Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Kürt sorunu teorisi

  • 15.11.2011 00:00

 Başlığın tumturaklı olduğuna bakmayın. Birazdan okuyacağınız “teori”, küçük, mütevazı bir masanın gevezelikleridir. Belki o masaya da dışarıdan, birimizin cebinde gelmiştir. Bizim bir masamız var Ankara’da. Sokak-akademi sentezi bir şey. Sokaktan gelen Ömer’i (soyadının bilinmesini istemez) dinlerken akademiyi; Mithat’ı (Sancar) dinlerken sokağı işitir gibi olursunuz. Ters çalışır bizde sesler. Ters, ama çok çalışır. Mithat’ı da Ömer’i de susturamazsınız. Eh haksızlık etmeyeyim, bir o kadar dil de bende var. Söz aslanın ağzında yani. Bir de Yaşar’ımız var masada. Onu tanıyorsunuz zaten önceki yazılardan. Sökmensüer. O, siyasal “kuramlara” pek bulaşmaz. Aşk, şiir ve stil uzmanıdır. Sıkılınca öldürsen durmaz çeker gider. Son eleman kendisini “şair, eski mebus!, spor yazarı ve avukat” olarak tanıtmaya bayılır. Onu da kuşkusuz tanırsınız. Akif Kurtuluş. Beni Taraf’ta yazmaya ikna edip kendisi toz olan arkadaşım. Şimdi roman yazıyormuş, “teorilerimize” bulaşmıyor bu aralar. Ankara’ya geldiğinde Fuat (Keyman) hocamızı da ağırlarız. O daha seçkin bir ekol tabii. Sayınca fark ettim, fena da masa değil yani, hava atmaya değer. Ama sanmayın şahane anlaşıyoruz. Katiyen. Mesela seçimlerde Mithat gitti BDP blokuna oy kullandı. Ben tereddütsüz vermedim onlara.

Bu asık suratlı konuya bu kadar light bir girişi yadırgamışsınızdır. Olabilir. Ben de yadırgadım ama, kalem öyle yürüdü işte. Bir de; bu masayı tanıtmasam hem size hem de masa elemanlarına haksızlık olacaktı. Telif diye de bir şey var.

Teorimiz şöyle başlıyor: Türkiye Kürtleri üçe ayrılırlar. Bir: Cumhuriyet’in başarıyla asimile ettiği ve bunu başardığı için de iştahının kabardığı grup. Bunlar, Kürt kimliği üzerine iddiası olmayan, ezici çoğunluğu batıda yaşayan, göç sürecinde önce entegre, ardından asimile olmuş Kürtlerden oluşur. Aralarında Türk faşistlerine dahi rastlanır. Hani devletin talim terbiyesinden geçmiş “düz” vatandaşların dönüp dönüp “bu Kürtler ne istiyorlar, bu ülkede her yere gelebiliyorlar”dedikleri Kürtler bunlardır. Onlar, hakikaten dışişleri bakanı, reis-i cumhur, (hatta sanatçı) bile olabilirler. Ümit Fırat’ın harika sözüyle; “ama Kürt olamazlar”. Cemal Aga (Gürsel), Hikmet Çetin böyle şöhretlerdir.

İkinci grup Kürtler, Kürt kimliğini muhafaza eden, asimilasyoncu politikaların farkında olan, tepki veren, ancak etnik kimlik kadar dinî, sınıfsal kimlik unsurlarını da önemseyenlerden başlayıp, demokratik vasıflardan çok uzak olduğu için PKK’yı reddeden laik demokratlara kadar uzanan, çok geniş ve oldukça heterojen bir kesimden oluşmaktadır. Ezici çoğunluğuyla AKP üzerinden temsil edilmektedirler. PKK’nın totaliter gücüyle baş başa kalmayı istemediklerini, Türkiye’den kopmanın yararsız ve ağır sonuçları olacağını düşündüklerini varsayabiliriz. Bu grup, entegrasyonpolitikalarının sosyolojik tabanını oluşturmaktadır.

Üçüncü grup ise, etnik kimliği her şeyden daha fazla önemseyen, kendi kendilerini yönetmeyi katı bir siyasal hedef olarak benimsemiş, kendilerini Kürt milli kimliği inşasının taşıyıcısı olarak kabul eden; hakikaten 30 yıldır ağır bedeller ödemiş olan kesimdir. Hedefleri için savaşmayı meşru bulur. Ölür, öldürür. Bu grup ise, PKK tarafından temsil edilmektedir.

Yani, PKK; evet, şiddeti temel araç olarak kullanan bir örgüttür. Evet; totaliter, katı hiyerarşik, Stalinist bir örgüttür. Ama PKK bunların yanında ve ötesinde bir şey dahadır: PKK bir Kürt sosyolojisidir.

Aşağı yukarı sayıca birbirine eşit olduğunu varsayabileceğimiz bu gruplandırma gerçeğe temas ediyorsa, buradan bir yerlere doğru ilerleyebiliriz.

Cumhuriyet, bütün Kürtleri ilk gruba sokabileceğini zannetti. Geride aşağılık bir zulüm tarihi ve derin bir hayalkırıklığı bıraktı. Bunu geçiniz. O politika, savunucularıyla birlikte hak ettiği yere gitti.

Şimdi eğer, diğer üçte birlik sosyolojiye ve merkezî iktidarın şiddet gücüne dayanarak son üçte biri de tam entegrasyoncu yaparız diye düşünürlerse bugünün stratejisini çizenler, ağır yanılırlar. Nasıl Cumhuriyet üçte ikiyi asimile edememişse, bugünün karar vericileri de kalan üçte biri tam entegrasyoncu yapamaz.

Fakat şunu söylemeliyim: Amaç da bu değil kanımca. Bu dolaylı olarak deklare ediliyor ve ben buna inanıyorum. Hükümete yol çizen derin akıllar, PKK’nın “terör örgütü” olduğu kadar geniş ve dayanıklı bir sosyoloji olduğunu iyi biliyorlar.

O nedenle 90’lara mı dönüyoruz endişesi abartılıdır.

Sanırım, daha entegrasyoncu; merkez-yerel dengesi yeniden kurulurken iplerin elden kaçmadığı bir barış masası yaratılmak isteniyor. Entegrasyoncu üçte birin de PKK’ya teslim edilmesi düşünülemez elbette. Bu nedenle, PKK’nın davet ettiği savaşa devlet ölçüyü kaçırarak girdi.

Bu “ölçü” meselesi çok önemli. Söz KCK’ya geliyor. Bu hafife alınacak bir politika sapması değildir. Çok tehlikeli bir otoriterleşme üretmektedir. Açık açık yüksek sayılarda siyasetçi (gerilla değil)tutuklanmaktadır. Orada da kalmamakta, akademisyene, yazara sıçramaktadır.

Kullanılan dile baksanıza. Basına ayar vermekle başlayan, kamuoyuna dönüp “operasyonlara karşı olmak KCK savunuculuğu yapmaktır” diyebilen bir tehdit dili belirdi. Bu dil kabul gördükçe bütün siyaset zemini zehirlenir. Bunu önemsemeyenlere şaşırıyorum. Bush’un bizden olmayan karşımızdadır söyleminden bu çizginin farkını birisi çıksın anlatsın da öğrenelim biz de.

Şunu söylemek isterim: (Artık çoktan masadan koptum. Farkındasınız, coştum “ben ben” diye konuşuyorum.) Önce 12 Eylül referandumu, ardından genel seçimlerin ezici sonuçları, YAŞ, istifa eden paşalar derken geldiğimiz yeri iyi okumamız gerekir. Bütün siyasal süreçleri, AKP’nin temsil ettiği değişim ile askerî vesayetin çekirdeği ordu arasındaki sert mücadele filtresinden okuma koşulları eskimiştir. Bazı statü artığı yazar çizer takımının Kürtler üzerinden AKP’yi sıkıştırmaya çalıştığını görmüyor değiliz. Ama bunun artık önemi yok... (Dedim ve yerim tükendi.)

Haftaya konuya masadan devam. Masamıza da bekleriz...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • selin erkan
    selin erkan
    17.11.2011 23:53

    enteresan

Resmi İlanlar