Siz hiç işittiniz mi özgürlük ülkesinin nerede olduğunu? Ya da yolunuz düştü mü özgürlük ülkesine? Kimileri sıcak yatağında mışıl mışıl uyurken, sessiz ve karanlık gecelerde, kimilerinin uyuyabilecek yatakları bile yok bile, bilirsiniz. Hangimiz istemeyiz ki mutlulukların huzurla ve özgürce hissedilerek yaşanıldığı bir dünyada yaşamak?

            Her gün okullarda coğrafya dersinde gördüğümüz ama pek de önemsemediğimiz o dünya haritası yok mu, aşağıdan yukarıya bazen döndürürüz hani oyun olsun diye… Ve durduğu yerdeki ülkeye bakarız ülkemizin komşuları görünür parmağımızın dokunduğu noktada; Suriye, Irak ve sayamadığım pek çok Orta Doğu ülkesi… Sonra bir daha döndürürüz parmağımızın durduğu noktada dünyaya sözüm ona demokrasi dağıtan dünya devini görürüz koskocaman puntolarla yazılmıştır adı ABD diye… Bir daha döndürürüz bu sefer kömür karası Afrika ülkelerini görürüz, açlıktan nefesleri kararan…

            Sonra düşünmeye başlarız biz hangi dünyada yaşamaktayız diye? Kiminin ten rengi kara yürekleri akken, kiminin ten rengi kuğu gibi bembeyaz iken ruhlarını bürümüş sanki kapkara… Sonra bir rüyaya dalarız aniden belirir, sanki masmavi göğün ardında bembeyaz bulutların içine gizlenmiş özgürlüğün ülkesini… Renklerin içinden çıkar özgürlük ülkesi. Orada herkes masum herkes mavi; herkes mutlu ama mutsuzluğun adı bile yok besbelli.

            Herkes kendi işiyle meşgulken, kimsenin darda olmadığı bir ülke burasıydı düşlerimde. Ülkenin doğusu batısı ya da kuzeyi güneyinin olmadığı, gidilen her yönün daima ileri olduğu bir ülkeydi burası; sınırlarının olmadığı ve insanlarının kimseyi dilinden, renginden ve inançlarından ayırmadığı bir ülke burasıydı.

            Derken bir sesle uyandım, içeriden bir ses yükseliyordu adeta kulaklarımda: “Oğlum Özgür, hadi uyan, okula geç kalıyorsun.” Sonra dedim ki, özgürlük mü; o da ne özgür kelimesi sadece insan ismi olarak kalır böyle bir dünyada.

           

  • Abone ol