Gürbüz ÖZALTINLI
Gürbüz ÖZALTINLI

Gazete: Serbestiyet.com

Gerçekçi olmak

  • 15.08.2012 00:00

 PKK’yı, devletin özellikle 90’lı yıllardan tanıdığımız faşizan Kürt siyasetinin simetrisine bu kadar açık biçimde yerleştiren son eylemi, insanın içini gerçekten iyice karartıyor. Polislerin Meclis’i basıp, Kürtlerin seçilmiş vekillerini yaka paça alıp götürdükleri yıllardan bahsediyorum. Ordunun siyasetin merkezinde durduğu zamanlardı. Halkın oylarıyla kürsüye çıkan vekiller, silahı elinde tutanların iradesiyle kürsüden indirildiler. Türk siyasetçiler bu rezil oyuna katılmaktan çekinmediler.

Yıllar sonra şimdi, o Kürt siyasetini yönetenler, Dersim milletvekilini, “hakkında şikâyetler var”diyerek yol kesip kaçırıyor. Savaşın, savaşan tarafları birbirine benzettiğinin bu kadar çıplak bir sembolünü bulmak zordur. Bu, hiçbir “mağduriyetin” temize çıkartamayacağı bir rezilliktir. Siyaset falan değildir.

Bu ne zaman oluyor? Kürt vekillerin kafalarına bastırılarak polis arabalarına sokulduğu günlerden, barış masalarının kurulduğu, barış iradesinin ilk kez bu ülkeyi yönetenler nezdinde karşılık bulduğu, yetersiz de olsa adımlar atıldığı; köprülerin altından Ergenekonların, olağanüstü hâllerin, faili meçhullerin, kimlik inkârlarının akıp gittiği günlerde oluyor.

Daha dün, Türk siyasetinde sorunu çözmek için, CHP’nin hükümetle diyalog arayışına girmeyi deklare etmek durumunda kaldığı, Meclis’te işbirliği çağrılarının yapıldığı koşulların yerini, şimdi PKK’ya karşı ortak tutum politikaları aldı.

Savaşçılar yine bir adım öndeler. Barış için nefes tüketenler bir kere daha boşluktalar.

Gerçekten yıldırıcı.

Evet, PKK savaş istiyor. Ortadoğu’nun yeni iklimi ona bu cesareti veriyor. Zamanında atılması geciken her adım bugün bu coğrafyaya kan olarak geri dönüyor.

Türkiye’nin Irak Kürtleriyle çatışma politikasını terk ettiği, Suriye ile Kürt sorununun çözümünde işbirliği yapma koşullarını elde ettiği, ABD’nin Irak’tan çekilirken Türkiye’nin istikrarını çok önemsediği yakın dönemde, PKK bir Ortadoğu aktörü olmaktan giderek çıkıyordu. Devlet ve PKK büyük ölçüde baş başa kalmıştı. Öcalan’ın ABD tarafından Türkiye’ye teslim edildiği zamandan, “Arap Baharı”nın göz göre göre Suriye’nin kapısına dayanmasına kadar geçen “altın süre” heba edildi.

Bir gün bu tarih daha soğukkanlı yazılacaktır. Bugünün birbirleriyle hesaplaşması bitmemiş aktörlerinin siyasi söylemlerinin bir hükmü yoktur. Ancak, şunları da biliyoruz: Ordu ve CHP eldeki bütün araçlarıyla ve ne pahasına olursa olsun hükümeti tasfiye kavgasına odaklanmış ve Kürt açılımını“vatana ihanet” ilan etmişlerdi. Milliyetçi hareket en yüksek temsilcisi ağzından “dağa çıkmaktan”söz ediyordu. AKP hâlâ rüşt ispatı peşindeydi. Ve şimdilerde daha görünür oldu ki, muhafazakâr cephede de Kürt siyasetine dair bir uyum yoktu. Türk cephesi böyleyken, PKK’nın da çok başlı olduğunun bütün işaretlerini sonradan aldık.

O günlerde, bütün meselesi AKP hükümetinin yıkılması olan, açılımı içi boş bir oyun ilan eden, sorunun çözümü için parmağını oynatmak bir yana olumlu gelişmelerin hükümet hanesine yazılacağı saikıyla davranan çevrelerin, bugün faturayı hükümete çıkarması, bana asla samimi gelmiyor. O kadar hafızasız değiliz.

Elbette kaçan fırsatlara yakınıp, tarihe de takılacak değiliz.

Bugünü konuşmamız gerekir.

PKK’nın Suriye’deki gelişmelerle birlikte İran ve Esed desteğiyle önünde yeni imkânlar açıldığını, savaşı tırmandırarak bölge hâkimiyeti elde edebileceğini düşündüğü anlaşılıyor. Böyle dönemlerde, bunun “dünyanın büyük oyuncularının büyük planı” olduğunu anlatmaya hevesli kalem erbabı alışıldık biçimde harekete geçti. Türkiye büyük planın kırmızıçizgilerini aştığı için cezalandırılıyormuş. Büyük Kürdistan kararı verilmiş. Ama, oyunu bozma imkânı da varmış. Bu kalemler hep aynı yeri işaret ederler: “İsrail ve ABD’nin etkili politika yapıcılarıyla arayı düzeltin”... Derin tahlillerinin altından çıkan mesaj budur.

Benim, örneğin Serdar Turgut gibi bütün Batı basınını “derin okuyanlardan” olmadığımı, ABD’nin başkentinde “müthiş tecrübeler” edinmediğimi itiraf etmeme herhâlde gerek yoktur. Mütevazıca şunu söyleyeyim. Bu teorileri asla güvenilir bulmuyorum. Manipülasyon akıyor her tarafından.

Ben PKK’nın bölge aktörleriyle ilişkili olarak hiç de gerçekçi olmayan bir değerlendirme yaptığını ve gözü kara biçimde gençlerin kanına mal olan berbat bir kumara soyunduğunu düşünüyorum.

Hükümeti sertliğe ve savaşa zorluyorlar. Bundan bir halk ayaklanması umuyorlar.

Savaş, zamanında yapılmamış reformları gerçekleştirmeyi çok zorlaştırıyor. Cenazeler art arda gelir, Türklerin nefreti alabildiğine kışkırtılırken Kürt hakları üzerine reformlar yapabilecek cesarette bir liderlik bulmak kolay değil. Bu ancak muhalefetin de doğrudan katılması, en önemlisi de muhafazakâr dünyada görüş birliğinin sağlanmasıyla mümkün olabilir.

Kürtlerle Oslo mutabakatı yaptı diye Başbakan’ın görevlendirdiği MİT Müsteşarı’nın ifadeye çağrıldığı bir ülkede, dönüp dolaşıp sorunu çözmediği için Erdoğan’a yüklenmeyi çok insafla bağdaşır bulmuyorum.

Barış isteyenlerin; eleştirilerinde, ısrarla müzakereciliği aşağılayan, tehdit olarak gören çevrelerin üstünden atlayıp geçmelerini anlamıyorum.

Siyaset gerçekler üzerine yürür, bizden gerçekçi olmamızı bekler.

Hükümetin etrafında geniş bir barış cephesinin kurulmasına ve reformculuğa itiraz eden güçleri görmezden gelmek gerçekçilikle bağdaşmaz.

Erdoğan’a vurmakla mesele çözülmez.

Bunları söyleyince, bütün otoriterliğiyle hepimizin tüylerini diken diken yapan Erdoğan’ın arkasına dizilmiş görüntüsü vermekten kaygılanılıyorsa...

O kadar cesaret olmadan da bu tartışmalar yürümez.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar