Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Hukuk otorite ve kültür

  • 27.06.2012 00:00

 Önceki yazıda, yaygın kültürün hukuku önemsememek olduğunu ileri sürmüştüm. Sizin de gündelik görüntülerine tanık olduğunuza inandığım “hukuk şuuru”, dünyanın her köşesinde karşımıza çıkabilecek bir rastlantısallığı, münferitliği temsil etmiyor. Karakteristik denebilecek bir yaygınlığa sahip ve “kültür” olarak okunmayı hak ediyor.

Bu durumun nedenlerini anlamaya çalışmak gerekir.

Sanırım, hukuk dediğimiz normlar dünyasıyla, toplumun gelişimi arasında olması gereken doğal ilişkideki kırılmanın önemli bir payı var bunda. Yani, sadece modern hayatın kaçınılmaz kıldığı karmaşıklık değil, toplumsal deneyimle organik bağ eksikliği de, toplum-hukuk ilişkisinde bir yabancılaşma efekti yaratıyor.

Kuşkusuz hiçbir coğrafyada sosyo-ekonomik değişimi bütün toplum aynı hizada karşılamıyor. Değişimin özneleriyle, muhafazakâr direnç birarada oluyor. Fakat bu ayrım, o süreçte oluşan normların o toplumun malı olmasını, genel bir ihtiyacı karşıladığına olan inancı, dolayısıyla da sisteme olan doğal saygıyı engellemeyebiliyor. Yaşayan kültürü esas alan bir “rıza” mekanizması bunu sağlıyor. Değişimi sürükleyen sosyoloji ne kadar güçlü ve yaygınsa ve hazım mekanizmaları ne kadar elverişliyse, bu süreç o kadar sancısız, kırılmasız ilerliyor.

Reformlarla ithal edilen, toplumda geniş bir karşılığı olmayan, otoriteyle uygulanan hukuk, ne yazık ki aynı şansa sahip olamıyor. Kültür, hukuka meydan okuyor.

Aradaki makasın, düz ilerleyen bir “gelişme” süreciyle kapanabilir olduğu varsayımı da oldukça sığ.

Modernleşmede elitlerin iradesini aşırı abartan bakışın gözü “kalkınma” ve “eğitim”den başka bir şeyi görmez. Buna göre, elitler toplumun ilerlemesi için gereken kuralları vazederler. Bu normlar meşruiyetlerini toplumun kabulünden değil, elitlerin “ilerleme” idealinden alırlar. Toplumun bu kurallara başlangıçta direnmesi doğaldır. Ancak, zenginleştikçe ve eğitim yoluyla “ilerledikçe” bu direnç kırılır ve modern hukuk tüm toplumsal dokuya nüfuz eder.

Bizim toplumsal deneyimimizin bu varsayımı teyit ettiğini söylemek pek mümkün gözükmüyor.

Normlarla kültür çatıştığında otoriteye iki seçenek kalıyor. Ya normların hak ettiğinden çok daha sert, orantısız yaptırımlara yönelmek, ya da fiilen esneyerek normların işletilmesinden taviz vermek. Bu, öyle bir sarmal ki, her iki yöntem de normlarla kültürün barışması yerine güvensizlik ve yabancılaşmayı çoğaltıyor. Böylelikle, hukukla kültürel alışkanlıkların uyumsuzluğundan doğan sisteme güvensizlik, sirayet ederek genişleyen bir yaşam kültürüne dönüşebiliyor. Kuşaklar boyu aktarılan bir miras oluşabiliyor.

Normların uygulanması geleneğinin oluşmasını güçleştiren “rüşvet”ten hepimiz çokça söz ederiz. Teklifim konuyu tersinden düşünmek olacak. Rüşvet, acaba hukuku ciddiye almayı engelleyen yabancılaşmanın etkisiyle bu kadar yaygın bir “müessese”ye dönüşmüş olabilir mi? Yabancılaşma üzerinde çoğaltan etkisi yapan ve böylelikle kendisini baş edilmez biçimde kalıcılaştıran başka bir sarmalla da karşı karşıya olduğumuz düşünülebilir mi?

Öyle ya, normları uygulamakla yükümlü olanlar da dâhil, hepimizin toplumsal bilinçaltımızda dışarıdan baktığımız bu düzeni, hemen şuracıkta biz bizeyken alan razı veren razı alışverişiyle aşıversek bunda ne kötülük var? Çoğumuzun, trafikte radara yakalandıktan sonra “bir çorba parasıyla”konuyu kapatmakla kalmayıp, “memur bey”in büyük bir sevecenlikle “şuraya kadar hiç radar yok, orada dikkat edin” diye fazladan bir “iyiliğine” dair öyküler duymuşluğumuz vardır. Birisi kusurlu, diğeri normun uygulanmasından sorumlu iki öznenin birbirlerine sarılıp öpüşecek kadar el ele verip bir sisteme karşı işbirliği yapmasında elbette ortada dönen çıkarın bir payı vardır, ama“yabancılaşma geleneğinden” gelen bir “meşruiyet” olmasa bu kadar pişkinlik beklenir bir şey midir? Kaldı ki, memurun ceza kesmemesi ve hatta yardımcı olması için her zaman araya bir çıkar girmesinin gerekmediğini de çok tecrübe etmişizdir. O belki “iyi bir insan” olduğu için, ya da “bir daha kusur işlemeyeceğimize” kendisini inandırabildiğimiz için, hatta sırf “hemşeri çıktığımız”için yolumuza devam edebildiğimizi biliriz. Tanık olduğumuz şey, “memur”la sivilin modern devleti kolayca dışarıda bırakabilme, ayaküstü bir “sivil dayanışma” kurabilme kabiliyetidir. Sivil ideolojinin kamu görevlisini de kapsayarak modern hukuka baskın çıkabilme hâlidir.

Elbette tekil normlarla kurduğumuz mantık ilişkisinden söz etmiyorum. Çünkü, toplumun hukuk algısı tek tek normlar üzerine derin düşünmekle, bilgilenmekle oluşmuyor. Örneğimizden gidersek, süratli araba kullanmanın insan hayatını riske soktuğunu hepimiz biliriz. Rüşveti verip geçen de bilir. O norm o hâliyle ahlaken de kabul edilebilir bir normdur. Fakat asıl önemlisi, ahlaken onayladığımız o tekil normun bizi bağlamasından ilk fırsatta kaçma isteğimizi gayrı ahlaki bulmayışımızın sebebinin ne olduğudur. İşte bu, genel olarak hukuk sisteminin organik bir ürün olmamasının yarattığı bir“bağlanma eksikliği” geleneğidir. Gücünü ve meşruiyetini yaygın toplumsal kültürden alır. Bir normu rüşvetle aşmış oluşumuzu, neredeyse “gurur duyduğumuz”, eşe dosta övünerek anlatabildiğimiz bir başarı öyküsüne çeviren şey, bu kültür dediğimiz algı evrenidir. Kültür, her şeyden daha çok “duygu” anlamına gelir. Bir bütün olarak hukuk dünyasıyla kurduğumuz “duygu ilişkisi”, saygı, bağlanma, benimseme üzerine inşa edilmemiştir. Ve bu duygu, tek tek normlara hak verebilen mantığımızdan çok daha belirleyicidir.

Türkiye’nin hızlı kentleşen, aşırı nüfus akışının yaşandığı bir ülke olmasının da sözünü ettiğim hukuk“duygusu” üzerinde etkisi olduğu kuşkusuzdur. Kentler, modern hukukla gelenek ordusunun buluştuğu yaşam alanlarına dönüşmüştür. Bu buluşma, geleneğin dönüşmesine sahne olduğu kadar,“düzene yabancılık” kültürünü de besleyen dinamiklere yol açmaktadır.

“İmar Kanunu”, “Çek Yasası” gibi kimi spesifik örneklerden de giderek, toplum-hukuk ilişkisinin kırılganlığını irdelemeyi düşünüyordum.

Ancak, yerim “dar”.

Cumartesi buluşalım.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar