Bellum çeşitlemeleri

  • 5.09.2012 00:00

 “BELLUM” sözcüğü Latincede savaş demektir.


Ve malûm, Batılı kökenden inen uluslararası terminoloji de bu eski Roma dili ekseninde yükselir.

Dolayısıyla aynı “bellum” kelimenin kâh yukarıdaki hâliyle, kâh da genitif şeklini zikreden “belli”imlâsıyla kullanıldığı durumlar hâlâ pek çoktur. Diplomatik yazışmalardan bilgiç kitaplara, sayısı ibadullahtır.

Meselâ “bellum denuntiare” savaş kışkırtma, “casus belli” de savaş sebebi manasında lügate girmiştir.

Hatta o pek meşhur “Lüger” marka otomatik tabancanın “Parabellum” adıyla vaftiz edilmesi dahi“barışı istiyorsan savaşa hazırlan” anlamındaki “si vis pacem, para bellum” deyiminden kaynaklanır.

***

HAYIR, maksadım lâfı Alman piştovuna getirmek değil!

Sadece, muhtemelen aynı alâmet-i farikayı taşıyan tabancanın da kullanıldığı ve artık otuz yılı aşkın bir süredir yaşamakta olduğumuz savaşa gelmek istiyorum.

Hepimiz şunun farkındayız: Bir yandan Foça ve Gaziantep türü terör eylemleriyle, diğer yandan da Hakkâri, Şırnak ve son olarak Beytüşşebap gibi kitle muharebeleriyle tansiyon giderek tırmanıyor.

Sözkonusu merhalenin askerî lügatte hâlâ, zaten daha seneler önce “alt düzeyli” diye tanımlanmış olan kategoriye mi girdiğini, yoksa skalanın bir üst seviyesine mi çıkartıldığını bilemiyorum.

 Fakat öz değişmiyor.

***

DEĞİŞMİYOR, çünkü Türkçesi veya Latincesi telaffuz edilmese de bir “bellum” durumundayız!

Hamasete yahut onun zıddı hümanizmaya girmeden soğuk ve mesafeli bir tahlil yapmaya çalışalım:

Max Weber’in tanımıyla ilke olarak devletin elinde bulunması gereken “meşru şiddet” tekeli ona rakip bir aktör, yani burada PKK tarafından paylaşılmak isteniyor.

Oysa hiçbir devlet yukarıdaki tekelden gönül rızasıyla feragat etmez ve edemez.

Dolayısıyla da böylesine uzlaşmaz bir çelişki kaçınılmaz olarak savaş durumunu yaratıyor.

***

ÖTE yandan von Clausewitz her savaşın siyasetin şiddet boyutlu uzantısı olduğunu söyler.

Nitekim de PKK açısından bakıldığında amaç bu yöndedir.

Kürt örgütü şöyle veya böyle “bellum”da başarı kazanıp taleplerini uygulatmak hedefini güdüyor.

Savaş Kandil’deki yöneticiler için politikanın doğal bir devamıdır.

Fakat işler şurada çatallaşıyor:

***
PRUSYALI generalin teorisi aynı zamanda, velev ki cenk meydanında birbirlerinin boğazına yapışsınlar, hasımların birbirlerini tanıması üzerine kuruludur.

Başka bir deyişle “düşman” düşmandır ama onun meşruiyeti tartışma konusu değildir.

Hâlbuki Türkiye’de taraflardan birisi bizatihi devletin ta kendisidir.

PKK’yı hasım kabul etmek de ister istemez yukarıdaki şiddet tekelinin paylaşımı anlamına gelecektir.

Yine Latince deyimle “de facto”, yani fiili bir meşrulaştırma gerçekleşmiş olacaktır.

Ardından, bütün savaşların nihai amacı barış olduğuna göre bu aşamadan itibaren de “de jure”, yani hukuki muhatap statüsünü tanımak kaçınılmazlık kazanacaktır.

***

PEKİ, yukarıdaki çıkmaz aşılabilir mi? Alternatifler nedir veya ne değildir?

Bir; hasımlardan birisi diğerini tamamen pes ettirecektir. Oysa sözkonusu ihtimal çok zor gözüküyor.

İki; yeni bir yurttaşlık sözleşmesi yapılacaktır. Dolayısıyla da bir süre daha varolacak olsa bile PKK’ya ruhi zemin sunan ortam tedricen ortadan kalkacaktır. En ahlaklı, en mantıklı ve en zorunlu çözüm budur.

Üç; muhtemelen yukarıdakine paralel olarak da ve ayağa düşürülmeden “Oslo süreci”tekrarlanacaktır.

Ve nihayet dört: “Bellum ducere”!

Bu deyim de savaşın ilelebet sürüncemede kalması anlamına geliyor ki, işte hanidir ve hanidir onulmaz acılarını yaşıyor ve paylaşıyoruz, sonu yok!

[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.