Konu çok derin ve anlamlı. Öncelikle toplumsal cinsiyet eşitliği nedir ondan bahsetmek isterim kısaca; fırsatları kullanma, kaynakların ayrılması ve kullanımında, hizmetlere ulaşmada bireyin cinsiyeti nedeni ile ayrımcılığa bir başka deyişle ötekileştirilmeye maruz kalmamasıdır.

            Ülkemizde, cinsiyet eşitsizliğinin en temel noktasında elbette şiddet yatmaktadır. Şiddet; fiziksel, sözlü, toplumsal ilişkileri sınırlayıcı, cinsel ve ekonomik olarak kategorize edilebilir.

            Ülkemizde de kadın hareketinin tarihine bakarsak, tam anlamıyla feminist hareketlerin başlaması 1980’li yıllara dayanmaktadır. Düşününce bütün dünya tarihine bakınca bütün medeni devletler içinde en geç sayılabilecek ölçüde ülkemizde feminist hareketlerin başlama zamanı, bunun sebebi, ülkede her şey güllük gülistanlıktı da 80’lerden sonra mı bozuldu, tabii ki hayır.

            Peki, etken neydi? Etken, kadınların toplumsal hayat içerisinde daha çok eğitim ve öğretim görmeleriydi. Kadınların toplumsal hayattaki konumu sadece ve sadece “evinin kadını olacaksın” sözlerinden sonra, “hayat müşterektir, çalışmayan bir kadınla evlenmem” diskuru yani söylemi oluşmaya başlamıştı.

            Bu söylemler artıkça da toplumsal hayat içerisinde kadınlar da var olmaya daha çok başladılar ve eğitim-öğretim gördükçe de ve hatta deyim yerindeyse kendi ekmeklerini kazanabilecek duruma geldikçe kadınlar daha çok aydınlandılar ve erkeklere bağımlı yaşama zorluğundan büyük çapta kurtuldular.

            Haliyle, ülkede bu çapta medeniyet halkaları gittikçe pozitif yönde ilerlerken, değişen siyasal iktidarlar, yönetim anlayışları ve hatta belki de en önemlisi; yayımlanan ahlak anlayışımıza uygun olmayan televizyon programları ve dizileri yüzünden yetişen nesil gittikçe saldırganlaşmış, sapkınlaşmış ve hatta şiddeti ve pornografiyi normal hale getirmiştir.

            Çocukları evlenen aileler, hadi mürüvvetini görelim derken yeni evlenen çiftlere, Allah’ın takdiriyle gebe olduğunu öğrenen annenin sevinç çığlıklarını kocasıyla paylaştığı sırada, baba adayının “erkek adamın erkek oğlu olur” söylemiyle başlayan en büyük hatalar zamanla, “göster oğlum amcana – dayına…” ifadelerine dönüşmüştür.  Ama aynı durum kız evlat olacağı öğrenildiğinde sağlıklı olsun da ne olursa olsun ifadelerine ve kadınlık vasıflarını elde etmeye başladığında kız çocuklarının tokatlanmasına ve çocuk hayatlarına eklenen, “namus, iffet, haysiyet” gibi daha çocuk aklıyla algılayamayacağı kavramlara gitmiştir.

            Namusun iki bacak arasına sığdırıldığı toplumda da gün geçtikçe kadın kimliği ötekileştirilmeye başlanmış ve pornografi kültürüyle yetişen erkek egemen toplumda kadın, cinsel şiddete gün geçtikçe daha çok maruz kalmıştır. Üzerinden henüz 4 – 5 gün geçtiği elim bir olayı konuşuyoruz topyekûn milletçe. Hâlbuki Özgecan kızımız ilk değildi bu tarz sapkın eylemlerin kurbanı… Umuyorum ki, sonuncusu olur…

             Bugün ülkemizde acısını paylaştığımız ortak olduğumuz bu elim olay karşısında da böyle mükemmel bir kadın yetiştiren bir babanın vakur duruşunu dinledik ve izledik ekranlarda… O baba öyle bir baba ki öyle bir adam ki bütün topluma mükemmel bir ders vermişti her birimize her bir erkeğe… Bugün iki erkekten iki şey öğrendim, nasıl baba olunacağını rahmetli kızımız Özgecan’ın babasından; nasıl bir baba olunamayacağını da o caninin, o katilin babasından… Tabi gerçekten bir babaysa…

Sözümü şu cümleyle noktalıyorum: Kadınlar, her geçen gün daha çok eğitilmeli, daha çok bilinçlenmeli… Çünkü şayet bir kadın eğitimsizse o ülkenin erkekleri de eğitimsiz olur, şayet bir ülkenin kadınları cahil kalırsa o toplum hep cahil kalacaktır. Şayet kadınlarımız daha çok eğitilirse, bu ülkede hem huzur hem de barış daim olacaktır.

  • Abone ol