Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Katilleri eşitlerken adaleti öldürmek

  • 21.07.2012 00:00

 “Katiller arası bile olsa eşitliği savunmak adaletin gereğidir. Buna mecbur kalmak ise bizim trajedimiz...”

Yıldıray Oğur’un çarşamba günkü yazısı bu cümlelerle bitiyordu. Bahçelievler katliamının katillerini serbest bırakan yasal düzenlemeyi, bir kayırma değil, ceza hukukunda sol sağ ayrımının kaldırılması olarak selamlayan Taha Akyol’a yaptığı göndermeyle, o da, adaletli bulduğunu açıkladı.


“Eşitlik.”
 Evet, güçlü bir kavram. “Adalet”in kalbinde duruyor gibi...

Fakat asla adaletin kendisi değil eşitlik. Onunla kritik bir ilişkisi var. Adaletin ölçüsü olabileceği gibi, adaletsizliği büyütebilir de.

Ceza hukukunda sağ sol ayrımının sağcılar aleyhine kurulduğu, ve yeni yasayla bunun giderildiği iddiasına bakalım. Evet, ayrım olduğu doğru. Bu ayrımın bir ideolojik temeli ve tarihi var.

Hiç kimsenin yakasını kolay kolay bırakmayan “tarih”ten söz ediyorum. Bu devlet, milliyetçi- ırkçı siyasi şiddeti hiç bir zaman “suç” olarak tanımlamadı. Resmî anti-komünist siyasetin para-militer gücü olarak elinin altında tuttu. Yakın tarihimizin bütün kanıtları bu para-militer güçle devletin içiçeliğini anlatır. 12 Eylül’ün meşruiyeti uğruna bu yapıya “safra” işlemi yapılmış, ancak belli unsurlarının Türk Gladio’sunun en karanlık işlerinde rolünü sürdürmesi uygun görülmüştür. Devletin ceza siyaseti de bu eksende kurulmuştur. Taha Akyol ve Yıldıray Oğur’un ortak tanımıyla “sağcı”lar, bu nedenle sadece adli suçlu sayılmışlardır.

Oysa “solcu”lar, herhangi somut bir şiddet eylemine başvurmasalar dahi, eğer “silahlı mücadeleyi” esas alan bir örgüte üye iseler “devlet düzenini cebir yoluyla değiştirmeyi” idam cezasına bağlayan yasa maddesiyle yargılanmışlardır. Eğer şiddet eylemlerinin içinde yer almışlarsa bu eylemler “devlet düzenini değiştirmeyi öngörme” suçunun unsurları olarak kabul edilmiş o eylemlerden dolayı ayrıca ceza kararı verilmemiştir.

Bu ceza siyasetinin trajik sonuçlarını hepimiz biliyoruz. 12 Mart’a gelirken “solcu” ölümleri başladı.12 Mart’tan sonra solcuların katillerinin akıbetini bilmiyoruz, fakat tek bir insana kurşun sıkmamış üç genci “devleti yıkacaklardı” diye utanmadan öldürdüklerini, devletin bu cinayeti gözümüzün içine baka baka işlediğini unutmuş değiliz.

Bu ceza siyasetinin adaletli olduğunu söyleyebilecek bir tek kişi bulabilir misiniz? Peki, adaletsizliğin solcular yararına oluştuğunu?

Fakat, bir mantık her zaman istenen sonucu vermiyor. Siz; yargı pratiğini, bir ideolojiyi kollamak, ötekini parmağını kıpırdatsa ezmek uğruna kurduğunuzda bunun öngörülmemiş sonuçları da oluyor. Gün geliyor devran dönüyor yeni siyasi aktörler çıkıyor, dengeler değişiyor, farklı bir pragmatizm çalımına ihtiyaç doğuyor. Bir bakıyorsunuz eşitsizliğin tarafları değişmiş.

Gerçekten de yukarıda özetlediğim ceza siyasetinin yarattığı sonuçlar yüzünden, Özal’ın fiili olarak af anlamına gelen infaz düzenlemeleriyle “katiller arasında eşitsiz” uygulamalar oluştu. Oğur’un yazısında da yer verdiği korkunç cinayetlerin failleri, eylemleri “devleti yıkmak” suçunun unsuru olarak kabul edilip tek bir suçtan idam cezası aldıkları için, cezaevinde 10 yılını doldurup serbest kaldı. Sağcılar ise “siyaseten kollanmanın” öngörülmemiş bir sürprizi olarak her bir cinayetten ayrı ayrı ceza almış olmaları nedeniyle, her eylemleri için onar yıl cezaevinde yatmak durumunda kaldılar.

Peki, burada adaleti yok eden neydi sizce? Yedi kişiyi tek tek katledenlerin cezaevinde kalması mı, yoksa onlar gibi sayısız can alan “solcu”ların serbest bırakılmaları mı? Suçların cezasız kalmasından, cezaların kabul edilemeyecek ölçüde önemsizleşmesinden daha büyük bir adaletsizlik düşünülebilir mi? Bizim adalet ölçümüz, kimilerinin bunu “haklı bir özgürlük” olarak alkışlaması olabilir mi? Bırakın “solculuğu”“sağcılığı”; aramıza cezası bitmeden gönderdiğiniz her bir katil, adalete indirilmiş bir darbe değilse nedir? Şimdi, o afla çıkamayan katilleri bırakırken adaleti mi sağlıyorsunuz, adaletsizliği mi büyütüyorsunuz?

Özal döneminde katillerin serbest bırakılmasını “adaletsiz” bulan bir mantığın “solcu/sağcı”kavramları üzerinden “eşitlik” peşine düşerek bu affı “adalet”in yerini bulması olarak alkışlaması tutarlı mıdır? Bu argümandaki “katili katil olarak kabul etmek” iddiasını kendi içinde çökerten açık mantık bozulmasını nasıl görmezsiniz? Solculuk sağcılık önemli değilse, önemli olan cinayetse, neden solcu/sağcı eşitliğini adaletin argümanı olarak kullanıyorsunuz.

Ben düşüncemi açıkça söylüyorum. Evet, bence de katilin solcusu sağcısı olmaz. Katil katildir.

İşte tam da bu nedenle Özal affı büyük adaletsizlikti. Büyük katliamların cezasını önemsizleştirdi.

Yine tam da bu nedenle bugün Bahçelievler’in katillerini serbest bırakmak büyük adaletsizliktir. Katlettikleri her genç için iki üç yıl cezayla çıkıyorlar.

Adaletsizliği adaletsizlikle “eşitlediler”.

Buna “adalet” diyorlar.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar