Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

CHP ve yenileşme

  • 13.06.2012 00:00

 CHP’nin, Kürt sorununun çözümünde AKP ile diyaloga yönelen politikası kanımca çok önemsenmeyi hak ediyor. Bu partinin yalpalamalarını bilen herkes, erkenden büyük sözler edip açığa düşmekten haklı bir endişe duyuyor. İlk tepkisi “samimiyet” sorgulaması olan yazarlar da çıktı. Ancak, sanırım bu politika, CHP’nin yeni yönüne ilişkin ciddi bir işaret değeri taşıyor.

AKP’nin güçlenen iktidarı karşısında fazlasıyla “endişe”ye kapılanlar, onu Kürt sorunu üzerinden hırpalamayı seçmişlerdi. Sarıldıkları söylem, çözüm yönünde AKP’yi zorlamaktan çok, sorunun AKP’ye olan maliyetiyle ilgili olduklarını düşündürtüyordu. Tutumları, çözüm isteğini cesaretlendirmek yerine, şahinleri meşrulaştırmaya hizmet ediyordu.

Ben CHP’nin son girişiminin bu politikayı açığa düşürdüğünü düşünüyorum. Diyalog arayışı, öncelikle bu anlamda önemli bir yeniliktir.

Değişim döneminin sert çatışma konjonktürünü mutlaklaştırmak ve “kaybedenlerin” siyaset üretme kapasitesini aşırı küçümsemek yanıltıcı olabilir.

Özellikle, MİT müsteşarının ifadeye çağrılmasıyla ortaya çıkan iktidar mücadelesi, zaten bilinen bir durumu iyice görünür kıldı. Bu ülkeyi yüz yıldır yöneten aktörler tamamen iktidarın dışına itilmişlerdi. Muhafazakâr yükseliş iktidara o kadar geniş yerleşmişti ki, “kaybedenler” sahnede olup bitenleri uzaktan izlemekle yetindiler. Referandumda son nefeslerini verdikleri açıkça ortaya çıktı. MİT krizi, kimi “kör”lerin heveslerini kursağında bırakacak bir hızla çözüldü ve kanımca Erdoğan’ın otoritesini daha da tartışılmaz kılan sonuçlar yarattı.

Artık gerçekten hiçbir şey eskisi gibi olamazdı.

Ortada ne istikrarsızlaştırma ve tehdit gücü olan bir ordu var; ne el altında güçlü bir medya; ne bir zamanlar partileri kapatan, siyaset yasakları getiren etkili bir vesayet aktörü olarak yargı; ne üniversiteler ne de Batı desteği... Bütün bu “toplumsuz iktidar” enstrümanları tarih olmuş, ama siz o günlerin kafasıyla siyaset yapıyorsunuz. Olacak iş mi?

Kürt sorununun tek başına AKP’nin iradesiyle çözülebilmesinin imkânsızlığı çok açık. Böylesine çok katmanlı bir sorunun, oldukça geniş ve etkili başka aktörlerin de ağırlığına ihtiyaç duyduğu kuşkusuz. Öyle anlaşılıyor ki, bu düzeyde, çok aktörlü, kararlı bir süreç işlemeye başladı.

CHP, bu konjonktürde ya kendisini iyice etkisizleştiren eski yolda, sorunun bir parçası olmaya devam edecekti, ya da hem içeride, hem de önemli dünya ve bölge güçleri gözünde statü kazanmanın bir fırsatı olarak yeni bir adım atacaktı.

Ben, CHP’yi etkin bir güç kılmak isteyen siyaset üreticilerinin nihayet köklü bir muhasebe yaptıklarını düşünmeye daha yakınım. Batı’nın devlerine AKP’nin güvenilmez bir müttefik olduğu ezberini tekrarlayıp, diğer yandan içeriye dönük millici bir popülizm yaparak bölgede hiç bir role talip olamayacaklarını anladıklarını sanıyorum. Batı’nın, Türkiye’de rekabet eden siyasi güçleri, bölgedeki beklentilerine verilecek cevaplar üzerinden değerlendirdiğini düşünüyorum. Bu beklentileri ciddiye almayan siyasetlerin AKP ile rekabette Batı desteği alamayacağını sanıyorum. Bu desteğin ise ne kadar önemli olduğunu, satatükonun çöküş süreci anlatmadıysa hiç bir şey anlatamaz. Öte yandan Batı’nın AKP’nin rakipsizleşmesinden çok hoşnut olduğunu da düşünmemek gerekir.

Çözüm politikasının bir bileşeni olmayan CHP’nin içeride de belini doğrultamayacağı görülmüş olmalı.

Türkiye’de paniğe sokulmuş laik orta sınıfların Katatürk çıkartmalarından, parti içi kıytırık çapsız hiziplerin homurdanmalarından başka gözü bir şey görmeyen kadronun, soruna daha geniş bir perspektiften bakma eşiğine gelmiş olmasının bir işareti olabileceğini düşünüyorum bu son girişimin.

Eğer bu tahminler gerçeği yakalıyorsa da, hakikaten hiç alışmadığımız bir “normalizasyon”a evriliyoruz demektir. Çünkü, hem Kürt sorununun silahtan arındırılması başlı başına büyük bir normalleşme adımıdır; hem de bu bakış sadece Kürt politikasıyla sınırlı kalamaz. İzmirli“Cumhuriyetçi”lerimizin şaşıracağı günler yakın olabilir. Sorun yaratan değil, çözen; hep çatışan değil rasyonel uzlaşmalar da yapan, ideolojik değil pragmatik bir CHP’ye hazırlanmaları gerekebilir.

Bu küçük köşeden, mütevazı sesimle laik siyasi elite bir önerim olacaktır.


“Taban baskısı”
na teslim olmayınız. “Bütün toplumu” tabanınız olarak görünüz. Panikli, öfkeli laiklerin hem gidecekleri başka bir yer yok, hem de onlarla sınırlı kalan bir partinin “bin yıl” daha iktidara gelemeyeceği çok açık. Onlar yenileşmeyi takip etsinler, siz onları değil.

Bunu nasıl başarabileceğinize gelince; dönüp AKP deneyimini bu gözle yeniden değerlendirin. Erdoğan ve ekibi içinden geldiği “İslami damar”ın hassasiyetlerini temel alıp, geniş toplumsal kesimlerin taleplerini yarım ağızla savunsaydı iktidara tırmanabilir miydi, bunu sorun. Onlar tüm toplumu yakalamaya çalışan bir “temsil” diliyle ilerledikçe, kendi geleneksel tabanlarını da “etkilediler”. Yeni kavramları o tabanın dünyasına soktular. Yenilendikçe, genişledikçe eskiyi de etkileyeceksiniz. Çözüm üreten siyasetin dönüştürücü etkisine güvenin. Bu ülkenin büyük bir şansı olan “Silivri”nin, kirli gölgesinden kurtulun. Başka bir şansınız da yok. Bunu görün.

MHP’ye gelince; ondan korkmak için bir sebep yok. Bu çizgiyle giderlerse, günümüz dünyasında “lokal siyasetlerin”“katı ideolojilerin”; sorun çözen, evrensel beklentileri ciddiye alan siyasetler karşısında hiç bir şansının olmadığının canlı kanıtına dönüşecekler. Her şey olup bittikten sonra Bahçeli ve ekibini “şaşıranlar” listesinin başına yazacağız.

Göreceksiniz...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar