Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Türkiye düşmanlığı

  • 25.07.2012 00:00

 “Türkiye düşmanlığı.” Bu sözü en çok Kenan Evren’den duyardık. İçeride, sınır tanımaz işkenceler, infazlar, peş peşe gelen idamlar hayatları paramparça ederken, Batı’dan yükselen her eleştirel ses, cunta başınca böyle karşılanırdı: “Türkiye düşmanlığı”...

Yurdundan sürgün edilmiş, vatandaşlık hakları elinden alınmış Türkiyeli mülteciler de, elbette Türkiye düşmanlığının gönüllü işbirlikçileriydiler. “İç düşmanlar”la baş etmek kolaydı. Beslemeyip asmaya karar verilmişti. Her tarafı düşmanla çevrili bu ülke, artık “kurtarıcıları”nın pençesindeydi.


“Düşmanlık” 
edebiyatını, 12 Eylül çetesinin ideolojik “yaratıcılığı”na borçlu değiliz elbette. Bu ülkenin kadim resmî ideolojisinin merkezinden hiç uzaklaşmadı ki bu kavram.

Biz, bütün bir millet inşasını düşmanlaştırma ruhu üzerinden yaşadık. Otoriterliğin meşruiyeti için aranan malzeme daha yumuşak olamazdı. Her aykırı ses, her eleştiri, yeryüzünde tutunmaya çalışan bu masum ülkeyi yıkmak isteyen bir iradeyi temsil ediyordu. Düşmana düşman gibi davranmazsan yok olursun. Anlatılan buydu...

Bu ideoloji, sadece “düşman” tehdidi üzerinden otoriterliğin önündeki engelleri temizlemiyor. Aynı zamanda bu otoriterliğin, bütün ulusun çıkarları adına hareket ettiği iddiasına yaslanıyor. Bir tek millet var. Onun çıkarları var. Bu çıkarları elitler tanımlıyorlar. Bu coğrafyada yaşayan herkesi koruyup kolluyorlar.


“Türkiye düşmanları” 
kavramının bize anlattığı, aynı zamanda budur. Eleştiriyi iktidar kullanıcılarına yönelen bir etki olmaktan çıkartır, bütün ülke insanlarının muhatap olduğu yıkıcı bir saldırı olarak tanıtır. “Düşmanlık” iktidara karşı değildir, o bütün ülkeye yöneltilmiştir.

Bu gün de bu anlatının derin izleriyle yüklü bir algı evreninde yaşıyoruz.

Siyaset dinamik bir alan. Dengeler değişebiliyor. Güç el değiştirebiliyor. Ancak ideolojik kodlar o hızla değişmiyor. Onun farklı bir ritmi var ve kendini farklı siyasi konjonktürlerde var edebiliyor. Her türden muktedirin hazır malzemelere ihtiyacı var. Otoriterlikle köklü bir hesaplaşma perspektifi olmadan onun malzemelerinden uzak durmak mümkün olamıyor ve bu durum, ideolojinin dayanıklılığını arttırıyor.

Otoriter ideolojinin gönüllü üreticilerinin bugün de kendilerini özgür ve güçlü hissetmeleri bundan.

Çoktandır iktidarla çatışmanın hiç de akıllıca olmadığını fark etmiş bir grubun “merkeze” oynayan medya uzantısında konuşlanmış, “kökeni” belli, (önce Türk sonra) “gazeteci”sinin her fırsatta verdiği sese bakın ne dediğimi daha iyi anlayacaksınız.

O bize hiç durmadan “ne zaman adam olacağımızı” anlatmakla ünlü. Hâlâ, saldırgan, tacizci dilinin bedelini sadece manevi tazminatlarla patronuna ödetmekle yetinme şansı bulmasını, bu ülkede“nefret suç”u işlemenin serbest olmasına borçlu. Türkiye nefret suçu cenneti olmaktan bir gün çıkarsa, bence, ya yazacak bir şey bulamayacak ya da içeride ziyaret edilen ünlüler arasında göreceğiz kendisini.

En son, New York Times Taner Akçam’ın iktidarın tarihe yaklaşımını eleştiren makalesini yayımladıktan sonra ses verdi. “Türkiye düşmanları” düğmeye basmışlardı. Sadece bel altına değil (çok meraklı olduğunu bildiğimiz) bacak arasına da vuruyorlardı. New York Times bunu sıkça yapardı. Şimdi de “Türkiye düşmanlığıyla meşhur, kimliği ve kökeni müphem Taner Akçam’ın Türkiye’ye düşmanlık dolu bir makalesini yayınlıyor”du. Hem de Türkçe. Hem de “sözde”makalenin duyurusunu Twitter üzerinden yaparak. Bunun adı gazetecilik değildi. Net ve açık bir hasmane tutumdu bu...

Bu adamlar nerede hangi düğmeye basılıyor, genellikle bizden iyi bilirler.

Bu adamlar, Hrant Dink için “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla ve “kökeni” nedeniyle bir yerlerde düğmeye basıldığını da iyi bilirler.

Fakat bu adamlar, devletin resmî tezlerini eleştiriyor diye, “kökeni müphem” Taner Akçam’ın“Türkiye düşmanlığıyla meşhur olduğunu” yazmaktan da çekinmezler.

Çünkü, onaylanmış sahada durduklarını bilirler. Daha dün, Ali Bayramoğlu’na benzer saldırıların hangi derinliklerden yapıldığını sezerler. “Gazeteci” sezgileri çok güçlüdür bu adamların.

İşte biz ne zaman adam olacağımızı bunlardan öğreneceğiz.

Bu gün artık Hrant Dink’e yapılan alçaklığı Akçam’a da yapabilmenin pek mümkün olmadığı zamanlardayız.

Peki, bu adamlar bunları bu rahatlık nedeniyle mi yazabiliyorlar sizce? Ergenekon’un cirit attığı koşullarda daha sorumlu davranırlardı diyen var mı aranızda?

Eğer varsa, Hrant kampanyası günlerine dönülmesini, kim ne yazmış hatırlanmasını öneriyorum.

Ne zaman mı adam oluruz?

Bu adamların nasıl adam olacağımız “metaforlarını” kendi çocuklarından başka kimseye anlatacak itibarı kalmadığında desem...

Çocuklarına acıyarak desem?

.... Ben biraz izin istiyorum... Desem...


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar (1)

  • Sevilmiş Gerçeğin Aynası
    Sevilmiş Gerçeğin Aynası
    4.08.2012 07:41

    O adam olmaktan bahseden insan müsveddesi, kendi soydaşlarının (muhtemelen enverin talatın bahattin şakirin cevdetin itin köpeğin (Halide Edip in elini tutmaktan iğreneceği soydaşları)) bizzat pilanladığı ve uyguladığı, 1.500.000 silahsız sivil (vede erkeksiz...1914 seferberlikte 300 bin eli silah tutan Ermeni osmanlı ordusuna askere alındı. Sonra gruplar hainde infaz edildi) Ermeni nin kahpece katledildiği 1915 Ermeni Soykırımı na "Si.ilmiş G.tün Davası" diyen alçak Fatih Altaylı olabilir mi

Resmi İlanlar