Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Sessiz çığlık

  • 17.01.2012 00:00

 Cumartesi günü, bizim gazetenin dördüncü sayfasında “küçük” bir haber çıktı: “Ayrımcı soru iptal edildi”...

Haber bize, ilköğretim öğrencilerine yönelik düzenlenen seviye belirleme sınavında Ermenilere ilişkin ayrımcı bir soru bulunduğunu ve bunun krize yol açtığını anlatıyordu. Haberden; Ermeni olmayan bir sınav gözetmeninin durumu fark ettiğini ve sınavda gözetmenlik yapmayı reddettiğini öğreniyorduk. Bu tepki üzerine yöneticiler sınavı durduruyor, soruyu iptal ederek sınavı yeniden yapıyordu.

Size de olur mu bilmem; bazen “küçük” bir bilgi, “büyük” duygular yaratır. Ben, o insanı tanımak isterdim. Ayrımcı soruyu yakalayan; sıkıntısını akşam arkadaş sohbetlerine ertelemeyen, “bu ülke ne yazık ki böyle” diye düşünüp işini sürdürmeyen; kimseye bir şey sormadan, kararlı, net bir karşı koyuş gösteren o insanın varlığı bilgisinin yarattığı duyguyu hiçbir şeye değişmem. Hepimiz kendi yaşantılarımızdan biliyoruz ki bu az buz bir şey değildir. Ayrımcılığa “karşı” olmak yetmez; kendini“büyük davalar” için yaratılmış zannetmekle de ilişkisi yok bunun... Burada hakikaten sağlam bir kumaş var. Bize oturduğumuz yerden, o gösterişsiz sesiyle “insanlığa güvenin” diyen; elimizden tutup, yalnız olmadığımızı hatırlatan hakiki bir umut.

Doğrusu siyasetçi-aydın karşılaştırmaları üzerinden siyaset aktörlerinin küçümsenmesi; siyaset sektörüne karşı kibirli, yukarıdan bir dil kurulması beni çok rahatsız eder. Bu ülkenin özel tarihi bize, siyaset sektörünün üzerine titrememiz gerektiğini anlatır. Toplumun onayını asla ciddiye almayan, rütbeler üzerinden işleyen bir yarı monarşiyi ilelebet yaşatmak isteyen silahlı “elit”in küflü ideolojisidir siyaseti itibarsızlaştırmak. Onlara, kendi kişiliksiz, onursuz iktidar arayışları için gönüllü sözcülük yapan medya figürlerinin elinden bir hastalık gibi yayılmıştır bu toplumun zihnine.

Siyaset sektörünün varlık nedeni “iktidar”dır. Hükmetmek, siyasetçinin “işlevi”“amacı”dır. Bu, işin doğasıdır ve kötü bir şey değildir. İktidar rekabeti oyununu ciddiye almayan siyaset aktörünü, bu oyunun içinde olmayan bizler, toplum, aydınlar, hatta siyaseti küçümseyenler de ciddiye almazlar zaten. Siyasetin nasıl yapıldığını, içeriğini eleştirebiliriz. Ama, siyaset sektörünün tümünü “çirkin”,“çıkarcı”“kalitesiz” diye harcamaya kalkmak, saçma sapan bir elitizm değilse eğer, kasıtlı bir bürokratik faşizanlıktır. Toplumun onayıyla yetki alan, dolayısıyla toplumsal talepleri önemseyen; zayıf ve dolaylı da olsa, sürekli yeniden üretilme imkânları gelişmemiş de olsa; temsili siyaset, modern barışçıl toplumun temelidir. Onun, talepleri gözeten, uzlaştırmaya çalışan iktidar arama enerjisine ihtiyacımız var. Siyaset aktörleri iktidar için yanıp tutuşsunlar. Haklarla donatılmış olduğumuz, özgürce konuşup tepki verebildiğimiz sürece onları iktidar bağımlısı olmakla eleştiremeyiz.. Siyaset sektörünü aşağılayamayız.

Bunları bütün kalbimle yazdıktan sonra şunu soruyorum kendime: Kim olmak isterdin?

Başbakan Erdoğan mı, ismini bilmediğin o sınavı terk eden “sıradan” bir insan mı?

Cevabım açık. Ben, Uludere’de 34 Kürt ayan beyan devletin bombalarıyla katledildiğinde aklıma ilk “Hükümet ne zarar görür ve bu zararı nasıl atlatırız” sorusu gelen insan olmak istemem. Tekrar söylüyorum ama; bu soru siyasetçi için bence meşru sorudur. Ben “o” olmak istemem. Bu kadar basit. Bu kadar kişisel...

Ben Şemdinli Savcısı’nı o tarihlerde harcayan “güç” içinde de yer almak istemem. O savcı olmak isterim.

Ama o savcıyı harcayan güç, o yolları bin bir hesapla, ustalıkla aştı, bugün o savcı mesleğine döndü, onu harcayan paşa hakkında soruşturma başladı ve olaya karışan askerler bir dünya hapis cezasına çarptırıldı. Bunu da, o “içinde yer almak istemem” dediğim güç başardı. Bunun da farkındayım. O nedenle de döne dolaşa, siyasetin önemi, aşağılanamazlığı üzerine vurgu yapıyorum.

Ben siyasetin değerli ve vazgeçilmez olduğunu biliyorum.

Ama; hesapsız, plansız som taleplerin sivil sesini paylaşmanın üstünde bir varoluş tanımıyorum.

Bu ülkenin yarattığı en anlamlı sivil hareketlerden birisi de ne yazık ki, bu coğrafyaya yakışır biçimde bir ölüm üzerine yükseldi. Hrant Dink’in katledilmesi Türkiye’nin en değerli sivil hareketlerinden birisini doğurdu. İnatla adalet isteyen; iktidar, hükmetme, rekabet umurlarında olmayan bir topluluk söke söke hak arıyor.

Adım adım ilerliyor. Mahkemeyi silkeliyor. O sınavı bir ayrımcı soru yüzünden tereddütsüz terk eden insanların her türlü “iktidarı” aşan vicdanı Hrant hareketinde birleşiyor.

Bu ülkede yeteri kadar siyasetçi, gereğinden fazla parti var. Orada bir boşluk falan yok.

Bu ülkenin, hesapsız kitapsız somut taleplerin peşine düşmüş, vicdanı için varlığını ortaya koyan sivil enerjiye ihtiyacı var.

Siyasetçi olmanın değil, siyasetçinin hesaba katmak zorunda kaldığı ses olmanın peşine düşmeli bu ülkede insan...

Sessiz Çığlığa omuz vermeli...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar